Avukatlık nereye gidiyor?

Kemal Aytaç
Avukat, İstanbul Barosu

Bu yazıya başlık ne olmalı diye düşünürken, aslında zorlandım. Sonunda en uygun başlığın “Avukatlık nereye gidiyor?” olduğuna karar verdim. Daha doğrusu, yazı bitince başlık kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.

Bu yazı, avukatlığa başladığım 1985 yılından bu yana yaşadığım ve gördüğüm değişiklikleri tespit etme, anlama, sorgulama ve değerlendirme ihtiyacından doğmuştur. Yaşanılan sürecin, meslekte yaşanılan değişiklerin ve gelişmelerin, ve yaşanacakların, mesleğimizi daha olumsuz bir yöne götürdüğünü düşünüyorum. Bu nedenle, bu yazıya yüksek sesle ‘dertleşme’ yazısı demek de yanlış olmayacaktır.

Eğer bu sorun tek başına  avukatları etkileyen ve yalnızca onlara olumsuz yansımaları olan bir durum olsa idi, belki daha az önemli kabul edilebilirdi. Aslında böyle bile olsa yine de bizlerin tartışıp, değerlendirmeler yapıp, sonuçlar çıkarıp bu olumsuzlukları giderecek mücadeleyi başlatmamız gerekir.

Ne var ki mesleği etkileyen olumsuz süreç ve sorun, mesleği icra eden avukatlarla sınırlı değil ve yalnızca onları ilgilendirmiyor. Çünkü savunma, öyle bir alan ki, yargının kendisini, toplumun savunma hakkını ve daha da önemlisi ülkede demokrasiyi yaşatacak olan bir kurum. Avukatlığa yansıyan olumsuz her durum, yargıyı, adaleti, dolayısıyla toplumu ve demokrasiyi de etkilemektedir.

Bugün savunmanın yargıdaki yeri, halkın savunma hakkının temsili ve bu ülkede  demokrasi tartışılmakla birlikte, konular olmakla birlikte gelişen durum ve gidilen yol daha da açmazlara ve tehlikelere açık görünmektedir.

Son yirmi yıllık gelişim ve değişimleri ele alarak başlayacak olursak, buna birkaç başlık altında ve kıyaslamalı olarak bakmak gerekir. Ancak, vereceğim örneklerin istatistiksel  bir çalışma sonucu bilimsel verilerle desteklenmiş olmadığını öncelikle belirtmek isterim. Buna karşın örnekler, meslekle ilgili olanların rahatlıkla kabul edeceği ortak tespitler ve değerlendirmelerdir diye düşünüyorum.

1- Hukuk fakülteleri ve öğrenci sayısı açısından hukuk eğitimi

Hukuk fakültelerinin sayısı yirmi yıl öncesine baktığımızda, bir elin parmakları kadar idi. Şimdi ise bu sayının  40’lı sayılara yaklaşmakta olduğunu görüyoruz. O yıllarda bu fakültelere 2000’e yakın öğrenci alınırken, şimdi ise  8000 civarında öğrenci alınmaktadır.Bu durum, ülke nüfusundaki artışa ve mevcut iş hacmine oranlandığında ciddi ve anormal oranda bir artışa tekabül etmektedir. Eğitim kalitesine baktığımızda ise, yeni açılan hukuk fakültelerinin daha çok özel ve vakıf üniversiteleri olduğunu görüyoruz. Bir çoğunun yeterince alt yapısı ve kadroları olmadığı gibi ticari amaçla açılmışlardır. Öğretim üyeleri devlet üniversitelerinden transfer  usulü ile temin edilmektedir. Bu durum, zaten yetersiz ve eşitsiz olan hukuk eğitimini kelimenin tam anlamı ile içler acısı hale getirmiştir.

Birbirinden bu kadar uzak ve alakasız hukuk fakültelerinin eğitiminden ne beklenebilir? Siyasal iktidarlar bu güne kadar hukuk eğitimindeki bu eşitsiz, niteliksiz ve gereksiz çoğalmayı bilinçli olarak geliştirmiş ve beslemişlerdir.Yani hukuk eğitimini kendi çıkarcı politikalarına kurban etmişlerdir ve etmektedirler.

2- Avukatın güvenilirliği açısından

Bu konuda giderek olumsuz bir süreç yaşanmakta olduğu hemen hepimizin üzerinde anlaşabileceği bir noktadır. Toplumun avukatlıkla ilgili düşünceleri  giderek  şüphe ve kaygı ile beslenmekte, bu durum en çok da medya ve devlet tarafından desteklenmekte, avukatlıkla ilgili haberler abartı, bazen yalan ve kişisel durumlar genelleştirilerek sürekli olumsuz örnekler gündeme getirilmektedir.

1980’lerden bu yana toplumda giderek var olan kirlenme, bozulma ve değerlerin kaybı, savunma mesleğini de aynı ölçüde etkilemektedir. Ayrıca, geçmiş yirmi yıla şöyle bir baktığımızda, avukatların işlemiş oldukları disiplin suçları sayı ve nitelik bakımından ciddi oranda artmaktadır.Her yıl meslekten ihraç edilen avukat sayısı da bir hayli artmıştır.

Buradan şunu da ifade etmek gerekir ki, bu kirlenme ve bozulmaya bir önceki başlıkta  bahis konusu yaptığımız hukuk fakülteleri ile öğrenci sayısının artması ve hukuk eğitiminin kalitesinin giderek düşmesi de önemli rol oynamıştır.

