Çukulata evden, cadının sarayına...
AB Anayasası: AB ‘demokrasi’sinin gerçek yüzü!

Ozan Gülhan
Avukat, İstanbul Barosu

AB’nin uzunca bir süredir üzerinde çalıştığı, ancak buna rağmen çalışmalarını saman altından yürüttüğü Anayasa Taslağı, Roma’da imzalandı. İmzalanmasından bir gün önceye kadar gündeme gelmeyen Taslak, imzadan sonra da kah Papa’nın ne kadar bozulduğu, kah Başbakan’ın ne kadar çok alkış aldığı manüpilasyonlarıyla geçiştirildi. Tabii ki, bu durum yalnızca Türkiye için değil; AB üyesi ülkeler için de geçerli.

AB Anayasası, Avrupa Topluluğu’nun kuruluş anlaşmasını ve halen geçerli olan AB anlaşmalarını konsolide eden birçok dokümanla birlikte, çok sayıda da yeni ek içeriyor. Üzerine kurulduğu temel ise, serbest piyasa ekonomisi ve militarizasyondan oluşuyor. Temel üzerindeki hak sahipleri ise, Almanya başta olmak üzere, Fransa, İngiltere ve İtalya...

“Haklar ve özgürlükler” masalı

AB Anayasası, “haklar ve özgürlükler” masalıyla başlıyor. Anayasanın “Birlik’in değerleri” başlıklı 2. maddesi şöyle: “Birlik, insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukuk devleti ve insan haklarına saygı değerleri üzerine kurulmuştur.” Kimilerine, “Emeğin Avrupası” ya da “Özgürlükler Avrupası” çığlıklarını attıran içi boş söylem, Birlik’in değerlerinin asıl olarak ne üzerine kurulu olduğunu gösteren diğer maddelerle birlikte okunduğunda anlamlı oluyor. Örgütlenme hakkı, çalışma hakkı, ücretsiz eğitim ve sağlık hakkı vb. haklara yer vermeyen Anayasa, haklar ve özgürlükler masalını burada kesiyor. Bundan sonrası ise Hansel ve Gratel masalındaki gibi: Çukulata evden, cadının sarayına... “Çukulatayla kandırıl(a)mayanlar”, yazının devamını içtenlikle okuyabilirler...

Serbest piyasa ekonomisi

Birlik’in amaçları, bu başlığı taşıyan 3. maddede kendisini gösteriyor. Maddenin 2. fıkrasına göre, “Birlik (...) rekabetin serbest olduğu ve çarpıtılmadığı tek bir pazar sunar.” 3. fıkraya göre, “Birlik, (...) rekabet gücü yüksek bir sosyal piyasa ekonomisi, (...) için çalışır.” Açıkça belirtildiği gibi Birlik’in amacı, piyasa ekonomisini sağlamaktır. Ancak, bu amaç doğrultusunda dizginleri elden bırakmamak da şarttır. Bu noktayı açmak için “Yetki kategorileri” başlıklı 11. madde ile “Münhasır yetkiler” başlıklı 12. maddeyi incelemek gerekiyor.

11. maddenin 3. fıkrasında, “Birlik, Üye Devletlerin ekonomik politikalarıyla istihdam politikalarını koordine etme yetkisine sahiptir.” denilerek üye ülkelerin ekonomi politikaları; 4. fıkrasında da, “Birlik, ortak savunma politikasının aşamalı olarak tanımlanması da dahil olmak üzere, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası tanımlama ve uygulama yetkisine sahiptir.” denilerek güvenlik ve dış politikaları, Birlik dörtlüsünün lehine olmak üzere inisiyatif kaybına uğratılmaktadır.

12. maddenin 1. fıkrasına göre ise, “Birlik, iç pazarın işleyişi için gerekli rekabet kurallarını oluşturma konusunda ve aşağıdaki konularda münhasır yetkiye sahiptir: – Euro para birimini benimseyen Üye Devletler için para politikası; – Ortak ticaret politikası; – Gümrük Birliği; – Ortak balıkçılık politikası kapsamında denizlerdeki biyolojik kaynakların korunması.” Böylece, 11. madde ile kapsama alınamayanlar da, 12. madde ile alınmaktadır.

