|
|||||||||||||||||||
|
|
Aile içi şiddet nedenleri, psikolojik sonuçları ve İsviçre Medeni ve Ceza Hukukundaki yeri Ali
Çivi Alper
Hasanoğlu I. Genel Olarak Şiddet ve Sonuçları 1. Şiddet nedir? Bu yazıda şiddetin toplumun en küçük birimi olarak tarif edilen aile içinde bir araç olarak kullanılma nedenleri, psikolojik ve İsviçre’deki hukuki sonuçları üzerine odaklanmaya çalışacağız. Toplumun en küçük birimi kabul edilen aile düzeyine indiğimiz için kullanabileceğimiz açıklama yöntemleri sosyolojiden daha ziyade psikolojiye/psikiyatriye ve hukuka ait olacak. Günlük çalışma pratiğimizin önemli bir bölümü psikiyatrik ve hukuki sorunlarla geçtiğinden, çabamız ailelerdeki şiddetin bu yönde açıklanmasına yönelik olacak. Şiddet, özellikle aile içi şiddet hemen tüm toplumlarda karşılaşılan ve yaygınlaşma eğilimi gösteren bir sorun olarak dikkati çekmektedir. Öncelikle bazı rakamsal veriler:
Almanya’da 2000 yılında her 3 öldürme olayından biri aile içinde gerçekleşmiştir.6 Amerika’da öldürülen kadınların % 30‘u eşi, eski eşi ya da erkek arkadaşı tarafından öldürülmektedir; intihar girişiminde bulunan siyah kadınların yarısı, beyaz kadınların 1/4’ü sebep olarak eşleri tarafından dövülmeyi göstermektedir.7 Bir tarafta ceza yasasının koyduğu sınırlamalar ve buna göre bağlayıcı değer ve normların ihlali ile oluşan suç unsuru; diğer yanda toplumsal değer ve normlar şiddetin tanımını belirliyor. Belirtmek gerekir ki, şiddet ve saldırganlık aynı değildir. Saldırganlık yıkıcı ve yapıcı olabilir. Şiddet ise saldırganlığın yıkıcı biçimde ortaya çıkması ile oluşur. Buna göre şu tanım yapılabilir: İnsanın ruhsal ve fiziksel bütünlüğüne yönelik her türlü müdahale şiddettir. 2. Kişisel şiddetin ortaya çıkış biçimleri Kişisel şiddet, bir çıkar ya da bir ihtilafın çözümünde tek taraflı araç olarak, bir insanın ruhsal ya da fiziksel bütünlüğüne yönelmiş kasıtlı ve etkili eylemlerdir. Bunlar; fiziki, cinsel, psikolojik (sözlü, sembolik vs.) olabilmektedir. Aile içi şiddet hedefi çoklukla kadın ve çocuk olmaktadır. Bu sebeple belirtilen iki gruba yönelik özel şiddetle karşılaşılmaktadır: Özel olarak kadına yönelik şiddet biçimleri - Fiziki Şiddet: Düzenli kontrol, taciz, baskı, tehdit - Sözlü Şiddet: Hakaret, ırkçı sözler - Bedensel Şiddet: Tokat, nesne ile dayak, boğaz sıkma ve öldürmeye teşebbüs - Cinsel Şiddet: Tehdit ve baskı ile cinsel ilişkiye zorlama - Ekonomik Şiddet: Kadına ev ve kendi ihtiyaçları için para vermeme, tüm maaşını elinden alma Özel olarak çocuğa yönelik şiddet biçimleri - Anne baba arasındaki şiddet, çocuğu ruhsal olarak taciz eder. - Karısını döven babalar, çocuklarını da diğer babalara göre daha sık dövüyor. - Aynı şekilde kocasından dayak yiyen kadınlar, çocuklarını daha sık dövüyor. - İsviçre’de yapılan bir araştırmaya göre (İsviçre’de çocuk tacizi raporu, s.77)8; şiddet uygulayan erkek eşlerin çocukları, annelerinin şiddete maruz kalacaklarını farkettiklerinde, zaman zaman babalarını kışkırtıp şiddeti kendilerine yönelterek annelerini korumak istemektedirler. - Çocukluklarında anneleri babaları tarafından dövülmüş erkekler, evliliklerinde eşlerini diğer erkeklere göre 3 kat daha fazla dövüyor. 