8 Mart ve düşündürdükleri: şiddet, namus cinayetleri, sığınma evleri

Ayşe Akkaya
Avukat, İstanbul Barosu

Yine bir 8 mart. Her 8 mart da medyada, belediye başkanlarından başbakana kadar herkes dünya kadınlar günümüzü kutlar. Özlü sözlerle günün anlam ve önemi vurgulanır. Kutlama havasına kendini kaptıran erkek arkadaşlarımız çiçek alır. Her yerde kadınlara ne kadar önem verildiği, baş tacı edilmemiz gerektiği “devlet büyüklerimizce” anlatılır da anlatılır. Kadınların yaşadığı sorunlara  olan duyarlılıklarına neredeyse inanasınız gelir. Hani neredeyse bu şekilde gün kurtarılır, durum idare edilir ve bir yıl sonraki 8 Mart’a kadar kadın sorunları rafa kaldırılır.

Aile içi şiddetin % 90’lara vardığı, namus cinayetleri altında yüzlerce kadının katledildiği ve sanıkların cezalarında indirim yapıldığı, tecavüz edenle evlenmenin cezada indirim nedeni olarak kabul gördüğü (her ne kadar Yeni TCK da  her iki madde ile ilgili değişiklik yapılmışsa da yasanın görüşülmesi sırasında ileri sürülen argümanları henüz unutmadık), sığınma evleri olmayan, “kocasıdır severde döverde” zihniyetinin karşılığını yönetim kademelerinde de bulan, evlere kapatılan, çalışma hayatının dışına itilen, zorla evlendirilen, öldürülen yada intihara zorlanan kadınların ülkesi burası. Ders kitaplarında cinsiyetçiliğin yaygın hakimiyetinin devam ettiği, kız çocuklarının eğitim hakkından gereği gibi yararlanamadığı, siyasette yeterince temsil edilemediği kadınların ülkesi. Kadının insan haklarının sözde kabul edildiği ancak uygulamada yeterince desteklenmediği bu konuda gerekli olmazsa olmaz politikaların üretilmediği bir ülke.  

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde kadınların verdiği yoğun mücadele sonrasında yasalarda yapılan olumlu değişiklikler elbette ki  yadsınamaz. Ancak bunlar yeterli değildir. Sorunu çözmek, öncelikle sorunun varlığını kabul etmek, çözümü samimiyetle istemek ve buna uygun politikalar üretip hayata geçirmekle mümkündür. Kadınların aktif siyasete katılımının önünü açmak, karar mekanizmalarında  kadın bakış açısına sahip çok daha fazla kadının yer almasını sağlamakla mümkündür.

Çok acil çözülmesi gereken sorunların başında kadına yönelik şiddet, özellikle de aile içi şiddet ve namus cinayetleri gelmektedir. Çok değil bundan bir ay önce aynı gün içinde dört farklı ilde yaşayan 4 kadının öldürülmesi haberine tanıklık ettik hep birlikte. Bursa'da Elmas S.'yi kayınbiraderi, Urfa'da Kadriye A.'yı erkek akrabaları, Adana'da Ayfer Ç.'yi eşi ve Antep'te Kadriye U.'yu erkek kardeşi, “namus” gerekçesiyle öldürdü. Şubat ayı içinde gazetelere yansıyan bir araştırma sonucu ise hepimizin tüylerini diken diken etti. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Aytekin Sır'ın namus cinayetlerine yöre halkının bakış açısını ortaya koymak amacı ile bölgede yaptığı araştırmada deneklerin yüzde 84'ünün kadınların cezalandırılması gerektiğini savunduğu, “ne tür ceza verilmeli?” sorusuna %37.4’ü “öldürülmeli” yanıtını verdiğini “nasıl bir ceza?” sorusuna  ise %3.3 nün “zehirlemek” bir kısmının ise burunları kesilmeli, kulakları kesilmeli ya da saçları kazınmalı  şeklinde  cevap vermişler.

