ABD, Bergama’yı arka bahçesi mi sanıyor?

Noyan Özkan
Avukat, İzmir Barosu

ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın, Bergama’da yargı kararlarına karşın ABD’li Newmont/Normandy şirketi tarafından işletilmeye çalışılan altın madeni ve kimya tesisi ile ilgili olarak Büyükelçi sıfatı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığına 17 Eylül 2004 günü yazdığı mektup, 27 Ocak 2005 tarihli EVRENSEL gazetesinde, “EMİR BÜYÜK YERDEN” başlığıyla yayınlandı.

GÜNIŞIĞI okurları, Bergama’da önce Eurogold sonra Normandy isimli firmalar tarafından yürütülen madencilik faaliyetlerine karşı yöre köylülerinin yürüttüğü sivil toplum muhalefetini, açılan onlarca davayı ve mahkeme kararlarına karşın altıncı şirketin hükümetin himayesinde illegal olarak yıllarca çalıştığını, köylülerin avukatları Senih Özay ve Arif Ali Cangı’nın yazılarıyla biliyorlar. Ancak, yine de, Edelman’ın mektuplu müdahalesinden önceki  bazı siyasi ve hukuki önemli gelişmelere yeniden dikkat çekmeyi uygun buluyorum. Çünkü, Edelman’a gelinceye kadar, Bergama’da ki yargı sürecine, bir hukuk devletinde kesinlikle rastlanmayacak kadar pervasız ve illegal müdahaleler yaşandı.

Kısaca Bergama’da neler olmuştu

Bergamalı köylülerin yaklaşık 15 yıldır çok uluslu altın/kimya şirketlerine (Eurogold-Newmont-Normandy) karşı yürüttükleri ''sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı'' mücadelesinde Danıştay 6.Dairesinin (ve İzmir 1.İdare Mahkemesinin) 1997/1998 yılında aldığı karar çok önemliydi. Yörenin jeolojik ve coğrafi durumu, sodyum siyanür kullanılmasının 20 ile 50 yıl süre ile yöre sakinlerinin yaşamına yönelik risk oluşturması gibi nedenlerin dayanak olduğu kararla, Çevre Bakanlığının altıncı şirkete verdiği faaliyet izni iptal edildi. Danıştay bu kararında özellikle Anayasanın 17.maddesine (yaşam hakkı) ve 56.maddesine (çevre hakkı) dayandı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve bazı kabine üyeleri bu kararı zamanında uygulamadıkları için Yargıtay ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tazminata mahkûm edildiler.

Arkadan gelen Ecevit Hükümeti ise, Anayasanın 138. maddesine ve hukuk devleti ilkesine aykırı olarak, 2000 yılında bir Başbakanlık Genelgesi ve 2002 yılında gizli bir Bakanlar Kurulu Prensip kararıyla, anılan 97/98 kararlarına karşın altın/kimya tesisinin illegal olarak çalışmasını sağladı.  Yürütme organının, yargıya açıkça müdahalesi ile mahkeme kararları rafa kaldırıldı ve altın/kimya tesisi yaklaşık 4 yıl süre ile illegal olarak çalıştırıldı. Ancak, 2002 tarihli Gizli Bakanlar Kurulu Prensip Kararının Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulması üzerine tesis 10 Ağustos 2004 tarihinden bu yana işletmeye kapatıldı.

Bergamalı köylüler AİHM’ye başvurdular

Yörede yaşayan 9 köylü yurttaş ve dönemin Belediye Başkanı Sefa Taşkın, 25 Eylül 1998 gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları başvuruyla, yaşam haklarının (m.2), özel yaşama saygı hakkının (m.8), adil yargılama ilkesinin (m.6) ve etkin/etkili yargılama hakkının (m. 13) ihlal edildiğinin bulgulanmasını istediler.

AİHM’nin yedi yargıçtan oluşan 3.Dairesi, 3 Haziran 2004 tarihinde Strasbourg’ta düzenlenen duruşmada taraf vekillerini dinlemiş ve 10 Kasım 2004 tarihinde Mahkemenin web sitesinde (www.echr.coe.int) 29 sayfalık kararını açıklamıştır. Mahkeme, özet olarak, Sözleşmenin 6. ve 8.maddelerinin ihlal edilmiş olduğuna, Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine yönelik başvuruların ayrıca incelenmesine gerek olmadığına ve her bir başvurucuya  3000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Bu gelişmeler üzerine Normandy şirketi, aleyhinde alınan her yargı kararından sonra yapmayı gelenek haline getirdiği dezenformasyon kampanyasına başlamıştır. 2004 Aralık ayında yayınlanan “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ovacık Altın Madeni Hakkındaki Kararı” başlıklı bir broşürde, AİHM’nin Bergama ile ilgili vermiş olduğu 10 Kasım 2004 günlü kararın başvurucu Bergamalıların değil, şirketin lehine yorumlanması gerektiği iddia edilmiştir.