3. Şiddetin genel sebepleri Kimi araştırmacılar şiddetin nedenini, kökenini şiddeti uygulayan kişinin kişilik özellikleri ya da psikolojik rahatsızlıkları ile açıklamaya çalışırlar. Kişilik bozukluklarının, kişilerin şiddet uygulamalarına zemin hazırladığını öne sürerler. Bazı araştırmacılar sosyal öğrenme modelini bir açıklama yöntemi olarak kullanırlar. Bu araştırmacılara göre, şiddet öğrenilmiş bir davranıştır. Kişi kendi geçmişinde, çocukluğunda, ailesinde yanlış olarak öğrendiği davranış biçimlerine, sağlıklı olmayan sorun çözme yöntemlerine kendi hayatlarında bir sorunla karşılaştıklarında sorunları çözmek için başvururlar. Aile içindeki sorunların çoğunlukla şiddete başvurularak çözüldüğünü gören kişi, kendi hayatında karşılaştığı sorunları, köşeye sıkıştığını hissettiği zaman şiddete başvurarak çözmeye çalışır. Eğer bir kaç defa da sorunların şiddetle çözüldüğünü görürse bu davranış biçimi iyice pekişir ve kişiliğinin bir özelliği haline gelir. Bazı araştırmacılar da, aile içi şiddeti sistem teorileriyle açıklamaya çalışırlar. Şiddetin bir çok ailede, özellikle erkekler tarafından hiyerarşik yapının, sosyal statülerinin korunması için bir araç olarak kullanıldığını belirtirler. Aile içinde kadına ve çocuğa uygulanan şiddeti tetikleyebilecek çeşitli risk faktörleri vardır. Kadının yaşının 30’dan az olması, hamilelik, erkeğin alkol kullanması, aile içindeki ekonomik ya da başka nedenlerle ortaya çıkan çatışmalar, çocukların eğitimiyle ilgili tartışmalar, cinsel konulardaki sorunlar erkeklerin kadınlara şiddet uygulamasını tetikleyen risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Çocuklara uygulanan şiddeti tetikleyen risk faktörleri arasında ise, anne babanın kendisinin anne sevgisinden yoksun büyümüş olması, şiddetin egemen olduğu çocukluk yaşantısı, anne babanın çeşitli psikiyatrik bozukluklarının olması sayılabilir. Bütün bu teorilerden her biri, şiddetin belli türlerini açıklarken, bazılarını ya hiç açıklayamamakta ya da açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Yani şiddeti, tek bir yöntemle, lineer bir biçimde açıklamaya çalışmak yetersiz kalmaya mahkumdur. Belki bütün bu teorilerin, açıklama çabalarının bir sentezi bugün için yapılabilecek en doğru yöntem olur. Şiddetin yukarıdaki açıklama yöntemlerini göçmenlikle bağlantılandırmak istersek şunu görüyoruz. Ailelerin göçle oluşan sosyal dezintegrasyon ve izolasyonu, ekonomik yetersizlikler ve toplumsal olarak alt tabakalara ait olma, aile içinde kadına ve çocuğa yönelik şiddet riskini artırmaktadır. Göçmenlerin göç olgusuyla hiç hazırlıksız karşılaşmaları, göç edilen ülkenin hayat şartlarına uyumun eksik kalması, yetersiz yabancı dil bilgisi, ağır iş koşulları göçmenlerin stresle ilgili her türlü rahatsızlığa meyillerini arttırmaktadır. Türkiye’deki yaşam koşulları içinde cinsiyete ve yaşa bağlı olan aile içindeki hiyerarşik yapı ve itaat ile sadakate dayalı aile yapısı göç süreci içinde değişikliklere uğramaktadır. Böylece aile içindeki alışılmış davranış ve sorun çözme biçimleri sekteye uğramakta, bu da aile içi çatışmaları ve şiddet olasılığını arttırmaktadır. Bütün bunlara ek olarak aile bireylerinin özellikle de erkeklerin iş yerlerinde maruz kaldıkları açık ya da kapalı aşağılanmalar, ırkçı davranışlar, dile hakim olamama ya da hakkını savunduğunda maruz kalınabilecek olası kötü sonuçlar, yani işten çıkarılma riski, dolayısıyla bunun sonucunda çalışma ve belki oturma iznini kaybetme