Bilgi edinme hakkının etkinliği

Şerife Yıldız
Araştırma Görevlisi,
Anadolu Üniversitesi  Hukuk Fakültesi, İdare  Hukuku Anabilim Dalı

 Neo-liberalizmin yeni siyasal-yönetsel düzeninin kurucu kavramı olarak önerilen yönetişim, kapitalist dünya sistemini kapsayıcı yapılar olarak örgütlenen IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün yanı sıra Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD), Birleşmiş Milletler’in bazı kuruluşları (örneğin UNDP) ve Avrupa Birliği kurumlarının resmi söylemleri arasında yer almaktadır. Kamu işletmeciliğinin temel önermelerinin revize edilerek yinelendiği yönetişim; kamu işletmeciliğinin; kamu sektöründe etkinliğin sağlanması, rekabetin ve piyasaların desteklenmesi ve özel teşebbüs için uygun ortamın yaratılması için devlet içinde girişimciliğin geliştirilmesi, kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, kamu personel sayısının azaltılarak kamu hizmetlerinde reforma gidilmesi, bütçenin kontrol edilmesi, idarenin ademi-merkezileşmesi ve devletin dışındaki aktörlerin daha fazla kullanılması önermeleri yanında; “hesap verebilirlik”, “meşruiyetin sağlanması”, “yönetimde saydamlık” ve “katılım” gibi kavramlar da yönetişimin kurucu kavramları arasına katılmaktadır1.

Daha çok yönetimde saydamlık kavramına altlanabilirlik bağlamında ele alınan bilgi edinme hakkının, aslında, düşünce ve ifade özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü gibi özgürlüklerle olan içiçeliği düşünüldüğünde, ileri sürüldüğü gibi tamamen yeni bir kavram olmadığı fark edilecektir. Konuya bu bakış açısıyla yaklaşıldığında, bilgi edinme hakkının ilk kez 1776 tarihli İsveç Basın Özgürlüğü Yasası ile düzenlendiği görülecektir2. Nitekim, bilgi edinme hakkının salt iyi yönetişim ve açık toplum gibi Anglosakson bakış açısının egemen olduğu yeni kavramlarla gündeme getirilmesi eleştirilmektedir3. 

Türkiye'de de AB'ye uyum yasaları kapsamında çıkarılan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Yönetmeliği4 değerlendirilirken yanıtlanması gereken soruların  başında bu kanuna gereksinim olup olmadığı gelmektedir.

Söz konusu yasadan önce varolan ve halen uygulanmakta olan, 82 Anayasasının siyasi haklar arasında yer verdiği dilekçe hakkının (md. 74) uygulamasını gösteren Dilekçe Hakkının Uygulanmasına Dair Kanun, bu alandaki ihtiyacı karşılayan yasal düzenleme niteliğindeydi. Yasanın içeriği incelendiğinde 47785 sayılı yasayla yapılan değişiklikten sonra Türk vatandaşlarının ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancıların, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri  konusunda TBMM'ye ve yetkili makamlara başvurma hakkını düzenlenmiştir.

4982 sayılı yasanın kapsamı değerlendirildiğinde gerek başvuru yapabilecekler gerekse başvurulacak makamlar konusunda bir yenilik getirmediği gözlenmektedir. Yasada, özelleştirmeler sonucunda sayıları hızla artan kamu hizmeti gören özel hukuk tüzelkişilerinin bilgi verme yükümlüsü kapsamında düzenlenmemeleri eleştiriye açık yönlerden biridir6. Nitekim Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulunun şu an için sermayesinin tamamına ait olan Türk Telekomünikasyon A.Ş.7 ile T.C. Ziraat Bankasının yasa kapsamında olduğuna ilişkin kararlarının, bu iki kurumun özelleştirildikten sonra gerçekleştirecekleri faaliyetlerin niteliği değişmeyeceği halde, yasa kapsamında ele alınmamalarını ya da bu kurumlarla aynı faaliyeti yürüten özel hukuk tüzelkişilerinin yasa kapsamında kabul edilmemelerini anlamak hayli güçtür.

