Bir hukuk skandalı: Şişecam Grevi
Grev hakkına veda

Aziz Çelik
Kristal-İş Sendikası Eğitim Uzmanı

Kristal-İş Sendikasının Şişecam işyerlerinde uyguladığı grev 14 Şubat 2004 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından ikinci kez ertelendi. Bu erteleme kararı herhangi bir grev erteleme kararının ötesinden anlam taşıyor. Çünkü bu erteleme kararı ile ülkemizde grev hakkının uygulanabilirliği ve hukuk devletinin temel ilkelerinden olan "idarenin yargı kararları ile bağlı olması" konuları tartışmalı hale gelmiştir. Grev hakkı ve idarenin yargısal denetimi tahrip edilmiştir.

Ülkemizde grev hakkı ciddi kısıtlamalara tabidir ve sadece menfaat uyuşmazlığı durumunda (toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sırasında anlaşma sağlanamazsa) ve oldukça zor bir prosedüre bağlı olarak uygulanabilir. Anayasanın 54. maddesi,  "Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz… Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir. Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür" hükmünü içermekte ve menfaat uyuşmazlığı dışındaki grevlere izin vermemektedir. Anayasanın bu kısıtlayıcı hükümleri 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt yasası (TİSGLK) ile daha detaylandırılmış ve idareye grev yasakları, ertelemeleri ve grevin sona erdirilmesi konularında geniş yetkiler tanımıştır.

TİSGLK’nun 33.maddesine göre "Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı bir kararname ile altmış gün süre ile erteleyebilir".  Ancak yasada erteleme kavramı kullanılmasına rağmen aslında grev sona erdirilmektedir. 60 günlük sürenin bitiminde greve devam edilememektedir. Yasanın 34. maddesine göre taraflar erteleme döneminde anlaşamamışlarsa uyuşmazlık bir zorunlu tahkim kurumu olan Yüksek Hakem Kurulu tarafından çözülmektedir. Greve devam edilebilmesi ancak 60 günlük süre içinde Danıştay tarafından verilecek bir yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı ile olanaklıdır. Ancak bu kararın 60 günlük erteleme süresi içinde verilmesini öngören bir hüküm yasada yer almamaktadır.

275 sayılı eski yasada yer alan erteleme kurumu oldukça farklıydı. Eski uygulamada erteleme süresinin bitiminde greve yeniden başlamak olanaklıydı ve idare aynı grevi birden çok erteleyebiliyordu. 2822 sayılı yasa ile erteleme sonrası grevin devamı imkanı ortadan kaldırıldı ancak eski uygulamadan farklı olarak Bakanlar Kuruluna aynı grevi bir kez erteleme imkanı tanındı.1

Grev erteleme kurumu giderek sistematik bir yasaklama mekanizmasına dönüşmüştür. 1995 yılından bu yana ekonomik olarak etkili hiçbir greve izin verilmemiştir (Tablo). Uygulamada  Bakanlar Kurulu, bir grevin "milli güvenliği bozup bozmadığını" Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine sormakta ve genellikle Genel Sekreterlikten gelen görüşü esas alarak karar vermektedir. Genel Sekreterlik hangi ölçütlere göre karar vermektedir? Örneğin motorlu taşıt araçları ile diğer araç ve iş makineleri için lastik üreten işyerlerinde uygulan grev, devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda sınai, sosyal, kültürel ve ekonomi dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü iç ve dış tehdide karşı korunması ve kollanmasını ifade eden milli güvenliği bozucu nitelikte bulunabilmektedir.2

Bu konuda sadece Hükümet ve MGK Genel Sekreterliği değil zaman zaman yargıda da ilginç "hukuki" mütalaa ve kararlara rastlanmaktadır. Bir Danıştay savcısı şöyle bir iddiada bulunabilmektedir: "Kağıt üretiminin aksaması basın yayın kuruluşlarının yanı sıra ambalaj kağıdı gereksinimi dolayısıyla ihracat sektörünü, ülkeye döviz girişini, yoksun kalınan döviz dolayısıyla milli güvenliğe ilişkin malzemeler de dahil ülkemiz için gerekli ihtiyaç maddeleri dışalımını  baltalamaktadır"3 Danıştay 10. Dairesi ekonomik etkisi nedeniyle grevlerin milli güvenliği ve genel sağlığı zedelediği görüşünü paylaşmamakta ve bu yöndeki kararların yürütmesini durdurmaktadır. Ancak bu konuda tuhaf kazalar da yaşanmaktadır. 8 Haziran 2001 tarihinde ertelenen Şişecam grevi için yürütmeyi durdurma ve iptal isteminde bulunan Kristal-İş Sendikasının bu talebi savcı ve raportörün yürütmenin durdurulması yönündeki görüşüne rağmen Nöbetçi Daire tarafından 3/2 oy çokluğuyla reddedilmiş ve Danıştay Nöbetçi Dairesi kararı ile grev hakkı ortadan kaldırılmıştır.

Kristal-İş sendikasının karşılaştığı ikinci erteleme 8 Aralık 2003 tarihinde gerçekleşti. 9 Aralık 2004 günü başlayacak grev Bakanlar Kurulu tarafından "milli güvenliği tehlikeye attığı" gerekçesiyle daha başlamadan TİSGLK’nun 33. maddesine göre 60 gün süreyle ertelendi. Bu kez ilginç olan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yaklaşımı idi. Genel Sekreterlik 5 Aralık 2003 tarihinde Bakanlar Kuruluna yazdığı görüş yazısında Şişecam grevinin milli güvenlik açısından büyük bir sıkıntı doğurmayacağı belirtilmiştir. Geçmişte sürekli Genel Sekreterlik görüşü doğrultusunda hareket eden hükümet kendisi tarafından "sivilleştirilen" Genel Sekreterliğin görüşüne itibar etmemiştir. Ancak resmi "milli güvenlik" gerekçesine rağmen asıl gerekçenin otomotiv sektörünün lobi gücü olduğu hükümet sözcüsünün ve işveren çevrelerinin açıklamalarından ortaya çıkmaktadır.

