Artık hiç kimse “CUMUK”  diyemeyecek! Şimdi, “CEMEKA” zamanı (1)

Aynur Tuncel
Avukat, İstanbul Barosu

Bilindiği gibi, TBMM Başkanlığı tarafından Adalet Komisyonu’na 19.12.2002 günü sevkedilen 1/292 sayılı CMUK’nun bir maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı ile 07.03.2003 günü sevkedilen 1/535 sayılı CMUK Tasarısı, Komisyon tarafından 27.10.2004 günü görüşmeye açılmıştı. Tasarılar, birleştirilerek daha ayrıntılı biçimde incelenmek üzere, beş kişilik alt komisyona havale edilmişti. Alt Komisyon tarafından 28.10.2004 ila 19.11.2004 günleri arasında yani oniki günde incelenen tasarılar, hazırlanan rapor eşliğinde, toplam 333 maddeden oluşan ‘Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı’ başlığı altında yeniden Adalet Komisyonu’na sunulmuştur. Adalet Komisyonu’nun 24.11.2004 ila 30.11.2004 günleri arasında gerçekleştirdiği görüşmelere, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in yanı sıra Adalet ve İçişleri Bakanlıkları, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Başsavcılığı, TBB Başkanlığı temsilcileri ile, Hukuk Fakülteleri öğretim üyeleri de katılmıştır. Toplam sekiz kitap ve 389 maddeden oluşan CMUK Tasarısı, Alt Komisyon tarafından hazırlanan toplam 333 maddelik CMK Tasarısı esas alınarak incelemeye alınmıştır. 01.12.2004 günlü Rapor eşliğinde TBMM Başkanlığı’na sunulan Adalet Komisyonu’nun kabul ettiği metin ise, toplam yedi kitap ve 335 maddeden oluşmaktadır. 03.12.2004 günü TBMM Genel Kurulu’na sunulan metin, 04.12.2004 günü kabul edilmiş 5271 sayılı yasa haline getirilmiştir. 17.12.2004 günlü ve 25673 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Ceza Muhakemesi Kanunu’, 01.04.2005 günü yürürlüğe girecektir.

Tasarılar, gerek Alt Komisyon’da ve gerekse Adalet Komisyonu’nda gerilimli tartışmalara yol açmış olup Adalet Komisyonu Raporu’na CHP’li milletvekillerince muhalefet şerhi konulmuştur. Muhalefet şerhinde, öz itibarı ile; tasarının dünyada eşi benzeri görülmeyecek biçimde hızlı ve kısa zamanda görüşmeye açıldığı, akademik dünyada ve hukuk çevrelerinde yeterince tartışılmasına olanak sağlanmadığı, yasanın panik içinde 17.12.2004 gününe yetiştirilmeye çalışıldığı, panik tasarılarla yasalaştırma çalışmaları sonucu ülkenin temel yasaları arasında ve aynı yasanın kendi içinde uyumsuzluklar doğmasına yol açıldığı, Bakanlığın komisyon görüşmelerinin sonuna dek tasarı üzerinden elini hiçbir düzeyde çekmediği, Adli Kolluk’un yasaya girme şansı bulamazken DGM’ tarzı özel yargılama kurallarının genel kural haline getirildiği ve doğal yargıç ilkesinin zedelendiği ileri sürülmüş ve iktidar partisi, kendi yandaşlarını bazı koruma tedbirlerinden bağışık tutmaya çalışmakla suçlanmıştır.

5271 sayılı CMK, 03.12.2004 ve 04.12.2004 günlerinde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülürken de benzer eleştirilere konu edilmiştir. Adli kolluğun, aslında bağımsız bir düzenlemeye bağlanması gerektiği halde, bunu önlemek isteyenlerin gayretiyle yasada yalnızca birkaç maddeyle ismen yer alabildiği, bu sonucun hükümet görüşünü de aşan bir takım dirençler nedeniyle ortaya çıktığı ileri sürülmüştür : “Eğer, özellikle kolluk görevini yapan birimler bu konularda çok fazla diretmiş olmasalardı ve diretmenin etkisi yasamanın üzerinde yer almasaydı, sanıyorum adli kolluk müessesesi bu şekilde düzenlenmezdi.” (CHP milletvekili M. Nuri Saygun’un 04.12.2004 günlü konuşmasından)                                 