korkusuyla dile getirilememekte, bu da bir öfke birikimine neden olmakta, bastırılan bu öfke en az zarar görülecek yerde yani, ancak aile içinde yaşanabilmektedir. Bu şiddete de maalesef çoğunlukla kadınlar ve çocuklar maruz kalmaktadır. İsviçre Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde yapılan bir çalışmada da herhangi bir kriz nedeniyle polikliniğe başvuran göçmen kadınların % 40’ından fazlasının şiddet mağduru olduğu tespit edilmiştir.9 Bu çalışmada elde edilen önemli verilerden biri, şiddet mağduru kadınlardan önemli bir bölümünün büyük aile ortamında değil de çekirdek aile ortamında yaşıyor olmasıdır. Yaşlı akrabalar, aile içinde şiddete karşı önemli bir koruyucu faktör işlevi görmektedir. Aile büyüklerinin olmadığı çekirdek ailelerde erkekler öfkelerini frenleyememekte, şiddeti daha kolay uygular hale gelmektedirler Göçmen aileler arasında şiddete maruz kalan kadınların % 63’ü aktif olarak çalışma hayatında bulunmaktadır. Kadının da çalışma hayatında bulunması, ekonomik olarak aktif bir rol üstlenmesi, aile içindeki geleneksel ve erkek tarafından değişmesi pek de istenmeyen hiyerarşik dengeleri bozmakta, bu da erkeğin aile içindeki otoritesinin sarsılmasına ve çatışmaların dolayısıyla şiddet riskinin artmasına neden olmaktadır. 4. Şiddetin psikolojik sonuçları Şiddetin hem en güvenilir taraftan yani baba ya da eşten gelmesi hem de uzun süre devam etmesi şiddet mağdurlarının hayata, kendilerine, dünyaya olan inançlarını, güvenlerini yok etmekte, tedavisi, düzeltilmesi çok güç fiziksel ve psikolojik kalıcı hasarlar bırakmaktadır. Şiddet mağduru kadınlar uzmanlara başvurduklarında en çok korku, çaresizlik, dehşet, yılgı gibi negatif duygularını dışa vurmaktadırlar. Hemen hepsinde suçluluk ve utanç duyguları hakim olmakta ve travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete ve psikosomatik kimi rahatsızlıklar gelişmektedir.10 Çocuklarda ise üzüntü, pasiflik, çekingenlik, umutsuzluk, çaresizlik, öfke nöbetleri, kendini ifade etmede güçlük, kendine olan güvende eksiklik, şüphecilik, itaatsizlik en çok gözüken belirtilerdir. Bir çoğunda yatak ıslatma, hiperaktivite, yeme bozuklukları, kendine de yönelik olabilecek şiddet davranışları gelişmektedir. Kötü davranılan, şiddete maruz kalan çocukların zekalarının gelişiminin de şiddete maruz kalmayan çocuklara göre daha az geliştiği bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. 5. Şiddetin önlenmesi Bu kavram, ruhsal ve fiziki istenmeyen durumlara ve gelişmelere karşı tedbir almayı ve engellenmesini ifade eder. Burada esas olarak, şiddetin etkisiz kılınması zorunluluğudur. Amaç, şiddetin derhal durdurularak, mağdur ile diğer zarar görenlerin korunması ve gelecekte kendilerini şiddete karşı daha iyi koruyacak yolun açılmasıdır. Krize müdahale sadece psikolojik ve sosyo-pedogojik değil, aynı zamanda polisiye ve ceza hukuki tedbirlerini de içerir. Maalesef psikiyatrik destek daha çok kadınlarla sınırlı kalmaktadır. Oysa kadınlar ve çocuklar yalnızca masum kurbanlardır. Burada tedaviye, desteğe ihtiyacı olanlar aynı zamanda erkeklerdir ve/ya da ailenin bütünüdür, bir anlamda sistemdir. II. Şiddete Karşı Hukuksal Önlemler ve Hukuksal Sonuçları 1. Tarihçe Aile içi şiddete hukukun sistematik ve normatif şekilde müdahalesi ve bunu yasal düzenlemelerle belirlemesi 