Kristal-İş Sendikasının Danıştay’da açtığı yürütmenin durdurulması ve iptal davası üzerine Danıştay 10. Dairesi 12 Ocak 2004 tarihinde verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla konunun esasına girerek şu sonuca varmıştır: "yasal bir grevin yasada öngörülen anlamda milli güvenliği bozucu nitelikte görülebilmesi için, ülke ve devletin özel savunma ve güvenlik altına alınmasını zorunlu kılacak ciddi tehlikelerin ortaya çıkması gerekmektedir… Grevin yapıldığı işyerlerinin ve yapılan işin niteliği dikkate alındığında ertelen grevin yasada öngörülen anlamda milli güvenliği bozucu nitelikte olmadığı sonucuna varılmaktadır. Davalı idarenin savunmasında öne sürülen ekonomik sebepler dava konusu kararın alınmasını yasal kılacak nitelikte bulunmamaktadır"4.

Danıştay’ın bu kararının ardından Kristal-İş sendikası 30 Ocak 2004 tarihinde Şişecam işyerlerinde greve başladı. Başbakanlık, 10. Dairenin yürütmeyi durdurma kararına karşı Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kuruluna itiraz etti. İtiraz 12 Şubat 2004 tarihinde Genel Kurul tarafından oybirliği ile reddedildi. Böylece itiraz yolu da tükenmiş oldu. Ancak Bakanlar Kurulu tam da itirazın reddedildiği günlerde yeni bir erteleme kararı aldı. Bakanlar Kurulu, 14 Şubat 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 11 Şubat 2004 tarih ve 2004/6782 sayılı kararı ile Şişecam grevini  "genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte" gördüğü için ikinci kez erteledi. Kristal-İş Sendikası kararın iptali ve yürütmenin durdurulması için ikinci kez yargı yoluna başvurdu"5.

İkinci erteleme kararı herhangi bir grev erteleme kararının ötesinde anlam taşımaktadır. Hükümet yargı kararına rağmen grev hakkının kullanımını engelleme konusunda gözünü karartmıştır. Böylece sadece 2822 sayılı yasanın kendisine tanıdığı yetkiyi kötüye kullanmakla kalmamış Anayasanın sosyal devlet ve eşitlik ilkesine aykırı davranmıştır.

Bundan daha da vahimi idarenin yargı denetimi konusunda takındığı keyfi tutumdur. İdare aynı konuda itiraz yolu tüketilmiş bir yargı kararına rağmen, bilerek yetkisini kötüye kullanmış ve yargı kararına açıkça aykırı yeni bir karar almıştır. Bu karar Anayasanın 125. Maddesinde yer alan "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" hükmü ile  138. Maddede yer alan "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmüne açıkça aykırılık taşımakta ve Anayasanın başlangıcında yer alan güçler ayrılığı ilkesini ihlal etmektedir.

İdarenin yargı kararlarını tanımadığı ve yargısal denetime sahip olmadığı rejimler demokrasi değil otoriter-totaliter rejimlerdir. Hükümet kendi siyasal yaklaşımını daha özgür kılacak alanlarda demokratikleşme adımları atarken özellikle sosyal alanda otoriter bir yaklaşımı benimsemektedir. Hükümet tıpkı işverenler gibi sosyal alanda demokrasiyi "rekabete zarar verici" bir etken olarak görmekte ve dikensiz gül bahçesi istemektedir.

Aslında bu grev erteleme sadece Kristal-İş Sendikasını ilgilendiren bir konu değildir. Artık hiçbir sendika böylesi bir keyfilik ortamında grev yoluna başvuramayacaktır. Ülkemizde grev hakkı 14 Şubat 2004 tarihi itibariyle fiilen askıya alınmıştır.

Tablo: Ertelenen Grevler

 

Tarih             Gerekçe                      İşkolu                            Sendika

16 Ekim 1995    Milli Güvenlik             Kamu İşyerleri      Kamu’da Ör.Sendikalar

24 Ağustos 2000  Genel Sağlık         Genel Hizmetler      Belediye-İş, Genel-İş

5 Mayıs 2000        Milli Güvenlik            Lastik               Lastik-İş

17 Mayıs 2002      Milli Güvenlik            Lastik               Lastik-İş

8 Haziran 2001     Milli Güvenlik            Cam                 Kristal-İş

25 Haziran 2003    Milli Güvenlik            Lastik               Petrol-İş

8 Aralık 2003        Milli Güvenlik            Cam                 Kristal-İş

14 Şubat 2004     Milli Güvenlik               Cam                Kristal-İş
                           
ve Genel Sağlık

 Dipnot                  

1. Nuri Çelik, İş Hukuku Dersleri, 15. Bası, İstanbul: Beta, 2000, s.563

2. 19 Haziran 2000-Başbakanlık Savunması

3. Danıştay 10. Dairesi , 1995/6508 sayı ve 20.11.1995 tarihli  karar

4. Danıştay 10. Dairesi, 2003/6134 sayı  ve 12.1.2004 tarihli karar

5. Bu yazı kaleme alındığında Danıştay ikinci erteleme ile ilgili henüz karar vermemişti.