Yine, gizli dinleme, izleme ve gizli soruşturmacı kullanılması, gizli tanık ve devlet sırrı gibi konularda bildik tartışmalara devam edilmiştir.” Gizli tanık, devleti zayıflatan, devleti tartışma ortamı içerisine çeken, devleti her zaman töhmet altında bırakan… Gizli tanık, gizli görevlendirmenin sonunda gelinecek nokta, gizli sanıktır; yani, yargılamanın artık örtülmesidir… Gizli görevlendirme ile gizli tanık işbirliği yaptığı zaman adamı idam ettirir…Ajan provokatörlük olayını burası resmileştiriyor, hukukileştiriyor…Şimdi, burada diyor ki. ‘Soruşturmacı görevini yerine getirirken suç işleyemez.’ Pekala, suç işleyemeyen bir soruşturmacı, görevini nasıl yerine getirecek?... Biz, gizli iş yapan insanların sayısını çoğalttığımız zaman vatandaşın güvencesi kalmaz.” (Ankara milletvekili Ersönmez Yarbay’ın aynı günlü konuşmasından.)                                                         

Başlangıçta hükümet tasarısında dahi olmayan ve alt komisyonun tasarısında da yer verilmeyen teknik araçlarla izlemeye ilişkin düzenlemenin birden bire Adalet Komisyonu toplantısında tasarıya yeni bir madde olarak eklenmesi ve düzenlemenin konutta dahi izlemeye olanak sağlayacak biçimde önergeye konu edilmesi, ciddi tartışmalara yol açmış ve sonuçta, konutta izlemeye geçit verilmemiştir. “Gizli izlemeyle elde edilen görüntüler, bilgiler kamuoyuna ve adalet kurumlarına, direkt mahkemelere yansıtılmıyor. Emniyet güçleri, bunların bir kısmını elinde bulunduruyor… Adli kolluk düzenlenmediği ve hakim teminatı tam olarak sağlanmadığı müddetçe, adalete yardımcı olmaktan çok insanların özel yaşamında ve gelecekteki yaşamlarında bir şantaj aracı olarak kullanılmasını engellememiz mümkün değil…Türkiye’de ajan provokatör kelimesinden çok çektik…..şimdiye kadar istisnai hallerde, olağanüstü dönemlerde uygulanan bir işlemi, bu tasarıyla beraber ceza muhakemesinin temel eksenlerinden bir haline getiriyoruz…kolluk görevlileri tamamen komisyon üzerinde bir baskı oluşturarak, tüm gizlilik alanlarımızın dinlenebilmesinin ve gözlemlenebilmesinin ve kamuya açılabilmesinin tehlikesini doğuracak önergelerle karşımıza geldiler…Kolluk kuvvetlerinin demokratikleşme ve özgürleşme konusundaki ve hukuk devletinin teminatı olan hukukun üstünlüğünü kabul etme konusunda hala ve hala direnmesini anlayabilmiş değilim…Meclis bu iradeyi reddediyor… Komisyon da reddetti…Hükümetin de bu konuda biraz direnmesini istiyoruz.” (CHP Bursa milletvekili Mehmet Küçükaşık’ın aynı günlü konuşmasından.)                     

TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelere katılan Adalet Bakanı Cemil Çiçek hükümet adına eleştirileri yanıtlamıştır. “ …lise önlerine varıncaya kadar uyuşturucu tacirleri dağıtmaya başladı. Gençlik tehdit altında; kapkaç vesaire. Şimdi, buradaki suçları, devletin örgütü nasıl takip edecek…, nasıl ortaya çıkaracak da gelecek kuşakların uyuşturucu belasından, kapkaç örgütlerinin… Şu an arkadaşlar bilmiyor, emniyetten gelenler bilir, cezaevlerinde örgüt sayısını, ismini bile çoğunuz bilmiyorsunuz; 47 örgütün mensubunu biz cezaevlerimizde barındırıyoruz…. Türkiye örgütlü suçlar açısından ya hedef ülke ya geçiş ülkesidir. Bunları hesaba katmadan bir hukuk düzenlemesi yapılamaz….özgürlükler kadar Türkiye’yi suç örgütlerinin cirit attığı, her istediğini yaptığı, geleceğimizi tehdit edecek bir özgürlük ortamını onlara vermememiz lazım. Devletin, güvenlik güçlerimizin, bu anlamda, bu düzenlemeleri yapmasına ihtiyaç var, bunların güçlendirilmesine… 01.09.2004 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Alman Ceza Usul Yasasının 110 uncu maddesinde aynen böyle ‘ aşağıda yazılı suçlar söz konusu olduğunda, gizli soruşturmacı görevlendirilir’ diyor”  

389 maddeden oluşan CMUK Tasarısı’nın genel gerekçesinde, tasarının 98 konuda yeni düzenlemeler içerdiği belirtilmiştir. Bu tasarıda yer alan yeniliklerin büyük bir kısmı, Adalet Komisyonu tarafından çeşitli redaksiyonlara uğratılarak oluşturulan 335 maddelik CMK Tasarı’nda da yer almıştır. Adalet Komisyonu’nun 01.12.2004 günlü raporunda, özellikle şu noktalara dikkat çekilmektedir:              