Bu broşürün önsözünde, “…Mahkeme tarafından, madenin herhangi bir hasara veya zarara yol açtığı tespit edilmemiş olduğundan, davacıların maddi tazminat talepleri reddedilmiş; mahkeme sadece, manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir” cümlesi yer almıştır. Oysa, başvurucuların bu davada hiçbir şekilde maddi tazminat istemleri yoktur. Yalnızca manevi tazminat istemleri vardır ve bu istem kabul görmüştür.  İşte Normandy Şirketi böylesine kocaman bir yalanı binlerce bastırdığı ve posta ile dağıttığı 40 sayfalık kitapçığın önsözünün içine koymakta ve kamuoyu oluşturmaktadır. Ayrıca Normandy şirketinin Bergamalı köylülerle olan bazı davalarında altıncı şirketini Avukat olarak temsil eden Prof.Dr.Metin Günday’ın bu broşürde AÜ Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilimdalı Başkanı sıfatıyla, AİHM kararını şirket lehine yorumlayan bir mütalaa vermesi de son derece garip ve üzücüdür.

Askerler de Normandy’yi seviyor, takdir ediyor

Edelman’ın şirket temsilciliğine soyunmasında önce yaşanan iki garip ve dikkate değer olayı da anmadan geçemeyeceğim;

Birincisi; 2002 yılının Ekim ayı içinde, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, NATO Güneydoğu Avrupa Müşterek Komutanı Orgeneral Oktar Ataman, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Yener Karahanoğlu, Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Hasan Aksay ve Edremit Tugay Komutanı Tuğgeneral Alaattin Parmaksız, eşleri ile geldikleri Bergama Ovacık Altın Madenini ziyaret ederek, bilgi aldılar. Orgeneral Tolon, şirket yetkililerine plaket vermiş ve kendilerini tebrik etmiştir.

İkincisi; 2004 yılının Ağustos ayı içinde, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun eşi ile İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu’nun eşi, Ovacık Maden Tesisini ziyaret etmişler ve bu tesisin ülke ekonomisine olan katkısını övmüşlerdir.

Ne var bunda, memlekette seyahat özgürlüğü var diyebilirsiniz. Ancak, her iki ziyaretin ortak noktaları şunlardır: Newmont/Normandy, bu ziyaretleri önceden örgütlediği basın sayesinde PR propagandasına çevirmiş ve şirkete manevi destek sağlamıştır. Öte yandan, sonradan Danıştay 6. ve 8. Daireleri tarafından yürütmesi durdurulan ve -AİHM taafından hukukun üstünlüğüne bir darbe olarak nitelenen-Bakanlar Kurulunun 29 Mart 2002 tarihli gizli ve illegal prensip kararına dayalı olarak işletilen maden sahasında bu ziyaretler gerçekleştirildi. Üstelik, tüm tesisler gerekli izinler alınmadan yapılmıştı ve her biri “kaçak gecekondu” ile aynı yasal statü içindeydi.

Büyükelçi Edelman, şirketin temsilciliğine

soyunuyor

Dezenformasyon kampanyasının basın ve yayın kanallarıyla devam ettiği süreçte İzmir Ticaret Odası ve diğer işadamı meslek odalarının daveti üzerine İzmir’e gelen Büyükelçi Edelman, 25 Ekim 2004 gününde İZTO salonunda yaptığı konuşmada; “…ABD’li şirketlerin Türkiye’deki ihtilaflarında adalet sisteminin yavaş çalıştığını, yatırım için gerekli olan izinlerin alınmasında gecikmeler ve karışıklıklar yaşandığını, İzmir’de Newmont Madencilik ve Konak Pier’in bu güçlüklerle karşı karşıya olduğunu” belirtti.

Ertesi gün, bu haber, Cumhuriyet Gazetesinde yayınlandı. Aynı gün, yargıya müdahaleyi içeren bu beyanat üzerine İzmirli avukatlar (Senih Özay ve Noyan Özkan) 26 Ekim 2004 tarihinde Dışişleri Bakanlığına başvurarak, Büyükelçi Edelman’ın Persona non Grata (İstenilmeyen Kişi) ilan edilmesi istediler. Aynı gün İzmir Barosu Başkanlığına, Edelman’ın yargıya müdahale beyanatının kınanması ve hakkında  yasal girişimde bulunulması için yapılan başvuru ise, 17 Kasım 2004 tarihinde “konunun gündemden düştüğü” gerekçesi ile ret edilmiştir (!)