Bilgi Edinme Hakkı Kanununun kapsamına getirilebilecek bu eleştirilerden başka yasayla korunan hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi için muhataplarının göstermeleri gereken anlayış ve tutum değişikliklerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bilgi edinme hakkının etkin şekilde kullanılması için öncelikle bireylerin “devlet faaliyetlerinde gizliliğin esas olmadığı”, İdarenin keyfi davranamayacağı ve yaptığı işlemlerde gerekçe göstermek yükümlülüğü olduğu bilinciyle hareket etmeleri gerekmektedir. Diğer taraftan bilgi verme yükümlüsü olan İdarenin başvuruları değerlendirirken, ilgililerin sadece kendilerini ilgilendiren konularda değil, çevre, imar, doğal ve kültürel varlıklar ile bütçe uygulamaları gibi kamuyu yakından ilgilendiren konularda  da bu hakka sahip olduklarını kabul etmelidir. Ayrıca, başvurularda idari yargıdaki dava türlerinden biri olan iptal davasında olduğu gibi sadece menfaat bağı aranmalı ve bu bağ olabildiğince geniş yorumlanmalıdır. Başvuru sahibi bireylerin ve İdarenin aksi yöndeki tutumu anlam ve kapsam olarak farklı olmayan yasaların uygulamalarının da aynı akıbete uğramalarına engel olamayacaktır. Zira 3071 sayılı yasanın 1984-2000 yılları arasındaki uygulamasını gösteren istatistiki bilgiler, bu dönem boyunca oluşturulan tek birim niteliğini taşıyan TBMM Dilekçe Komisyonu'na ulaştırılan dilekçeler üzerinden sağlanmaktadır. Buna göre, bu zaman zarfında Komisyon'a ulaşan toplam dilekçe sayısı on beş bin civarında kalmıştır. Bu sayının, TBMM'ye yapılan ziyaretler gözönüne alındığında oldukça sınırlı kaldığı ve vatandaşların dilekçe hakkını kullanmaktan ziyade daha başka “etkili” yollara başvurmayı tercih ettikleri söylenebilir8.

Bilgi edinme hakkının etkin şekilde kullanılabilmesinde en az bireylerin duyarlılıkları kadar etkili olacak bir diğer belirleyici, bilgi verme yükümlüsü olarak İdarenin tutumu ve konuya yaklaşımı olacaktır. Aslında İdarenin bugüne kadar sergilediği tutum gelecek için pek umutlandırıcı değildir. İdareyi, bundan önce de devlet sırları, ticari sırlar gibi konular bir yana bırakılırsa, bilgi ve belge verme konusunda sınırlayan genel bir düzenlemenin olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak, İdarenin elindeki bilgileri “devlet sırrı” olarak niteleme konusunda pek çekingen davranmadığı da açıktır. İdarenin eleştirilebilecek bir diğer tutumu istenilen bilgilerin yasal süreleri içinde verilmemesidir. Kimi zaman yargı kararlarını dahi uygulamakta isteksiz görünen İdare, bireylerin dilekçelerine süresi içinde cevap vermemekte ya da gerekçesiz cevaplamakta herhangi bir sakınca görmemektedir. Hatta İdarenin hareketsizliği yoluyla oluşan fiili duruma karşı yasal çerçevede çözümler geliştirilmiş, bu hareketsizlik istemin reddi şeklinde yorumlanarak ilgililerin hak arama özgürlüklerinin zarar görmesi engellenmiştir.  Yeni yasal düzenlemelerle kısaltılan cevap verme sürelerinin9 İdare için ne derece anlamlı olacağı ve uygulanacağı önümüzdeki birkaç yıl içinde görülecektir10.

Bilgi edinme hakkının etkin  şekilde kullanılmasında belirleyici olacak bir başka durum bilgi edinme hakkının sınırlarıdır. Yasada, devlet sırları ve ticari sırlara, istihbarata, ülkenin ekonomik çıkarlarına, idari soruşturmaya, adli soruşturma ve kovuşturmaya, kurum içi düzenleme, görüş, bilgi notu ve tavsiyelere ilişkin bilgi veya belgeler ile özel hayat ve haberleşmenin gizliliğini ihlal edecek bilgi veya belgelerin bilgi edinme hakkı kapsamında ilgililere verilmeyeceği düzenlenmiştir. İdareyi birincil sırada ilgilendiren devlet sırları konusunda yasada herhangi bir tanımlama yapılmadığı gibi bu alanda mevcut yasal bir düzenleme de mevcut değildir. Devlet sırları konusunda iki metin karşımıza çıkmaktadır. İlki AB'nin katkılarıyla TESEV11 tarafından hazırlanan metin; diğeri ise Devlet Sırları Kanunu Tasarısıdır. Kanun tasarısının gerekçesinde İspanya örneğinde olduğu gibi ayrı bir yasal düzenlemeyle devlet sırlarının açıkça tanımlanması yoluyla İdareye  sınırsız bir takdir yetkisi verilmeyerek bireylerin bilgi edinme hakları ile devlete ait yararların bağdaştırılmasının amaçlandığı belirtilse de, sağlanmaya çalışılan dengenin bilgi edinme hakkı aleyhine bozulduğunu ve gizliliğin kural olduğu durumlarda “devlete ait yararların” da ön plana çıkamayacağını belirtmek gerekir.