• Amerika ve İngiltere’nin aksine 11 Eylül terör saldırılarının Kıta Avrupası ülkelerini özgürlükçü çizgiden büyük ölçüde ayırmadığı vurgulanmakta ve Komisyonun, tasarının hazırlanmasında Kıta Avrupası ülkelerinin çizgisinden ayrılmadığı iler sürülmektedir.                                                             

• Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada yaşanan insan haklarını koruyucu hukuki ve siyasi gelişmelere değinilmekte ve Komisyonun, tasarıyı hazırlarken başta hukuk devleti ilkesi olmak üzere ceza muhakemesi hukukunun evrensel ilkelerini göz önünde bulundurduğu belirtilmektedir.                       

• İnsan haysiyetinden vazgeçmenin mümkün olmamakla beraber, bunun sınırsız da olmadığı ve hukuk devleti ilkesine uygun biçimde oluşturulmuş demokratik bir otorite olmadan özgürlüklerin topyekun korunamayacağı ileri sürülmektedir. 

• Adil yargılanma hakkı ile özel yaşamın gizliliği ilkeleri yorumlanmakta ve ceza muhakemesinde ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğin araştırılmasının kabul edilmezliğinin altı çizilmektedir.

• ‘Davasız yargılama olmaz’, ‘vicahilik-vasıtasızlık’, ‘sözlülük‘, ‘çabukluk‘, ‘delillerin serbestçe değerlendirilmesi‘, ‘delillerin serbestliği ‘, ‘kovuşturmanın resmiliği ve mecburiliği‘ ilkelerine dikkat çekilmiş ve maslahata uygunluk ilkesine istisnai olarak yer verildiği açıklanmıştır.                                                   

• Tasarı ile, şahsi davanın kaldırıldığı, duruşmalarda ‘tek oturum‘ kuralını uygulayabilmek için iddianamenin iadesi olanak sağlandığı, adli kolluğun kurulmasının öngörüldüğü, mecburi müdafilik sistemine geniş ölçüde yer verildiği, sanığın ifade ve sorgudan değil suç haberinin alınmasından başlayarak, muhakemenin sonuna kadar müdafi yardımından yararlanabilmesinin hedeflendiği, bilirkişiliğin büyük ölçüde yenilendiği, doğrudan soru sorma yani çapraz sorgu sisteminin öngörüldüğü, acele itiraza yer verilmediği, Bölge Adliye Mahkemeleri kurularak iki dereceli denetim sistemi getirilmiş ve Yargıtay’ın yalnızca hukuki denetim yaparak içtihat mahkemesi haline gelmesinin yolunun açıldığı ileri sürülmüştür.                                         

• Masumiyet karinesine saygı, susma hakkının kullanılmasının sanık aleyhinde sonuç doğurmaması, adli işlemlere katılma olanağı, sanıklara tanınan olanakların olabildiğince mağdurlara da tanınması, makul sürede ve tarafsız, bağımsız mahkeme önünde yargılanma gibi adil yargılanma hakkının güvencelerine olabildiğince yer verildiği açıklanmıştır.   

• Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına saygı gösterilerek, gözaltı süreleri, yakalama, tutuklama, adli kontrol gibi konularda sıkı koşullara bağlı ve itiraz olanağı içeren düzenlemeler yapıldığı belirtilmiştir.                 

• Yasanın adı belirlenirken, muhakeme yanında ayrıca bir de usul sözünün kullanılmasının gerekmediği, muhakeme hukukunun artık şekillerden ibaret olmayan ve maddi içeriği de olan kurallardan oluştuğu açıklanmıştır. Yine, yargı ve yargılama sözlerinin de, kanunun kapsamına denk düşmediği, yargılamanın kaza anlamına gelirken, yargının yargıç tarafından icra edilen bir fonksiyon olduğu, oysa muhakemenin yargıç, davalı ve davacı tarafından gerçekleştirilen üçlü bir çalışma olduğuna dikkat çekilmiştir.                                                                   

• Tasarının tüm maddelerinin, 5237 sayılı TCK sistematiği dikkate alınarak yeniden düzenlendiği açıklanmıştır.   

TBMM de CMK Tasarısının neredeyse tamamına sadık kalmıştır. Gelecek sayıda, CMUK Tasarısı ve CMK Tasarısı ile karşılaştırmalı olarak 5271 sayılı CMK ile getirilen yeniliklere yer verilecektir.