editör'den
Ata YAZICIOĞLU
Avukat İstanbul Barosu

“Ben MİT’çiyi gözünden tanırım”

Orhan Aldıkaçtı’yı bilirsiniz. Anayasa Hukuku profesörü ve 12 Eylül Anayasasının baş mimarıdır kendisi. Güncel Hukuk dergisinin Temmuz sayısında Orhan Aldıkaçtı ile yapılan bir söyleşi var. Söyleşiyi yapan Niyazi Öktem.

Söyleşinin bir yerinde Aldıkaçtı ilk kez nasıl dekan seçildiğini anlatırken sözü Deniz Gezmiş’e getiriyor. Önce şöyle diyor: “Arkadaşlarımın ısrarıyla dekan oldum. Mücadeleyi yürüttük. Deniz Gezmiş’ler falan kaçtı zaten...”

Bu cümleden Aldıkaçtı’nın dekan seçilerek mücadeleyi yürüttüğünü anlıyoruz, ama hangi mücadeleyi yürüttüğünü anlayamıyoruz, çünkü söyleşide bundan bahsetmiyor. Aynı zamanda Denizler’in kaçtığını da anlıyoruz, ama nereden, niçin ve nereye kaçıyorlar, bunu da anlayamıyoruz. Aldıkaçtı bundan da bahsetmiyor. Peki cümlenin arasına Denizler’i neden sıkıştırıyor, bu da anlaşılmıyor. Acaba Deniz dekanlık mücadelesinde ona yardımcı mı olmuyor?

Neyse. Burası çok önemli değil. Aldıkaçtı hemen ardından şöyle devam ediyor: “Bir gün Deniz Gezmiş bastı benim odayı arkadaşları ile. Ama hemen gördüm aralarında MİT ajanları da vardı.Beni korumak için geldiklerini anladım ve rahatladım.”

Hoca MİT’çileri görünce rahatlıyor ve onun rahatlamasıyla biz de rahatlıyoruz. Maazallah Deniz ya ona bir şey yapmaya kalksa. Neyse ki korkulan olmuyor, söyleşinin devamında da anlıyoruz, Deniz sakinleşip dışarı çıkıyor. Hoca’ya bir şey yapmıyor. Böylelikle MİT ajanlarının Hoca’yı korumasına da gerek kalmıyor. Güzel. Peki biz buradan ne gibi sonuçlar çıkarıyoruz? Öncelikle öğrenci mücadelesinin içine MİT ajanlarının sızmış olduğunu. Olabilir. Bu ilk ve son kez olmuyor.

Deniz Gezmiş’le birlikte Dekan’ın odasını bastıklarına göre, -her kimseler- bu ajanların öğrenci olmaları gerekiyor. Üstelik Deniz’in yanında olmaları, Deniz’in onlara güvendiğini de gösteriyor. Öğrenci hareketi içine sızan MİT ajanlarının, Deniz’in güvenini kazanacak kadar ona  yakınlaşabildiğini de  buradan öğrenmiş oluyoruz.

Bu da olabilir. Peki başka ne öğreniyoruz. Sayın Aldıkaçtı’nın öğrenci hareketi içindeki MİT ajanlarını yakından ve iyi tanıdığı öğreniyoruz. O dönemki MİT ajanları yaka kartı taşımıyorlarsa eğer, bir an göz göze geliyorlar ve şip şak... Hoca onları hemen tanıyıveriyor ve rahatlıyor. Üstelik “ajanlar” dediğine göre birden fazlalar ve Hoca ile aralarının iyi olduğu anlaşılıyor.

Sayın Öktem, saygıdan olmalı, çünkü onu Üniversiteye asistan olarak alan Aldıkaçtı, “Hocam siz MİT ajanlarını nasıl tanıyabildiniz?” diye sormuyor. Öktem, dekanların MİT ajanı öğrencileri yakından tanıyabilmelerinin normal olduğunu mu düşünüyor? Eğer öyleyse dekan nasıl dekan MİT nasıl MİT’tir?

Sonra ne oluyor. Deniz, “sen ne biçim dekansın, nasıl anayasacısın” diye bağırıyor ve yumruğunu masaya vuruyor. Masa kırılıyor ve bunun üzerine Deniz sakinleşiyor. “Ne olacak hocam şimdi?” diye soruyor. Hoca’da “Fakir devletin bir camını daha kırdın olan bu” diyor. Buradaki “daha” ekinden Deniz’in başka camlar kırdığı da anlaşılıyor. Bir de yumruğunun ağır olduğu. Masayı kırdıktan sonra kalkıp gidiyorlar.

Olan masaya oluyor.

__________________________________________________________________

Dergimizin Mayıs sayısındaki yazısında Ankara Barosu’na kayıtlı olduğu yazılan Av. Esra Özeren, İstanbul Barosu’na kayıtlıdır. Düzeltir, özür dileriz.