|
||||||||||||||||||||||||
|
|
Baroların sessizliği Ata
Yazıcıoğlu
Öte yandan yine uzun zamandan beridir yargıda kıyametler kopmaktadır.Gün geçmiyor ki içinde bir yargı mensubunun adının geçmediği bir skandal ortaya çıkmasın.Yargıtay Başkanı MİT ile defalarda görüştüğünü, MİT Kanununa dayanarak MİT’e yargı ile ilgili bilgi verdiğini söylüyor. AKP hükümeti ise yaşanan gelişmeleri yargı üzerindeki etkinliğini artırmak, yargının direncini kırmak ve kadrolaşmak için kullanmaya çalışıyor. Yargının ve avukatlığın hali ise tam anlamıyla içler acısı durumdadır. Tüm bu gelişmeler karşısında barolar ne yapıyor: Hiç. Geçtiğimiz ay İstanbul Barosu genel kurulu vardı. Yeri geldiğinde dünyanın üçüncü büyük barosu olmakla övünen Baronun genel kurulunda bunlar konuşuldu mu peki? Hayır. Ne baro başkan adayları ne de -birkaç meslektaşımız hariç- konuşmacılar avukatın, yargının ve hukukun sorunlarına değinmediler. Bu konular neredeyse hiç tartışılmadı ve genel kuruldan bir karar çıkartılmadı. Genel kurulda her şey vardı, ama avukatın, yargının ve hukukun sorunları yoktu. İstanbul Barosu genel kurulu seçim sonuçları kadar, bu yönüyle de uzun süre tartışılacak gibi görünüyor. Gülendam Şan arkadaşımızın bu sayıdaki yazısı ile bu tartışmaya bir başlangıçtır. Bu tartışmayı önümüzdeki sayılarda da devam ettirmeyi düşünüyoruz. *** Dergimizi yayına hazırlarken Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu hazırlamış olduğu "Azınlık Hakları" raporunu kamuoyuna açıkladı. Daha doğrusu açıklamaya çalıştı. Kurul Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun basın toplantısı Kamu-Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş tarafından, -üstelik canlı yayın esnasında- basıldı ve rapor Kaboğlu’nun elinden alınarak yırtıldı. Olayın traji-komik yanı, insan haklarının ‘i’sinden ve fikrin ‘f’sinden habersiz Yokuş’un İnsan Hakları Danışma Kurulu üyesi olabilmiş olmasıdır kuşkusuz. Ne kadar yırtılmaya ya da yok sayılmaya çalışılırsa çalışılsın rapor kutusundan çıkmış ve kamuoyunun gündemine girmiş bulunmaktadır. Azınlık haklarının tarihsel, politik ve hukuki boyutları ile tartışılması kadar, tartışmanın -yada tartışamamanın- kendisi de bu süreçte tartışılmalıdır. Çünkü olay, komando eskisi bir milliyetçinin reaksiyoner hareketinin ve milliyetçi hareketin karşıt yaratma üzerinden politika yapmaya çalışma çabasının ötesindedir. Raporu okuma zahmetine bile katlanmayan ve kendisine ‘demokrat’ diyen kimilerinin rapora ve tartışmaya ilişkin açıklamaları ortadadır. Raporu hazırlayanlardan Baskın Oran’ın dediği gibi, Türkiye bağırsakları temizlemektedir. Dergimizin bu sayısında Fethiye Çetin meslektaşımızın yazısı ile başlattığımız azınlıklar tartışmasına önümüzdeki sayılarda da devam edeceğiz. Bu vesileyle İbrahim Kaboğlu hocamıza geçmiş olsun diyor ve saldırıyı yapanları şiddetle kınıyoruz. |
|||||||||||||||||||||||