Uçan  Süpürge'nin hazırladığı CEDAW Gölge  Rapor'da,  2000-2004 yılları arasında basına yansıyan namus cinayeti kurbanı kadınların sayısının 54'e ulaştığı bildirilmiş. Güldünya’nın  yaralı olarak polise sığınmış olmasına rağmen gerekli hiçbir önlem ve tedbir alınmadığı için  hastanede  ailesi tarafından öldürülmesine  hep birlikte tanıklık etmedik mi? Gerekli çözümler üretilmediği, kadın erkek eşitsizliği ile etkin olarak mücadele edilmediği takdirde daha bir  çok kadınının daha ölümüne tanıklık edeceğiz. Kadın erkek eşitsizliğini ortadan kaldırmak için uzun erimli politikalar üretmek, kadına yönelik olumsuz ön yargı ve geleneklerle mücadele etmek, kadınları iş yaşamına katmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek, ihtiyaca yetecek miktarda kadın sığınma evleri ve danışma merkezleri açmak kadın hareketinin olduğu kadar devletinde görev ve yükümlülükleri arasındadır.

Ocak ayı içinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 59 numaralı oturum da namus cinayetleri ile mücadele etmek ve sona erdirmek için gerekli önlem ve tedbirlere ilişkin olarak  tavsiye kararı almıştır. Türkiye de bu kararın alınmasında  sponsor ülke olmuştur. İmza atmakla sınırlı  siyaset anlayışımızın uygulamaya da yansıması dileği ile çok önemli bu uluslararası tavsiye kararının ilgili kısmını aynen aktarıyorum.  

59. Oturum Üçüncü Komite

Gündem maddesi 98

3. Tüm Devletleri:

(a) Yasal, idari ve programa dayalı tedbirler aracılığıyla, birçok farklı biçimde gerçekleşen namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçları önleme ve ortadan kaldırmaya yönelik çabalarını yoğunlaştırmaya devam etmeye;

(b) Namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçları derhal ve derinlemesine soruşturmaya, etkili biçimde takibatta bulunmaya ve bu tür olayları belgelemeye ve failleri cezalandırmaya;

(c) Bu suçların gerçekleşmesine izin veren tutum ve davranışların değiştirilmesi amacıyla, topluluk önderlerini dahil ederek, namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen ve göz yumulan suçların önlenmesi ve ortadan kaldırılması gerekliliğine ilişkin bilinç yükseltme çabalarını yoğunlaştırmaya;

(d) Erkeklerin, özellikle kadınlara ve kızlara karşı namus adına işlenen suçların önlenmesindeki rolleri dahil olmak üzere, cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılması ve cinsiyete ilişkin klişelerin önlenmesi için tutumların değiştirilmesine ilişkin sorumlulukları hakkında bilinç yükseltme çabalarını yoğunlaştırmaya;

(e) Medyanın bilinç yükseltmeye yönelik  kampanya çabalarını teşvik etmeye;

(f) Namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçların nedenleri ve sonuçları hakkında, polis, adli ve hukuki personel gibi, hukuku uygulamakla görevli olanlara eğitim vermek de dahil olmak üzere, bilgi ve anlayışı artırmaya yönelik tedbir ve programları teşvik etmeye, desteklemeye ve uygulamaya ve bu kişilerin bu suçlara ilişkin şikayetleri tarafsız ve etkili biçimde ele alma ve gerçek ve potansiyel mağdurların korunmasını güvenceye almak için gerekli tedbirleri alma kapasitelerini güçlendirmeye;

(g) Hükümet-dışı örgütler de dahil olmak üzere, sivil toplumun bu soruna ilişkin çalışmalarını desteklemeye devam etmeye ve hükümetler arası ve hükümet-dışı örgütlerle işbirliğini güçlendirmeye;

(h) Mümkün olduğunda, gerçek ve potansiyel mağdurların ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere, onlara uygun koruma, güvenli barınma, danışma, adli yardım, cinsel sağlık ve üreme sağlığı, psikolojik sağlık ve diğer ilgili alanlar da dahil olmak üzere sağlık-bakım hizmetleri, rehabilitasyon ve toplumla yeniden bütünleşme olanakları sağlayarak destek hizmetleri kurmaya, güçlendirmeye veya kolaylaştırmaya;

(i) Namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçlara ilişkin şikayetleri, mağdurların ve başkalarının bu suçları güvenli ve gizli bir ortamda bildirebilmelerini sağlayacak kurumsal mekanizmalar kurarak, bunları güçlendirerek veya kolaylaştırarak etkili biçimde ele almaya;

