SAVAŞ
VE HUKUK
Savaş,
“politik ilişkilerin sadece bir parçasıdır, politikanın
başka araçlarla devamıdır “ diyen
Clausewitz’ e göre, “sınırsız güç kullanımı”
ve “sonuna kadar güç kullanımı” savaşın en önemli
nitelikleri arasındadır. Böyle
bir ortamda doğal olarak söz
yerini kılıcın gücüne
bırakır. Kılıcın
olduğu yerde hukukun olmaması bir anlamda doğaldır. Ancak Grotius’
dan bu yana İnsanlar savaşın da kuralları yani hukuku olacağını
düşünmeye başlamışlardır. “Sadece bize kötülük yapılabileceği gerekçesiyle birisine saldırma
hakkına sahip olmamız tüm adalet ve eşitlik kurallarına aykırıdır”
diyen Grotius “tüm halklarda ortak bir hukukun” evrensel
kurallarının oluşturulmasında önemli bir mihenk taşıdır.
Dünya halklarının kendilerini bağladıkları ilk evrensel
savaş kurallarını gördüğümüz Le Haye Sözleşmelerinden (1899)
Cenevre Sözleşmelerine (1949)
oluşan ve oluşmaya devam eden ortak kurallar bugün “İnsancıl
Hukuk” adı altında ifade ediliyor ve savaş-hukuk ilişkisinin
önemli bir boyutunu oluşturuyor.
Dergimizin
ilk sayısında özel bölümü savaş ve hukuk konusuna ayırmamız;
bir yandan Dünya’ nın
onlarca yerinde çatışmaların
devam etmesi diğer yanda ise
çok yakın zamanda komşu ülke Irak’ ın bir askeri saldırıya
muhatap olması, işgal edilmesi; eski Yugoslavya’ nın hala
durulmaması; Kafkaslar’ ın barut fıçısı
olması nedenleriyle güncelliğini muhafaza eden ve uzun süre de edeceği belli olan bir konu olmasındandır.
İnsanlık savaşları, keyfi savaşları
veya savaşta keyfi davranışları nasıl kontrol altına
alacaktır? Grotius’
tan beri soru değişmemiştir. Özel
dosya konumuz bir anlamda bu büyük ve önemli
soruya 2004 yılında verilen
küçük bir cevap niteliği taşımaktadır.
Özel
dosyamızda; Funda Keskin’ in “ Irak Savaşı ve Uluslararası
Hukuk “, başlıklı yazısı
komşumuza yapılan saldırıyı
irdeliyor. Ezeli Azarkan, Uluslararası Ceza Yargılaması’
na ve bu yargılamanın önemli kavramlarına tarihi gelişimi içinde
değiniyor. Yusuf Aksar,
Nuremberg Mahkemesinden buyana kurulan Tokyo, Eski Yugoslavya, Ruanda
ceza mahkemelerinde ve kuruluş halindeki Uluslararası Ceza
Mahkemesi’ nde “bireysel sorumluluk” konusunu işliyor. Rona
Aybay’ ın, “Bosna Hersek’ te Savaş ve İnsan Hakları
Mahkemesi” yazısı
ise bu konuda Mahkeme Yargıcı’ nın ağzından yayımlanmış ilk
ayrıntılı yazı niteliğini taşıyor.
Durmuş
Tezcan’ ın “Belçika Modeli” isimli yazısı, kendi sınırları
dışında işlenmiş olmasına rağmen, savaş suçlularının Belçika
yargı organlarında yargılanmasına imkan veren önemli bir modeli;
Noyan Özkan ise yaşam kaynaklarımız olan hava, su ve topraktan; doğal
kaynaklarımız nehirler, göller, denizler; flora ve fauna; bitki ve
hayvanlar; biyolojik zenginliklerimiz olan ormanlar, kıyılar, sulak
alanlar; ekosistemler; kültür ve tabiat varlıklarımıza kadar çok
geniş bir anlam verdiği “çevre” tanımı ile savaş arasındaki
ilişkiyi anlatmaktadır.
Arus
Yumul, savaşın en büyük mağdurlarından kadının durumuna; Şebnem
Gökçeoğlu Balcı ise sosyal haklar ve savaş ilişkisine değiniyor. Fuat Keyman 11 Eylül Saldırısından sonra büyük yara
alan “demokratik dünya yönetimi” konusunu irdeliyor. Hasan Kemal Elban’ ın yazısı
Ruanda soykırımı ve soykırım suçlularının Ruanda Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ nde yargılanması
konusundaki büyük bir eksikliği gideriyor.
Gülay Günlük -Şenesen ise silahlanma konusunu ilginç bir
başlıkla irdeliyor; “ Bir Küreselleşme Alanı: Savaşa Hazırlık”.
Uğur Alacakaptan’ ın yazısı da terör tehlikesi ve savaş arasındaki
ilişki ile ABD’ de 2001 yılında yürürlüğe giren özel yasayı
ve uygulamasını konu olarak seçiyor.
Siyaset
Felsefesi Sözlüğü’ nün “Grotius” maddesinde yer alan açıklamaların
ve İnsancıl Hukuk Sözlüğü’ nde yer alan bazı maddelerin
çerçeve yazı olarak dergimizde yer almasına izin veren İletişim
Yayınları’ na teşekkür ediyoruz.
|