|
||||||||||||||||||||||
|
|
İzmir Barosu’nda ‘çilingir-1’ operasyonu Noyan
Özkan
İzmir Barosu seçimlerini, seçime katılan avukatların % 35'inin oyunu alarak seçilen Av.Nevzat Erdemir başkanlığındaki Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, seçim döneminde, İÖG'nin kendi başına buyruk olduğu, AB'den alınan proje desteğinin ulusal çıkarlarımız nedeniyle iptal edilmesi gerektiği, ele güne el açtırmayacakları gibi, Çağdaş Avukatlar Grubunun geçmiş yönetimlerini lekeleyen ve karalayan bir kampanya yürütmüştü. Bu kampanyada özellikle önceki dönem başkanı ve Yönetim Kurulu üyesi iki meslektaşımızın AB destekli İşkencenin Önlenmesi Projesine karşı olan oylarının gerekçesi kullanıldı. Önceki dönem başkanımız Av.Bahattin Acar, projeye karşı olmakla birlikte, Yönetim Kurulunun kararı uyarınca “projenin namusu olduğu” yolunda açıklama da bulunsa da, bu karşı oy gerekçesi hala suiistimal edilmektedir. İşkenceyi Önleme Grubu (İÖG) hakkında Türkiye'de ve İzmir kentinde emniyet/jandarma gözetim yerlerinde sistematik ve yaygın olarak başvurulan işkence ve pek fena muamele mağdurlarının başvurularını almak, gerekli adli tıp veya alternatif tıp raporları sağlandıktan sonra failler hakkında adli ve idari soruşturma açtırmak, açılan ceza davalarını ve disiplin soruşturmalarını sonuna kadar takip etmek amacıyla İzmir Barosu Yönetiminin 10 Aralık 2001 günlü kararıyla İÖG faaliyete başladı. Amaç, sistemli olarak yürütülen ve ceza muafiyetinden yararlanan işkence ve pek fena muamelelerine karşı sistemli ve yaygın bir avukat örgütlenmesi ile caydırıcı bir mekanizma kurmaktı. Önceleri otuz gönüllü avukatla başlayan İÖG, yoğun seminer çalışmaları ile yaklaşık 100 avukata ulaştı. Adli Yardım sisteminde yer alan ve özel seminerlerle uzmanlaşan 250 avukat ile birlikte, gönüllü avukatlar, 24 saat boyunca başvuru almakta ve olaylara sıcak takiple müdahale etmektedirler. Gerçekten çok emek verilen, üzüntü ve sıkıntı çekilen, sabır ve özveri isteyen 3 yıllık bir çalışma dönemi sonunda İÖG ulusal ve uluslararası alanda özgün ve saygın bir konuma ulaşma başarısını göstermiştir. İzmir Barosu yeni Yönetim Kurulu işte böylesine emeklerle ve özverilerle oluşturulan, ciddi ve caydırıcı bir deneyim ve birikime sahip olan bir örgütlenmeyi dağıtmak için karar almıştır. Karara karşı çıkan İÖG ve onlara destek veren meslektaşlar, insan hakları alanında, devletin ve hükümetin keyfi kararları ve uygulamaları ile mücadele sürecinde bunlara ilave olarak karşılarında baronun yeni yönetimini bulmuşlardır. İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü Projesi nedir? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu İzmir Barosunun ilk AB destekli projesi değildir. İçinde şu anki Baro Başkanı Av.Nevzat Erdemir'in de bulunduğu 1994-1996 dönemi Yönetim Kurulu ilk kez insan hakları ve demokratikleşme programı çerçevesinde AB Komisyonuna başvurmuşlar ve “İnsan Hakları Eğitimi Projesi” başlığını taşıyan bu Proje sonraki dönem yönetim kurulu tarafından uygulanmıştır. Bu Proje sayesinde yüzlerce avukat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine nasıl başvurulacağını öğrenmiş, binlerce ilköğretim öğrencisine uygulamalı insan hakları dersleri verilmiş ve uluslararası prestij