(j) Cinsiyete ve yaşa göre sınıflandırılmış bilgi de dahil olmak üzere, bu tür suçların gerçekleşmesine ilişkin istatistiksel bilgiyi toplamaya ve yaymaya, ve bu tür bilgiyi Sekreterliğin 58/185 sayılı karar gereğince hazırlayacağı kadınlara karşı şiddete ilişkin kapsamlı raporunda ve 57/190 sayılı karar gereğince hazırlayacağı çocuklara karşı şiddete ilişkin kapsamlı raporunda kullanılmak üzere sunmaya;

(k) Uygun olduğunda, namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçların önlenmesi ve ortadan kaldırılması çabaları çerçevesinde kabul ettikleri ve uyguladıkları hukuki ve politik tedbirlere ilişkin bilgiyi insan hakları sözleşme organlarına sundukları raporlara dahil etmeye çağırır.

Kadınların insan hakları  her gün ihlal ediliyor. Uçan  Süpürge'nin hazırladığı CEDAW Gölge  Raporu evli erkeklerin üçte birinin eşine cinsel saldırıda bulunduğunu; kadınların yüzde 97'sinin hayatları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığını ortaya koydu. Ekonomik şiddet ve psikolojik şiddet de eklendiğinde oran çok daha yüksektir. Şiddeti önleme konusunda etkin önlemler almayan bir devletin uğranılan şiddet de  sorumluluğu ve teşviki vardır. Türkiye’deki uygulama alınan tedbir ve  önlemler kadına yönelik her türlü şiddetin yetkililerce hoş görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin 19 sayılı Genel Tavsiyesi devletlere bu konuda sorumluluk yükler ve alınacak önlemlere ilişkin tavsiyelerde bulunur:

“Devletler, kadınların insan haklarını iyileştirmeli ve korumalıdır ve şu şekilde gereken özeni uygulamalıdır:

(a) İster evde, iş yerinde, topluluk veya toplum içinde olsun, isterse gözaltında, silahlı çatışma durumlarında olsun, her türlü kadına yönelik şiddet fiillerini önlemek, soruşturmak ve cezalandırmak;

(b) Kadınları güçlendirmek ve ekonomik bağımsızlıklarını sağlamak, bütün haklardan ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanmalarını korumak ve geliştirmek için tüm önlemleri almak;

(c) Kadına yönelik şiddeti kınamak, ve bu türden şiddeti sona erdirme yükümlülüklerinden kaçınmak için din ya da kültür adına gelenek, görenek ya da uygulamalara başvurmamak;

(d) Bilgilendirme, yasal okuma yazma kampanyaları ve hukuk, yargı ve sağlık personelinin eğitilmesi de dahil olmak üzere şiddetin önlenmesini amaçlayan yasal, eğitsel, toplumsal ve öteki önlemleri geliştirmek ve/veya kullanmaya yönelik çabaları artırmak;”olarak devletin görev ve sorumlulukları sayılmıştır.

Uygulamada ise şiddete maruz kalan kadınlar karakol kapılarından geri çevrilmekte, şikayetleri alınmamakta yada şikayetlerinden vazgeçmeleri konusunda ikna edilmekte, koruma tedbirleri etkin ve hızlı olarak uygulanamamakta, etkin politikalar geliştirilmemekte ve sığınma evi ihtiyacı karşılanmamaktadır. Devletin sorumlulukları açık ve nettir. Sadece  şiddete karşı ve şiddeti suç sayan yasalar çıkarmak yeterli olmayıp, kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, ortadan kaldırılması konusunda politikalar üretmek, bunun için gerekli alt yapıyı oluşturmak, uluslararası sözleşmelerle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek, cins ayrımcılığına yönelik ve ataerkilliği besleyici gelenek görenek ve önyargılarla mücadele etmek bu tür uygulamalar karşısında sert yaptırımlar uygulamak,  gerekli araştırmalar yaparak somut durumu ortaya çıkararak şiddeti görünür kılmak ve  kadın haklarını korumaya yönelik  her türlü önlemi almakla  yükümlüdür. Aynı şekilde şiddete uğramış tüm kadınların hak arama süreçlerinde hukuksal mekanizmalara kolay erişim ve hukuktan etkin olarak yararlanma hakkını güvence altına almak zorundadır.