Yasanın ve yasada düzenlenen hakkın yeni olmayışı ve bunun tersi yönde sunumu, kapsamına ilişkin sınırlılıkları ve hakkın sınırlarına ilişkin belirsizlikleri konusunda sunulan eleştiriler, hakkın niteliğine ve gerekliliğine yönelik olarak algılanmamalıdır. Yasa kapsamındaki kurumlar için getirilen, bilgi edinme birimleri oluşturma zorunluluğu ve uygulamadaki birliği sağlamak için oluşturulan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'nun, bilgi edinme hakkının etkin kullanımı yönünde işlemesi, uygulamada bu yasayı diğerinden farklı kılacaktır.

Kaynakça

Gülan, Aydın,  TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen “Bilgi Edinme Hakkı” panelinde sunulan bildiri, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.100-109.

Güzelsarı, Selime, “Kamu Yönetimi Disiplininde Yeni Kamu İşletmeciliği ve Yönetişim Yaklaşımları”, http://yonetimbilimi.politics.ankara.edu.tr/selime.doc.

Yalçınbayır Ertuğrul, TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen “Bilgi Edinme Hakkı” panelinde yapılan konuşma, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.6-12.

Yaşamış, Firuz Demir, TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen “Bilgi Edinme Hakkı” panelinde sunulan bildiri, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.21-76.

http://www.bilgiedinmehakki.org

http://www.tesev.org.tr

 

Dipnotlar

 

1 Selime GÜZELSARI, "Kamu Yönetimi Disiplininde Yeni Kamu İşletmeciliği ve Yönetişim Yaklaşımları", s. 15-16, http://yonetimbilimi.politics.ankara.edu.tr/selime.doc Ayrıca yönetişim konusunda değerlendirmeler için bkz. Sonay BAYRAMOĞLU, Küreselleşmenin Yeni Siyasal İktidar Modeli: Yönetişim, Praksis 7, s.85-116, Selime GÜZELSARI, "Neo-liberal Politikalar ve Yönetişim Modeli, AİD, cilt 36, sayı 2, s.17-34, ile Filiz Çulha ZABCI, "Dünya Bankası'nın Küresel Pazar için Yeni Stratejisi", AÜ SBF Dergisi, sayı 57 (3), s.151-179.

2 www.bilgiedinmehakki.org adresinden, Bilgi ve Belge Merkezi/Uluslararası başlığından ulaşabilirsiniz.

3 Aydın GÜLAN,  TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen "Bilgi Edinme Hakkı" panelinde sunulan bildiri, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.100,104.

4 9.10.2003 tarih ve 4982 sayılı kanun, R.G.24.10.2003/25269, Bu kanuna dayanılarak Bakanlar Kurulunca 19.4.2004 tarih ve 2004/7189 sayılı kararıyla çıkardığı yönetmelik 27.4.2004 tarih ve 25445 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

5 2.1.2003 tarih ve 4778 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 23,24 ve 25. maddeleri, R.G.11.1.2003/24990. Türkiye'de ikamet eden yabancıların dilekçe hakkının düzenlenmesi için 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı kanunla Anayasanın 74. maddesi değiştirilmiştir.

6 Aynı yöndeki eleştiriler için bkz. Firuz Demir YAŞAMIŞ, TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen "Bilgi Edinme Hakkı" panelinde sunulan bildiri, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.46 ve Aydın GÜLAN,  TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen "Bilgi Edinme Hakkı" panelinde sunulan bildiri, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.108.

7 BEDK'nın Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ye ilişkin 5.7.2004 tarih ve 2004/14 sayılı kararı ile T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğüne ilişkin 5.7.2004 tarih ve 2004/17 sayılı kararı.

8 Ertuğrul YALÇINBAYIR, TBB tarafından 5.5.2004 tarihinde düzenlenen "Bilgi Edinme Hakkı" panelinde yapılan konuşma, TBB Yayınları, No:62, Birinci Baskı, Haziran 2004, s.10.

9 3071 sayılı kanunun 4778 sayılı yasayla değişik 7. maddesinde İdareye kendisine ulaşan dilekçelere 30 gün içinde cevap verme yükümlülüğü getirilmiştir. 4982 sayılı yasada ise bu süre 15 gün olarak belirlenmiştir.

10 Yaman Akdeniz tarafından 15 Bakanlık üzerinde yapılan araştırma sonuçları için bkz. http://www.bilgiedinmehakki.org/doc/tr_uygulama_rapor.pdf

11 http://www.tesev.org.tr/etkinlik/konferanslar.php