1970’li yıllarda gerçekleşmeye başlamıştır.11 Bu zamana kadar aile içinde şiddetin bir suç olacağı kabul edilmiyordu. Örneğin 50’li yılların başında Alman Federal Mahkemesi (en yüksek medeni hukuk mahkemesi), bir anne babanın, genç bir erkekle beraber olan 17 yaşındaki kızlarını eğitim amacıyla sandalyeye bağlamalarını ve kızın saçını tıraş etmelerini yerinde bulmuş ve meşru kabul etmiştir.1970’li yıllara kadar Pennsylvania (USA) eyaleti yasalarına göre, kocaların eşlerini saat 22.00’den sonra ve pazar günleri dövmesi yasaktı. 2. İsviçre’de şiddetle ilgili yasal dayanaklar Belirtmek gerekir ki, İsviçre’deki yasal düzlem içerisinde sadece tekil olarak müdahale normları mevcut olup, bunlar son derece açık formüle edilmiştir. Müdahale konusunda tüm grupları kapsayan bir norm yoktur.12 Şiddete müdahale ve önlenmesine ilişkin başvurulan yasal dayanaklar: a) Federal Yasalar - 18.4.1999 tarihli Federal Anayasa (8 / 3 madde) - 24.3.1995 tarihli Kadın-Erkek Eşitliği Yasası - 21.12.1937 tarihli İsviçre Ceza Yasası - 6.10.1989 tarihli Okul Dışı Gençlik Çalışmalarını Teşvik Yasası (2. madde) - 4.10.1991 tarihli Suçun Mağduruna Yardım Yasası b) Kantonal Yasalar (Basel-Stadt) - 17.10.1984 tarihli Gençlik Yardım Yasası (§§ 8-15) - 10.6.1997 tarihli İşyerinde Cinsel Tacize Karşı Koruma Yönetmeliği - 4.4.1929 tarihli Okul Yasası - 13.11.1996 tarihli Polis Yasası Bu yasalarla belirlenmiş gerek mağdura yardımı hedefleyen (kadınlarevi, mağdur danışma merkezi, acil telefon) gerekse şiddetin önlenmesi ve müdahaleyi öngören (okul psikolojik hizmetleri, çocuk ve gençlik koruma dairesi, aile danışma merkezi, erkekler merkezi vd.) çok sayıda resmi ve yarı resmi kurum mevcuttur. 3. İsviçre Medeni Hukuku kapsamında şiddet ve sonuçları a) Eşlere ilişkin İlkesel olarak evli çiftlerin aynı evde yaşamaları esastır. Ancak bazı istisnai durumlarda eşlerin ortak mekandan ayrılma ve ayrı yaşama hakkı vardır. İsviçre Medeni Yasası’nın (ZGB) 175. maddesine göre: “kişiliği, ekonomik güvenliği ya da aile huzurunun birlikte yaşama ile ciddi olarak tehlikede bulunması halinde, buna muhatap olan eş ortak mekandan ayrılabilir.” Böyle bir durumda ki, bu eş genellikle kadın olmaktadır, mağdur olan eş evlilik birliğine ait ortak mekanı, (varsa) çocuklarını da alarak terkedebilir. Bu durum, boşanmaya gerekçe olacak bir terk sayılmaz. Evi terk emek zorunda kalan taraf, diğer eşe karşı ayrı yaşama davası açarak, mahkemeden ayrı yaşamayı onaylamasını, kendisi ve çocuk için nafaka ödenmesini, diğer eşin evden çıkarak ortak mekanda kendisinin kalmasını ve çocukların velayetinin kendine verilmesini talep edebilir. Şiddetin mağduru olan taraf, diğer eşin çocukla kişisel ilişkisinin kesilmesini talep edebilir. ZGB 274. maddesi uyarınca, çocuğun çıkarlarının tehlikeye girmesi ya da önemli nedenlerin mevcut olması halinde, buna sebep olan eş ile çocuk arasındaki ilişkiler sınırlanabilir ya da tümden kaldırılabilir. b) Çocuklara ilişkin Reşit olmayan çocuklar anne-babanın velayeti altındadırlar. Velayet hakkı anne-baba tarafından ortaklaşa kullanılır. ZGB 301. maddesine göre, veliler çocuğun çıkarlarına uygun olarak onu yetiştirmek ve eğitmek hakkına sahiptir. Bunu yaparken kullanacakları yöntem ve araçları kendileri belirleyebilirler. Ancak ZGB’de 1978 yılında yapılan revizyon ile velinin çocuğu bedensel olarak cezanlandırması bir eğitim yöntemi olmaktan çıkarılmıştır. Bu eğitim ve bakım sırasında, çocuğun çıkarları tehlikede ise ve aile bu konuda herhangi bir şey yapmıyorsa ya da kendileri çocuk için tehlike oluşturyorsa, Vesayet Dairesi gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler velinin uyarılmasından velayetin anne-babadan alınınmasına kadar uzanmaktadır. (ZBG 307. maddesi). 