Madde III-31, 32, 33, 50 ve 69 da, konu dahilindeki öne çıkan diğer maddeler. Madde III-31, 32, 33 hizmetle, madde III-50 denetim ve fiyatlara müdahale yasağıyla ve madde III-69 açık pazar ekonomisi ile serbest rekabetle ilgili maddelerdir. Her bir maddenin amacı, değişik sektörlerin piyasa ekonomisine tam olarak bağlanmasını sağlamaktır.

Hizmetlerin serbestleş(tiril)mesine verilen önem konunun ayrı ayrı üç madde ile işlenmesinden de açıkça anlaşılıyor: Madde III-31/2. “Sermaye hareketleriyle bağlantılı olarak bankacılık ve sigortacılık hizmetlerinin serbestleşmesi, sermaye hareketinin serbestleşmesine paralel olarak gerçekleşecektir.”; Madde III-32 “1. Bir Avrupa çerçeve yasası, belirli bir hizmetin serbestleşmesine ulaşma tedbirlerini belirler. Bu, Ekonomik ve Sosyal Komite’ye danıştıktan sonra kabul edilir. 2. Genel bir kural olarak, 1. paragrafta belirtilen Avrupa çerçeve yasasıyla ilgili öncelik, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen veya serbestleşmesi malların ticaretine yardımcı olan hizmetlere tanınır.” ve madde III-33 “Üye Devletler, genel ekonomik durumun ve ilgili ekonomik sektörün durumunun izin vermesi halinde, hizmetlerin madde III-32(1)’e göre kabul edilen Avrupa çerçeve yasasının gerektirdiği ölçünün ötesinde serbestleşmesini üstlenme konusundaki istekliliklerini beyan ederler.”

Almanya öncülüğünde oyunun kurallarını koyan “Birlik sahipleri”, bir yandan “serbest piyasa” diye bağırırlarken, diğer yandan Anayasaya üye devletlerin serbest hareketlerini engelleyecek maddeler yerleştiriyor. Madde III-50, denetim ve fiyatlara müdahale yasağını içeriyor: “1. Girişimler arasındaki tüm anlaşmalar, girişim birliklerinin kararları ve Üye Devletler arasındaki ticareti etkileyebilecek olan ve iç pazarda rekabeti önleme, kısıtlama veya çarpıtma hedefi veya etkisi bulunan ve özellikle de aşağıdaki özelliklere sahip anlaşmalı uygulamalar iç pazarla uyumlu olmadıklarından yasaklanır.” Ardından söz konusu uygulamalar sayılıyor. Kuralları koymanın avantajlarını ise, madde III-56/c gösteriyor: Burada Almanya madde III-50’nin kapsamı dışına alınıyor!

Bu alt başlığa son noktayı madde III-69 koyuyor. Madde ile, piyasa ekonomisi dışındaki alternatif seçimler tamamen ortadan kaldırılıyor (ya da kaldırılmaya çalışılıyor). “1. Madde I-3’te belirtilen amaçlar doğrultusunda, Üye Devletlerin ve Birlik’in gerçekleştirdikleri faaliyetler, Anayasa’da öngörülen koşullara uygun olarak, Üye Devletlerin ekonomi politikalarının yakın bir şekilde koordinasyonuna, iç pazara ve ortak hedeflerin tanımına dayanan ve serbest rekabeti içeren, açık pazar ekonomisi ilkesine göre yürütülen bir ekonomi politikasının kabul edilmesini içerir.” Anayasanın ilk ayağı, böylece, ince elenip sık dokunarak tamamlanıyor. Kısaca, Birlik sahipleri, “Yaşasın piyasa ekonomisi!” diye bağırıyor...

Militarizasyon (AB Ordusu, NATO ve “Önleyici” Saldırı Doktrini)

AB Anayasası’nın diğer ayağı ise, militarizasyon üzerine kurulu. Bundan önceki dönemlerde sanki bu konuya uzaklarmış gibi bir yanılsamaya yer vermemek için şöyle açıklayalım; AB militarizasyon konusunda kendi markasını yaratıyor: AB Ordusu... Tabii ki, bu husus, NATO’yla işbirliğinin sona erdirilmesi anlamına gelmiyor...

