|
||||||||||||||||||||||
|
|
Bir
yılın ardından...
Fıkrayı niye mi anlattım? Çünkü bu ülkede bir zamanlar kendisine sunulanla yetinmeyen, daha eşitlikçi, özgürlükçü ve dayanışmacı bir dünya peşinde koşan, idealleri ve düşleri olan kimi insanlar, yaşadıkları iki darbenin ardından, demokrasi kırıntılarının “lütfedilip” kendilerine geri verilmeye başlanması karşısında “Meğer bizim demokrasi ne kadar da güzelmiş!” demeye başladılar da ondan. Onlara soracak olursanız IMF, Dünya Bankası ve AB “reçeteleri” sayesinde Türkiye büyük bir demokratikleşme sürecinden geçmektedir ve “hukuk reformu” bu sürecin dinamiğini oluşturmaktadır. Bu yüzden, “Batılı büyüklerimiz” Türkiye’deki değişim sürecine “şaşkınlıklarını” açığa vurmaları karşısında gözleri kamaşmış bir haldedirler. Yine bu yüzden, “15 günde 15 yasa” başta olmak üzere son dönemde çıkan pek çok yasanın asıl olarak küresel ekonominin ve ona eklemlenmeye çalışan yerli sermayenin ihtiyaçlarına ve Türkiye’nin kendine biçtiği tarihsel ve bölgesel role karşılık geldiğini görmemekte yada görmezden gelmektedirler. Biçimsel ve sınırlı demokrasi anlayışı her türlü hukuksuzluğun üzerini gölgeleyebilmektedir. Ve bu ülkenin Adalet Bakanı, hukuk ve yargı reformuna dair her ağzını açtığında bunu, halkın beklenti ve ihtiyaçları ile değil, Türkiye’deki yatırım ortamının sağlıklı ve verimli gelişmesi ile ilişkilendirebilmektedir. Elbette bu ülkede hiçbir şeyin değişmediğini ve demokrasinin gelişmediğini söylemeye kalkacak değilim. Üstelik bu, bıkıp usanmadan ve pek çok şey pahasına mücadele eden insanlara da büyük haksızlık ve saygısızlık olurdu. Söylemeye çalıştığım hukuk ve yargı alanına dair söz ederken nerede durduğunuz, nereye baktığınız ve demokrasinin dinamiğini nereden aldığınızdır. Günışığı dergisi olarak geçen bir yıllık yayın hayatımızda, çıkış bildirgemizde de dile getirdiğimiz gibi, toplumsal üretim ilişkilerinin ve çalışmalarının bir alanı olarak gördüğümüz hukukun; insanın özgürleşmesi, maddi ve manevi varlığını geliştirebilmesi, hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi mücadelesinde daha etkili olabilmesi için taraf olduk. Demokrasiyi bize Batının getireceğini vaaz eden kimilerinin aksine yüzümüzü kendi halkımızın gerçeğine dönmeye ve gücümüzü oradan almaya çalıştık. Yargının ve savunmanın bağımsızlığı ve demokratikleşmesi, avukatların yargı içerisindeki yerinin ve rolünün etkinleştirilmesi için mücadele ettik. Baroların devletin bir kurumu haline getirilmesine karşı durmaya çalıştık. Böyle yapmaya da devam edeceğiz. Bunu yayınımıza yansıtmayı ne ölçüde başarabildiğimizin ya da nerelerde eksik kaldığımızın cevabını ise elbette okurlarımız verecek. 2. yaşımıza bastığımız bu yeni ve yenilenmiş sayımızla birlikte tüm okurlarımıza bir kez daha merhaba diyoruz. Bir sonraki sayıda buluşmak dileğiyle...
|
|||||||||||||||||||||