|
||||||||||||||||||||||||
|
|
Hem hacı hem laik
Yargıtay Başkanı Arslan aynı zamanda Yargıtay kontenjanından hacca gitmiş bir hacı. Bunu ve Yargıtay’ın bir hac kontenjanı olduğunu da bu haber vesilesiyle öğrenmiş bulunuyoruz. Haberde, Suudi Arabistan hükümetinin 1990 yılında Türk Dışişleri Bakanlığına bir yazı yazdığı belirtilmektedir. Bakanlık, bu yazı üzerine Yargıtay Başkanlığına hac için kontenjan ayırıyor. Ancak gazete haberinde Suudi hükümetinin başvurusunun nasıl bir başvuru olduğu ve Bakanlığın bu başvuru üzerine Yargıtay’a neden hac kontenjanı ayırdığı belirtilmemektedir. Bununla birlikte, hac kontenjanın asıl sahibinin Suudi hükümeti olduğunu düşünmememiz için hiçbir neden bulunmuyor. (Rabıtayı hatırlayın.) Arslan, işte bu ‘Rabıta’ kokan kontenjandan hacı oluyor. Peki Suudi hükümeti Türkiye’ye neden hac kontenjanı ayırıyor, Yargıtay üyelerini hacca kontenjanlı ya da kontenjansız neden gönderiyor, kontenjandan hacılık nasıl oluyor, haberden anlaşılmıyor. Kimse de bu soruları sorma gereği hissetmiyor (Uygulamanın devam edip etmediğini doğrusu merak ediyoruz). Arslan; “Hacca gittim, çünkü Müslümanım. Müslümanlığın bir gereği de hac farizasıdır.” diye açıklama yapıyor. Yine Sabah gazetesinin verdiği habere göre, başkanlık seçimlerinde kendisine oy veren Yargıtay üyesi arkadaşlarından birisi Arslan için şöyle diyor: “Dini gerekleri yerine getirirken hiçbir zaman bu yönü kararlarına yansımamıştır. Kendisiyle Yargıtay’ın mescidinde Cuma namazında karşılaşırız ama kimse, dairesindeki müzakereyi namaz vakti için böldüğünü dahi söyleyemez.” Haberde kimliği belirtilmeyen ‘bir arkadaş’ın açıklamasıyla Arslan’ın laiklik konusundaki tutumundan emin olabiliyor ve müzakereleri Cuma namazı için dahi bölmemesinden yargı adına rahatlıyoruz. Sabah gazetesi, Arslan’ın başkanlığa seçilmesini bürokrasi ve kamuoyunda kimi ‘kalıplar’ın yavaş yavaş yıkılmaya başladığı yeni bir devrin habercisi olarak değerlendiriyor ve sevinçle karşılıyor. Benzer yorumlar başta Doğan Medya Grubu ve İslamcı basın olmak üzere diğer medya organlarında da yapılıyor. Peki bu bize neyi anlatıyor? Dergimizin daha önceki sayılarında, yargının tepesinde uzun zamandan beridir yaşanan kavgaya dikkat çekmekteydik.AKP iktidarı, kendisine ayak bağı olarak gördüğü yargıda etki alanını genişletmek için adımlar atmakta ve kadrolaşma için zemin hazırlamaya çalışmaktaydı. Gerçekten de, Arslan’ın başkan seçilmesini yargıda yeni bir devrin habercisi olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Yargıtay 1. Başkanvekili seçimlerini de, yine, “özel hayatında dini gerekleri yerine getirmeye özen gösteren” Osman Şirin’in kazandığını hatırlamakta yarar var. İstinaf mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte bu kadrolaşmanın hızlanacağını söyleyebiliriz. Ancak yargının tepesindeki bu kavgayı daha iyi anlayabilmek, AKP’nin yargıda kadrolaşma çabasını görmek kadar, ABD’nin Türkiye’nin önüne koymaya çalıştığı ‘ılımlı İslâm’ projesini, bu projenin yarattığı çatışma ve gerilimleri birlikte değerlendirmekte mümkün olabiliyor. Türkiye, katı laik geleneğiyle, etkilemesi istenilen Ortadoğu için model ve çekim merkezi olmaktan uzakta bulunmaktadır ve AKP, Büyük Ortadoğu Projesine uygun olarak ABD tarafından imal edilmiş bir siyasi harekettir. BOP’ta Türkiye’ye biçilen rol radikal İslâma karşı ılımlı İslâm için model ülke olmasıdır. AKP iktidarı, kendisine biçilen rolü kabullenmiş bulunmaktadır. Arslan ise, yargıda yeni bir protip olarak görülmelidir: Ilımlı İslâm ülkesine uygun bir şekilde, hem hacı hem laik.
|
|||||||||||||||||||||||