Kadına yönelik şiddetle mücadele de kadını yaşadığı şiddet ortamından çıkarmak, güvenlikli bir ortam sunarak kendisini toparlamasını ve yeniden fiziksel ve psikolojik sağlığına kavuşmasını sağlamak için sığınma evleri olmazsa olmaz bir gereklilik ve acil bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç bu güne kadar yetkililer tarafından dikkate alınmamış kadınlar uğradıkları şiddetle baş etmekte yalnız bırakılmış toplumsal bir sorun olarak algılanmayarak kadınlar kaderlerine terk edilmişlerdir.

5272 sayılı yeni Belediye Kanununu ilk kez bu konuda bir düzenleme yapılmış ve  belediyenin görev, yetki  ve sorumluluklarını düzenleyen 14. maddesinin A bendinin son cümlesinde  “Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50 bini geçen belediyeler, kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açar” hükmüne yer vermiştir.  Belediye Yasası ile yapılan düzenleme oldukça sevindiricidir. Önceden de belediyelerin kadın sığınma evi açmasına bir engel yoktu. Ancak birkaç belediye dışında sığınma evi açılması konusunda bir girişim de olmamıştı.  En azından yasa ile Belediyelere böyle bir zorunluluk getirilmiş oldu. Ancak yasa maddesi de hem muğlak hem de yeterli düzenlemeyi içermemektedir. Eğer “koruma evinden” sığınma evlerini anlamamız gerekiyorsa sığınma evlerini kadın danışma merkezlerinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Ancak yasada kadın danışma merkezlerine yer verilmemiştir. Ayrıca “koruma evi” isminin kullanılması da kadın hareketi  tarafından “kadına yönelik şiddeti toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıp kadının korunması gereken bir nesne; kadına yönelik şiddeti ise kadının kendi sorunu haline getirdiği” haklı gerekçesi ile eleştirilmiştir. Kaldı ki  koruma evlerinden şiddet mağduru kadınlar dışında yaşlı ve bakıma muhtaç kadınlar ve çocuklarda yararlanabilecektir. Farklı ihtiyaç ve gereksinimleri olan kadınların  aynı çatı altında toplanması  var olan sorunu görmezlikten gelmektir.

Sığınma evleri şiddetten  kaçabilmek ve can güvenliğini sağlamak için şiddete maruz kalmış kadınların rehabilite de edilebildikleri özsaygı ve kendine olan güvenin yeniden kazanılması için gerekli uzman desteğinden de yararlanabilecekleri, şiddetten  uzaklaşmak ve şiddetsiz bir hayat kurmanın mümkün olduğunu görebilmelerini sağlayacak her türlü güvenliği sağlanmış adresleri saklı tutulan mekanlardır. Her ilçeye ihtiyacı karşılayabilecek sayı ve nitelikte sığınma evlerinin açılması şarttır. Sığınma evlerinin yönetim, idare ve iç işleyişinin sadece yerel yönetimlerin insafına bırakılması son derece tehlikelidir. Zira seçimle gelenin  düşüncesi doğrultusunda uygulama farklılıkları ve sığınma evi ile amaçlanan dışında uygulamalara neden olabilir. Bu sebeple Sığınma Evleri için hazırlanacak yönetmelikte bu hususun özellikle üzerinde durularak, iç işleyişlerinin siyasi erkten bağımsız olarak düzenlenmesi,  kendi içinde özerk  kurumlar olmaları ve bağımsız kadın grupları ile koordineli çalışmaları  sağlanmalıdır. 2- 4 Aralık tarihinde Çanakkale de yapılan 7. Sığınaklar Kurultayı tüm illerden gelen kadın kuruluş ve  gruplarının katılımı ile gerçekleşmiş sığınma evleri ayrıntılı olarak tartışılmış ve sonuç bildirgesi hazırlanmıştır. Açılacak sığınma evlerine ilişkin olarak sonuç  bildirgesinde yer alan talep ve kriterler ile kadın gruplarının görüş ve önerilerinden yararlanılması şarttır. Sonuç bildirgesinin sığınaklara ilişkin bölümü aşağıda yer almaktadır.