Anayasanın “Ortak güvenlik ve savunma politikasının uygulanması için özel hükümler” başlıklı 40. maddesi, AB’nin ortak güvenlik ve savunma (siz saldırı okuyun!) politikasını şekillendiriyor. Burada üç nokta önemli: AB Ordusu’nun kurulması, NATO’yla dayanışma, Birlik içi ve Birlik dışı “önleyici” saldırı doktrini....

Maddenin 1. fıkrasında, “Ortak güvenlik ve savunma politikası, ortak dış politika ile güvenlik politikasının bölünmez bir parçasıdır. Ortak güvenlik ve savunma politikası, Birlik’e sivil ve askeri varlıklar sevk etmek için operasyonel güç sağlar. Birlik, Birleşmiş Milletler Antlaşması ilkelerine uygun olarak barışı sağlamak, çatışmaları önlemek ve uluslararası güvenliği güçlendirmek amacıyla, bunları Birlik dışındaki görevlerde kullanabilir. Bu görevlerin yerine getirilmesi, Üye Devletler'in sağladıkları güçler tarafından üstlenilir.” denilerek, AB Ordusu’nun hukuki temeli atılıyor. Birlik dışındaki görevlerden yalnızca BM kapsamındaki görevler anlaşılmamalı. Afganistan, Irak ile “eski ve yeni savaş bölgeleri” de Birlik’in kapsam alanında! Daha da somut olması için bir açıklama yapalım. AB’nin 25 üye ülkesinden 13’ü (yani yarıdan fazlası) Irak’ın işgaline destek amacıyla asker gönderdi. Bunlar arasından yalnızca İspanya, Madrid’de patlayan bombaların ardından askerlerini geri çekti. Bundan sonraysa anlaşılan dağınık değil, “tek yumruk” bir AB göreceğiz!

Maddenin 3. fıkrası, üye devletlerin AB Ordusu’na katılma ve sürekli silahlanma zorunluluğu ile AB Ordusu konusundaki kurumsallaşmayı açıklıyor: “Üye Devletler, Bakanlar Konseyi tarafından tanımlanan hedeflere katkıda bulunmak amacıyla ortak güvenlik ve savunma politikasının uygulanması için, sivil ve askeri yeteneklerini Birlik’in hizmetine sunarlar. Birlikte çokuluslu güçler kuran Üye Devletler, aynı zamanda bunları ortak güvenlik ve savunma politikasının hizmetine de sunabilirler. (...) Üye Devletler, aşamalı olarak kendi askeri güçlerini geliştirmeyi üstlenirler. (...) Bakanlar Konseyi’ne yardımcı olmak için, bir Avrupa Silahlanma, Araştırma ve Askeri Güçler Dairesi kurulacaktır.”

Maddenin 7. fıkrası ise, savunmanın ne anlama geldiğini gösteriyor. “Avrupa Konseyi bu maddenin 2. paragrafına uygun olarak hareket edene dek, müşterek savunmayla ilgili olarak, Birlik çerçevesi içinde daha yakın işbirliği kurulacaktır. Bu işbirliği dahilinde, bu işbirliğine katılan Üye Devletlerden birinin, bölgesinde silahlı saldırı kurbanı konumunda olması halinde, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesine uygun olarak, diğer katılımcı ülkeler bu ülkeye askeri veya diğer güçler açısından yardımda bulunur. Müşterek savunmayla ilgili yakın işbirliğinin uygulanmasında, katılımcı Üye Devletler, Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı ile yakın işbirliği içinde çalışırlar.” Kısaca, fıkra ile, manevi destek, maddi desteğe dönüştürülürken; NATO’nun AB’nin en büyük “savunma işbirlikçisi” olma misyonu da AB Anayasası’na ekleniyor!