4. İsviçre Ceza Hukuku kapsamında şiddet ve sonuçları a) Eşlere ilişkin Bir suç halini almış şiddetin mahiyetine göre, cezai soruşturmanın başlaması şikayete bağlı olup olmamasına bağlıdır. Örneğin tokat atmak, hakaret gibi suçlarda savcılığın soruşturma yürütebilmesi için mağdurun şikayeti gerekli iken, öldürmeye teşebbüste şikayet aranmaksızın savcılık res’en soruşturma başlatıp, gerekli görürse kamu davası açabilir. Bugünkü ceza mevzuatına göre, ev içinde yaşanan şiddetin büyük bölümünü şikayete bağlı suçlar oluşturmaktadır. Ancak Federal Meclis Hukuk Komisyonu’nun Mart 2001 tarihli ceza yasasındaki kısmi revizyon önerisine göre, evli olup olmadığına bakılmaksızın (eşcinsel çiftler de dahil olmak üzere) birarada yasayan eşler arasında meydana gelen yaralama, tekrar eden müessir fiil ve tehdit suçları şikayete bağlı olmaktan çıkarılmakta ve kamu davası kapsamına alınmaktadır. Bu tasarı uzman çevrelerde hala tartışılmakta olup, yakın zamanda yasallaşması beklenmektedir. Eşlerden biri şiddete maruz kaldığında, ceza hukukunun bir parçası olarak Suçun Mağduruna Yardım Yasası (Opferhilfegesetz-OHG) çerçevesinde mağdura yapılacak ilk yardımlar şunlardır: - Danışmanlık: Her mağdurun istediği bir danışma merkezine başvurarak hukuksal, maddi ve psiko-sosyal yardım talep hakkı vardır. - Ceza Yargılaması: Ceza yargılaması süresince mağdurun haklarının iyleştirilmesi. Örneğin yargılama süresince hukuksal durumla ilgili bilgi alma hakkı vardır. Cinsel suçlarda mağdurlar, aynı cinsiyette bir görevli tarafından sorgulanmayı ve yargılanmanın kamuya kapalı yapılmasını talep edebilirler. Ayrıca özel hayatlarına yönelik soruları reddetme hakları vardır. - Maddi ve Manevi Tazminat: Ceza yargılaması sırasında mağdur, failden maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Bazı durumlarda bu tazminat devletten talep edilebilir. b) Evlilik içi tecavüz Evlilik içinde meydana gelen tecavüz İsviçre Ceza Yasası’nın 190. maddesine göre cezalandırılmaktadır. Bu eylem şikayete bağlı olmakla birlikte, suç müessir fiil halini alarak işlenmişse bu kısım için şikayet aranmaksız soruşturma başlatılabilir. 189. maddeye göre de tecavüz olmayan, ama cinsel saldırı niteliğindeki eylemler de cezalandırılmaktadır. Yukarıda belirtilen Federal Meclis Hukuk Komisyon’nun hazırladığı tasarıya göre evlilik için tecavüz de şikayete bağlı olmaktan çıkarılmakta ve doğrudan soruşturma başlatılmaktadır. c) Çocuklara ilişkin Çocuğun bedensel bütünlüğü ceza yasası ile güvence altına alınmıştır. Fakat bazı fiiller (tokat atmak gibi) yetişkinlerinkine göre daha az koruma altındadır. Ancak yetişkinlerde müessir fillerin cezalandırılması şikayete bağlı iken, çocuklarda bunun tekrar ederek cereyanı halinde şikayete bağlı olmaksızın res’en soruşturulmaktadır (126, 2 StGB). Buna göre örneğin sistemli bir eğitim yöntemi olarak çocuğun dövülmesi, yoğun şiddet uygulamaları