Bu arada Edelman boş durmamış ve yukarıda belirtilen 17 Eylül 2004 günlü mektubunu Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’e iletmişti. Edelman, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’e hitaben yazdığı bu mektubunda özetle; “19 Ağustos 2004’ten bu yana mühürlü olan Bergama / Ovacık altın madeni tesisi  için gerekli olan işlemlerin tamamlandığını, Bakanlık tarafından İzmir Valiliğine (evvelce iptal edilmiş) imar planı onayının yeniden verilmesinin tavsiye edilmesini, böylece başka yabancı yatırımcılara da pozitif sinyal verileceğini” belirtmiştir.

Bu resmi tavsiye mektubu üzerine Bayındırlık Bakanlığından 18 Ekim 2004 gününde İzmir Valiliğine gönderilen yazı ise, ABD Büyükelçiliği ile Bayındırlık Bakanlığının  ilginç ilişkisini tüm açıklığıyla ortaya çıkarmıştır. Bayındırlık Bakanlığı, ABD Büyükelçisinin İngilizce mektubunu yazısına eklemiş, ve bu mektupta Ovacık altın madeninin açılması için gerekli talimatların verilmesinin istendiği belirtilerek, dilekçe (!) sahibine yapılan işlem hakkında bilgi verilmesi istenmiştir.

Bütün bu yazışma ve talimatlardan sonra, İzmir Valiliği İl İdare Kurulu, 26 Ekim 2004 günü oybirliğiyle kaçak maden ve kimya tesisine yeniden imar plan onayı vermiştir. Böylece, eski İzmir Valisi Kemal Nehrozoğlu tarafından 1998 yılında Danıştay kararına uyulmak suretiyle yasa dışı ilan edilen ve yıkımına karar verilen tesis sözde legal kılıfa bürünmüştür.

Olayın basında patlak vermesi üzerine İzmirli avukatlar Ömer Erlat, İbrahim Arzuk, Serkan Cengiz, Uğur Kalelioğlu, Arif Ali Cangı, Senih Özay ve Noyan Özkan 27 Ocak 2005 günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e başvurmuşlar ve Edelman’ın “persona non grata” ilan edilmesini ve Bayındırlık Bakanı, bürokratları, İzmir Valisi ile İl İdare Müdürlerinin uyarılmasını talep etmişlerdir.

İzmir Barosu Başkanlığı, 5 Şubat 2005 tarihinde Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’e bir mektup göndermiş ve sözkonusu yazışma biçim ve üslubunu kınamıştır.

“Persona non grata” nedir?

18 Nisan 1961 tarihli Birleşmiş Milletler Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi, 3 (b) maddesi ile düzenlenen diplomatik misyonun görevleri içinde, kabul eden devlette, uluslararası hukukun müsaade ettiği sınırlar içinde gönderen devletin ve vatandaşlarının çıkarlarını korumak yer alır.

Sözleşmenin 9/1 maddesine göre ise, kabul eden devlet, herhangi bir zaman ve kararının gerekçesini açıklamak zorunda olmaksızın gönderen devlet misyon şefinin istenmeyen şahıs (persona non grata) olduğunu bildirebilir. Bu takdirde gönderen devlet, duruma göre, ilgili şahsı geri çağırır, veya misyondaki görevine son verir.

30/1 maddesine göre,  diplomatik ajan, kabul eden devletin cezai yargısından bağışıktır.

30/4 maddesine göre, kabul eden devletin yargısından bağışıklık, diplomatik ajanı gönderen devletin yargısından bağışık kılmaz.

Bugüne kadar, Cumhurbaşkanı Sezer, Dışişleri Bakanı Gül, Bayındırlık Bakanı Ergezen ve ABD Büyükelçisi Edelman’dan sözlü veya yazılı bir açıklama gelmemiştir. Bekliyoruz.

Bu arada,  Koza Davetiye Mağaza İşletmeleri ve İnşaat A.Ş isimli şirket, Normandy’nin hisselerini satın aldığını ve tesisi yeniden işletmeye açacağı  yolunda açıklamalarda bulunmaktadır. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın İpek, Şubat ayı içinde Hürriyet gazetesinde çıkan demecinde sanki yargı kararları hiç yokmuşçasına devletin kendisine verdiği izinler doğrultusunda madencilik faaliyetlerine devam edeceklerini belirtmiştir.   

İşte Bergama’da ve Ankara’da, çok aktörlü, çok lobili, çok paralı ve de çok hukuksuz olaylar sürüp gidiyor. Şimdi açıkça soruyor ve cevap bekliyoruz:

Bu ülkenin adalet ve hukuk sisteminde etkin olan hukukçu (veya hukukun üstünlüğüne inanmış) milletvekilleri, bilim adamları, yüksek yargı organları başkanları, hukuk fakültesi dekanları, bakanlıklardaki baş hukuk müşavirleri, tüm bu olup biten hukuk katliamı karşısında daha ne kadar susacaklar? Yoksa bu ülkede yaşamıyorlar mı?