Ve madde 42: “Dayanışma maddesi”... AB Ordusu, üye devlet, istese de istemese de ona yardım eder! Maddenin 1. fıkrası şu şekilde: “Herhangi bir Üye Ülkenin terörist saldırıdan ya da doğal veya insani nedenlerden kaynaklanan bir felaketin kurbanı olması halinde, Birlik ve ona Üye Devletler, bir dayanışma ruhu içinde bir arada hareket ederler. Birlik, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda, Üye Devletler tarafından sağlanan askeri kaynaklar da dahil olmak üzere, tüm araçları bu Üye Devletin kullanımı için seferber eder: a) Üye Devletlerin bölgelerindeki terörist tehdidin önlenmesi; demokratik kurumların ve sivil halkın herhangi bir terörist saldırıdan korunması; terörist saldırı durumunda, bir Üye Ülkenin siyasi makamlarının talebi üzerine, o ülkeye kendi bölgesinde yardımda bulunulması;” “Terörist saldırıların” söz konusu olması durumunda, o üye devlete AB Ordusu’nun askeri destek vermesi, maddenin ve Anayasanın özünü bize açıklıyor. Nelerin “terörist saldırı” kapsamına alınacağı ise son derece muğlak! Madde, AB üyeliğinden çekilme kararının bildirilmesinden sonra iki yıl süresince, Anayasanın üyelikten çekilen ülke için geçerli olmaya devam etmesi hususuyla birlikte düşünüldüğünde, vahametini bir kez daha gösteriyor.

Sonuç ve AB Anayasası’nın Türkiye’ye etkisi

Aslında bu iki temel ayağın yanına eklenebilecek daha birçok husus var. Üyeleri doğrudan seçilen Avrupa Parlamentosu’nun yetkilerinin kısıtlanıp yasa çıkarma yetkisini bile Bakanlar Konseyi’nden alacağı icazet ile kullanabilmesi, bunun yanında üyeleri devlet ve hükümet başkanları tarafından seçilen Avrupa Komisyonu’nun yetkilerinin genişletilmesi ve üyelerinin başkanın talebiyle istifa edecek olması, üye ülkelerin veto haklarının kısıtlanması, eşit oy yerine nitelikli çoğunluk esasının kabulü, AB’nin “demokratik” yüzünü; Anayasanın “Kiliselerin ve dini cemaatlerin statüsü” başlıklı 51. maddesi, Hıristiyanlık’a öncelik atfeden “laik” yüzünü daha da açık olarak ortaya çıkartıyor vb...

Üye ülkelerden bazılarını ortak, bazılarını pazar yapan neoliberal politikaları ve askeri egemenlik hülyalarını anayasal güvence altına alan AB Anayasası ile, ayrıca, üye devletlerin yasama, yürütme ve yargı erkleri de, “Birlik’in sahipleri”ne devrediliyor.

Son olarak, AB Anayasası tartışmalarının Türkiye kanadında, üzerinde en çok durulan noktaya, Anayasanın Türkiye için bağlayıcılığı olup olmadığı hususuna değinelim. Kullanılan “Nasılsa daha bizi bağlamıyor” söylemi, aslında pek de doğru değil. Söz konusu Türkiye oldu mu bağlayıcılık için yine üyelik gerekmiyor! Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 12 Aralık’ta yaptığı açıklamada, AB’ye entegrasyon sürecinde geri kalmış 1982 Anayasası’nın AB Anayasası’ndaki noktaları içerir şekilde revizyona tabi tutulacağını açıkladı.1 Peki, bu açıklama, AB Anayasası’nın Türkiye için bağlayıcılığını göstermiyor mu? Avrupa’da yağmur yağsa, şemsiyeyle gezen egemen sınıfın AB Anayasası’nın temel taşlarını iç hukuka yerleştirmeye çalışmayacakları söylenebilir mi?...

29 Ekim Ulusal Egemenlik Bayramı’nı, Roma’da, AB Anayasası’nı imzalayarak kutlayan Başbakan, inisiyatif kaybıyla beraber, ulusal egemenliğin yeni sahiplerini de göstermiyor mu?... Peki ya, 25 üyeli AB’nin 12 yıldızlı bayrağı, AB “demokrasi”sinin gerçek yüzünü yansıtmıyor mu?...