Doktorlar g(ö)revdeydi

Hekimler, 5 Kasım ve 27 Aralık’tan sonra 10-11 Mart ‘da bu kez iki gün iş bırakma eylemi yaptılar. Hekimleri Türkiye çapında  beş ayda üç kez grev yapmaya iten süreç neydi? 

Yıllardır Dünya Bankası tarafından yoksul ülkelere dayatılan sağlığın özelleştirilmesi programı, bugün AKP hükümeti tarafından “Sağlıkta Dönüşüm Programı”adı altında sahneye konuldu.

Ülkemizde, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi süreci yaklaşık on yıldan bu yana aşama aşama gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bir yandan kamu sağlık kuruluşlarına personel ve alt yapı desteği kesilirken, diğer yandan kamusal yatırım gerektiren hizmetler özel anlaşmalarla özel sağlık kuruluşlarına devrediliyor. Hastanelerdeki yemekhane, güvenlik ve temizlik gibi hizmet kolları ise çoktan taşeronlaştırıldı.

Hükümetin, kamusal alanın ortadan kaldırılması ve piyasalaştırılması programının ilk aşaması olarak yürürlüğe koymak istediği “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile hastaneler birer sağlık işletmesi, hastalar müşteri haline getirilmekte, sağlık alanı sermayeye yeni bir kar alanı olarak sunulmaktadır.

Aslında, “Herkes sağlık sigortasına sahip olacak”, “Hastane kapılarında beklemekten kurtulacaksınız”, “Kaliteli hizmet alacaksınız”, “Performans sistemi-kalite yönetimi” gibi popülist söylemlerle yapılmak istenen, halkın “sağlık hakkı”nın gasp edilmesidir.

Bu programla; “Sağlık ocakları” tasfiye edilerek yerine “Aile hekimliği” uygulaması getirilmekte, böylelikle sağlık ocakları tarafından verilen “koruyucu sağlık hizmetleri” devletin sırtında yük (!) olmaktan çıkarılmaktadır.

SSK, Emekli Sandığı ve Bağkur’un tasfiyesi ile “Genel Sağlık Sigortası” adı altında yeni bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulmakta, bununla halktan, sağlık hizmetinden yararlanmak için prim adı altında ek vergi ödemesi istenmektedir. Karşılığında verilen sağlık hizmeti ise “Temel Teminat Paketi” ile sınırlandırılmış asgari sağlık hizmetidir. Üstelik bu hizmetler ayrıca “katkı payı” adı altında ikinci kez ücretlendirilmektedir. Paket dışı kalan sağlık hizmetleri için ise ya “tamamlayıcı özel sigorta” ya da “cepten ödeme” yolu gösterilmektedir.

Artık sağlık “hizmet” olmaktan çıkarılıp ancak parası olanın, parası kadar ulaşabileceği, alınıp satılan bir mal haline getirilmektedir. 

Sağlığı bir hak olmaktan çıkaran programın diğer ayağı da “sözleşmeli personel” uygulamasıdır.  Hekimlerin ve diğer sağlık personelinin iş güvencelerinin ellerinden alınması anlamına gelen bu uygulamanın yanında, “performansa dayalı” ücretlendirme sistemiyle getirilmek istenen kapitalizmin rekabetçi mantığının egemenliğidir. “Ne kadar hasta, o kadar para...” demek olan bu sistemin; başta hekimlerin kendi aralarında olmak üzere hekim-hasta ilişkilerinde de insani değerleri hedef aldığı açıktır.

Yani, sağlığın hastaya “satılması” esasına dayalı sistemin hekimlere getirisi “meslek etiği” yerine “rekabet” kurallarının egemenliği tehlikesidir. Hekimlik mesleğini toplumsallığından uzaklaştırma anlamında ciddi bir adım olan bu projeye karşı hekimlerin karşı duruşu aynı zamanda “Meslek etiğine sahip çıkma” mücadelesidir.

Hükümet, hekimlerin mücadelesine “ideolojiktir” propagandasıyla ve soruşturmalarla cevap verdi. Türk Tabipler Birliği’nin bu propagandaya karşı cevabı ise netti;                                                                                   “Bu çabalara ‘ideolojiktir’ diyen yetkililere seslenmek istiyoruz; Doğrudur, çalışandan, üretenden, halktan yana, insanı temel alan bir tercihtir sağlık çalışanlarının ideolojisi. Ama onların tercihleri de ideolojiktir. Bir grup azınlık, rantiyeci kesimin çıkarlarına hizmet eden bir anlayıştır. Buradan yetkililere bir kez daha seslenmek istiyoruz: Sağlığa gereken önemi verin, sağlık çalışanlarının özlük haklarını düzeltin, halkın sağlık hakkına saygı gösteren politikalar izleyin. Sağlık emekçileri bu konuda son derece kararlılar. Taleplerinin gerçekleştiğini görene kadar g(ö)revde olmaya devam edecekler.” “Halkı mağdur eden AKP’dir”

Doğru söze ne denir!