cezalandırılmaktadır. Ayrıca çocuğa karşı diğer şiddet uygulamaları ve ağır psikolojik baskılar ile ağır ihmal 1990 yılından beri 219. maddeye göre -şikayete bağlı olmaksızın- cezalandırılmaktadır. Veliye karşı bir ceza soruşturması başlatıldığında, çocuğa sosyal kayyum atanır ve bir avukat tarafından hakları savunulur. III. Sonuç Kadınlar şiddete maruz kaldıklarında bunu uzun süre saklı tutmakta, çoğunlukla bunu ilk olarak en yakınları, yani anneleri, kız kardeşleri ya da en yakın kadın arkadaşları ile paylaşmaktadırlar.13 Maalesef karşılaştıkları ilk tepki, ailelerini dağıtmamaları, katlanmaları yönünde kuru birer nasihat olmaktadır. Kadınlar da bu şiddet uygulamalarının geçici olacağı, bir daha şiddete maruz kalınmayacağı umuduyla şiddeti çoğunlukla sineye çekmekte, bu duruma uzun yıllar katlanmaktadır. Şiddet mağdurlarının unutmaması gereken şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olmadığı, bu nedenle de yalnızca bireysel önlemlerle çözülemeyeceğidir. Aile içinde öğrenilen şiddet toplumun her sorunlu alanında bir çözüm yöntemi olarak kullanılmakta, bu da varolan sorunların katlanarak büyümesinden başka bir sonuç doğurmamaktadır. 1982 yılında İsveç’te anne babaların çocuklarını bedensel cezalandırmaları yasaklanmıştır. 2000 yılında yapılan bir araştırmada, 10-12 yaşları arasındaki çocukların % 86’sı anne babasından hiç dayak yemediklerini bildirmişlerdir.14 Ancak salt yasal düzenlemelerin ve cezai yaptırımların sorunu çözmeye yeterli olamayacağını unutmamak gerekir. Bunlara koşut olarak gerekli kurumları oluşturmak ve temel eğitimden başlayarak uzun erimli çalışmaları başlatmakla, kuşaktan kuşağa aktarılan “şiddet kültürünün” önlenmesi mümkün olabilir. Dipnotlar
1 Bkz. Statisches Jahrbuch der Schweiz, 2000. 2 Kantonale Expertenkommission Gewalt und Schule. Erziehungsdirektion des Kantons Zürich. Zürich, 1995. 3 Gillioz L., De Puy J., Ducret V.: Domination et violence envers la femme dans le couple. Lausanne, 1997. 4 Krş. Dr. Steffen Fliegel, Gewalt in der Familie gegen Kinder, 2001. 5 Buna karşın cinsel suçlar nedeniyle yılda sadece 800 kişi ceza almaktadır, bkz. Kunz, Karl-Ludwig, Opferschutz und Verteidigungsrechte im Kontext von Strafrechtstheorie und symbolischer Rechtspolitik (Sociology in Switzerland, Online Publications), Bern, 2003 6 Krş. Deutsche Polizeistatistik 2000. 7 Bkz. Dr. I. Özkan ve Dr. Ö. Böke, Boşanma ile Sonlanan Evliliklerde Kadının Hedef Olduğu Saldırganlık, Aile Kurultayında (1994) sunulan sözel bildiri. 8 Bkz. Berset, Valérie, Formen und Ausmass der Gewalt, Familienfragen, 1/2002, S.5. 9 Bkz. Yılmaz A.T. ve Battegay R., Gewalt in der Partnerschaft bei Immigrantinnen aus der Türkei, Nervenarzt, 68/1997, S.884-887. 10 Bkz. Balcıoğlu İ., Şiddet ve Toplum, İstanbul, 2001. 11 Aile içi şiddet (eş ve çocuğa karşı şiddet) konusunda yayınlanmış kaynaklar için bkz. Gisela Ross-Strajhar (Derleyen), Gewalt in der Familie, Häusliche Gewalt gegen Partner und Kinder, Informationszentrum Sozialwissenschaften, Bonn, 2001 12 Rahmenkonzept zur Gewaltprävention (Basel-Stadt hükümetinin şiddetin önlenmesine dair raporu), Basel, 2002. 13 Bkz. Teegen F. ve Schriefer J., Beziehungsgewalt, Nervenarzt, 47/2002, S.90-97. 14 Bkz. Berset, Valérie, Formen und Ausmass der Gewalt, Familienfragen, 1/2002, S. 1.
|
||||||||||||||||||