3- Meslekte nitelik farklılaşması

Yine 20 yıl öncesinde avukatlar genelde tek kişi olarak faaliyet göstermekte idi. Az da olsa iki, üç, dört kişilik ortaklıklar vardı. Bunlar ya büro masraf ortaklığı ya da tam ortaklık şeklindeydi. Ancak yine de bir avukat kendi başına büro açabiliyor ve genellikle iş yapabiliyordu.Büyük bir çoğunluk da bu yolu tercih ediyordu.

Günümüzde  bu durum tamamen ters yüz olmuştur. Artık, avukatlık ruhsatı alan meslektaşlarımızın büyük bir çoğunluğu  böyle bir olanaktan yoksun, çalışabileceği özel ya da resmi bir yerde iş bulabilme çabasına girmektedir.Bu giderek, bağlı avukatlığı yaygınlaştırmakta ve bağımsız avukatlığa darbe vurmaktadır.

Bu durum kapitalist ekonominin ülkemizde almış olduğu yol ve boyutları ile açıklanabilir. Çünkü  ülkemizde  son 20 yılda küçük ve orta işletmelerin ve ticari faaliyetlerin yerini, merkezileşen ve tekelleşen sermaye grupları almıştır. İzlenen ekonomik politikalar  işçi, köylü, esnaf, serbest meslek faaliyeti gösteren kesimleri oldukça fakirleştirmiş ve bir kısmının yok olmasına yol açmıştır. Buna bağlı olarak  avukatlık faaliyeti de aynı ölçüde ve şekilde merkezileşme yönünde yer almıştır. Örneklerini gördüğümüz 50-60  ve hatta 100’lerce avukatın işçi olarak çalıştırıldığı bürolar ortaya çıkmıştır. Buna  bir de devlet, kamu kurumları, belediye ve benzeri kurumlarda bağlı çalışan avukatları hesaba katarsak, bu gün açısından meslektaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun bazen kalabalık bürolarda, bazen avukat yanında bazen, özel şirketlerde, bazen de devlet kurumlarında bağlı (işçi-emekçi) olarak çalıştığını söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Savunma mesleği gibi önemli bir kurumun temsilcilerinin, bu durumlarını değerlendiren, haklarını koruma altına alan, hemen hiçbir düzenleme ve değişiklik yapılmaması ayrıca ele alıp irdelenmesi gereken önemli bir meseledir.

4- Meslekte dayanışma ve yardımlaşma

Aslında yukarıda belirtmiş olduğum başlıkların tümü birbiriyle bağlantılı ve birbirini etkileyen  durumlardır.

Hukuk eğitimin giderek kalitesinin düşmesi, mezun sayısının ihtiyacın çok üstünde olması, avukatlığın giderek güvenilirliğini yitirmesi, ekonomik açıdan olumsuzluklar gibi tespitlerden sonra da meslekte dayanışma ve yardımlaşmanın (var olan da ayrıca tartışılır) giderek gerilediği ve hatta vahim derece olumsuzlaştığı ortadadır.

Her gün hepimizin çokça örneklerini gördüğü bu konuyu çok uzatmak istemiyorum. Ancak baro disiplin kurullarında, davacı-davalı vekili avukatların dilekçelerindeki  birbirlerine hakarete varan sözlerinden dolayı bir hayli dosyanın varlığı, herhalde bu durumu açıklamak için yeterlidir. Ayrıca dava ve icra yolu ile tahsil olunan paraları müvekkillerine ödemeyen ve bu nedenle  müvekkillerince şikayet edilen meslektaş sayısı da önümüzde durmaktadır. Her yıl  İstanbul Barosundan kesin ihraç edilen avukat sayısı 20’yi aşmaktadır. 

Sonuç                         

Yukarıda anlattığım konular bazı meslektaşlarımız için ‘hassas’ konular olabilir ya da bu durumdan yeterince haberdar olmayanlar olabilir, ancak yukarıda ifade edilenler bu konu üzerine az çok kafa yoran herkesin kabul edebileceği açık ve net bir gerçekliktir. Biz avukatların, barolar ve Barolar Birliği’nin, bu ve benzer sorunları ele alıp değerlendirmesi, ortak politikalar oluşturup toplumsal, siyasal, ekonomik, hukuksal ve mesleki tespitler yapması ve bunlar üzerinden bir mücadele sürecini başlatması gerekmektedir. Bu, gecikmiş ve aciliyeti artmış bir görev olarak bizi bekliyor.

Bektaşi’ye “nereye gidiyorsun?” diye sormuşlar, “Ben bilmem rüzgar bilir, düştüm yelin önüne” demiş. Bu anlayış  ile hareket edeceksek barolara ve üst kuruluşa  ne gerek var? Niçin varlar ve ne yapıyorlar? Mesleğimizin  bu konulardan daha önemli, hayati ve acil bir sorunu var mıdır?  Bu sorunlara tekil ve pansuman tedbirlerle çözüm getirilemez.

Avukatlar, barolar ve Barolar Birliği enerjilerinin büyük bir kısmını bu konular üzerinde yoğunlaştırarak  yapılacak işleri tespit etmeli, üzerine gidip savunmayı ilerletecek, geliştirecek, güvenilir kılacak, avukatları yaşayabilir hale getirecek, mesleki dayanışmayı yardımlaşmayı ve sosyal güvenliği sağlayacak çözümler üretmeye çalışmalı, demokrasiye katkı sağlayacak mücadele yapmalıdır. Bu mücadelenin toplumdan kopuk ve onların desteğini alınmadan kazanılması mümkün değildir.