 

Sığınaklar, Danışma/Dayanışma Merkezleri hakkındaki sonuç bildirgesi

1. Kadınlara yönelik harcamalar, şiddetin önlenmesi ve şiddete uğrayan kadınlara destek programlarının hayata geçirilebilmesi için kamu ve yerel yönetim bütçelerinden ödenek ayrılması ve bütçelerin toplumsal cinsiyet bakış açısıyla hazırlanması zorunludur.

Bu konunun Avrupa Birliği Mevzuatına da girmesi için bu yılki çalışma programına “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele”yi alan Avrupa Kadın Lobisi nezdinde girişimlerde bulunulmalıdır.

2. Yerel yönetimler, öncelikle bağımsız kadın kuruluşlarının açacakları bağımsız sığınakları, iç işleyişine müdahale etmeden, mekan ve finansman olarak desteklemelidir. Yerel yönetimlerin açıp işletecekleri sığınakların da kadına yönelik şiddet konusunda çalışan bağımsız kadın grupları ile birlikte işletilmesi sağlanmalıdır.

Sığınaklarda aşağıdaki evrensel ilkeler gözetilmelidir:

• Sığınakların adresleri gizlidir (törenle açılmazlar!).

• Başvuran kadınlar hakkında bilgiler gizli tutulur; bu kadınlar hiçbir şekilde teşhir edilemez.

• Kadınlar arasında yaş, cinsel tercih, sınıf, sakat olma, din, mezhep, dil, meslek, medeni hal, milliyet, renk, siyasi görüş vb. durumuna göre ayrımlar gözetilmez.

• Sığınaklarda hiçbir kadına veya çocuğa baskı ve şiddet uygulanamaz.

• Sığınaklarda çalışmalar yalnızca kadın bakış açısına sahip kadınlar tarafından yürütülür.

• Sığınaklar kadınları ve çocukları birlikte kabul eder; kadın ve çocukların güvenliğini sağlamak zorundadır.

• Kadınların şiddeti yaşıyor olmaları esastır ve kadınların söyledikleri geçerlidir.

• Sığınak ortamı kadının şiddetten kurtulmanın yol ve yöntemlerini bulabilmesi için teşvik edici olmalıdır. Sığınakta kadının özgüvenini yeniden kazanmasını sağlayacak bir yaşam ortamı yaratılmalıdır.

• Kadınlara şiddetsiz bir hayat kurabilmek için ihtiyaç duyduğu tıbbi, psikolojik, hukuksal danışmanlık, meslek kursları ve iş bulma olanakları ile çocuk bakım desteği sağlanmalıdır.

• Hem sığınakların adreslerinin gizliliği, hem de kadınlara sığınak dışındaki gerekli destekleri vermek için sığınakların mutlaka kadın danışma merkezleri ile birlikte açılması gereklidir.

3. “Kadın Korunma Evi”, “Konuk Evi” gibi kavramlar, kadına yönelik şiddeti toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıp; kadını korunması gereken bir nesne; kadına yönelik şiddeti ise kadının kendi sorunu haline getirmektedir. Kadını aile içindeki geleneksel rolü içinde kalmaya zorlamaktadır. Oysa sığınaklar sadece kadınların can güvenliğini sağlayacak mekanlar değil, aynı zamanda şiddetsiz bir hayatın mümkün olduğunu keşfedecekleri mekanlardır. Bu nedenle yukarıdaki ifadeler yerine “sığınak” sözcüğü kullanılmalıdır.

4. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ve Ankara Kadın Dayanışma Vakfı sığınaklarının en kısa zamanda yeniden açılması için gerekli kadın dayanışması ve güç birliği sağlanmalıdır.

5. SHÇEK'e bağlı toplum merkezleri ve sığınakların yerel yönetimler yasası uyarınca yerel yönetimlere aktarılması halinde kadın bakış açısına sahip, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi ve Kadının İnsan Hakları Eğitimi almış ve alanında uzmanlaşmış kadın personelin kadro kıyımına uğramaması için alanlarında çalışmalarının devam etmesi gerekmektedir.

6. Yerel Yönetimler Yasası Kadın Sığınakları Uygulama Yönetmeliğinin, evrensel sığınak ilkeleri göz önünde bulundurularak, bağımsız kadın hareketinin de görüşleri alınarak hazırlanması için çalışmalar yapılmalıdır.

 

Dipnot                                                                          

İstatistik bilgi ve belgeler uçan süpürge Web sayfasından alınmıştır.