kazanılmıştır. İlk Proje devam ederken, “İnsan Hakları ve Demokrasi Eğitimi” başlıklı ikinci geniş kapsamlı proje AB’ye sunulmuş ve 1997-1998 döneminde uygulanmıştır. Bu ikinci Projede ise, özellikle okullarda ve sendikalarda yapılan eğitim çalışmaları önem kazanmıştır. İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından hazırlanan, “Yargıç ve Savcılar için AİHS Yargısı” başlıklı üçüncü küçük çaplı Projeyle ise, 2001 yılında Avrupa Konseyi desteği ile İzmir'de görevli 50 civarında hakim ve savcı, dört hafta sonu Strasbourg'tan gelen AİHM yargıç ve hukukçularından AİHS ve uygulamasını aktif katılımla öğrenmişlerdir. Bu Proje, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısının içten desteğini ve katkısını da almıştır. İşte İzmir Barosunun geçmişteki uluslararası temaslarındaki başarıları ve insan haklarının korunması ve yaşama geçirilmesindeki geleneksel politikası ve özellikle İÖG'nin etkinliği sayesinde 472.000 Euro tutarında olan ve beşi hukukçu, altı profesyonelin çalıştığı Proje kabul edilmiş ve 5 Ağustos 2003 tarihinde uygulamaya konulmuştur. Proje’ye 2000-2002 dönemi Baro Çalışma Raporunda geniş yer verilmiş ve baronun web sitesinden yayınlanmıştır. Proje, eğitim, aktif önleme, yardım, araştırma ve yayınlar olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Ege Üniversitesinden Doçent Melek Göregenli ve Psikoloji bölümü öğrencileri ile yürütülen ve şiddet kültürünü araştıran anket çalışmaları sonucunda hazırlanan bir rapor kitap haline getirilmiş ve 1000 adet basılmıştır. Sayın Göregenli'nin yargıç, savcı ve avukatlarla yapmış olduğu benzeri bir araştırma raporu ise yayınlanmayı beklemektedir. Ege bölgesinde hukukçularla çok sayıda seminer çalışması yapılmıştır. İzmir Adliyesinde yüzlerce işkence dosyası üzerinde avukatlar tarafından araştırma yapılmış ve raporları hazırlanmıştır.Esas itibarıyla, projenin % 70'lik bölümü fiilen tamamlanmıştır. İşkence ve pek fena muamelenin kaynakları, önlenmesi ve mevzuatı ve proje çalışmaları hakkında yaklaşık 30.000 adet kitap, broşür, afiş basılacaktır. Proje ile ilgili faaliyetler ve harcamalar 2002 ve 2004 yılında yapılan Genel Kurullarda oybirliği ile aklanmıştır. Yeni Yönetim Kurulunun İÖG ve Proje ile ilgili almış olduğu iptal kararlarına karşı avukatlar arasında ciddi ve heyecanlı bir tepki oluşmuş ve 10 Aralık 2004 günü İzmir Barosu salonunda yapılan toplantıda alınan kararlar protesto edilmiştir. Hemen aynı gün öğleden sonra basın toplantısı düzenleyen Baro Başkanı Av. Nevzat Erdemir, özellikle toplantı salonunun izinsiz kullanımından şikayetçi olmuştur. Baro Yönetim Kurulu, 13 Aralık 2004 gününde yaptığı basın açıklamasında, AB belgelerinde Türkiye'de Kürdistan kurulmasının istendiği, Türk Ordusunun Kıbrıs'ta işgalci olduğu, Fener Rum Patrikhanesine Ekümenlik sıfatının verileceği, Ermeni soykırımının tanınacağı, Lozan antlaşmasının geçersiz olduğu, azınlıkların kendi parti, dernek ve okullarını kuracağı, Fırat ve Dicle’nin uluslararası denetime teslim edileceği, vatan topraklarının satılması ve ikiz sözleşmelerle felakete gidildiği gerekçesi ile Projenin uygulanmasının askıya alındığını belirtmiştir. Baro başkanı Av.Nevzat Erdemir yukarıdaki açıklamaları yaparken bindirilmiş kıtalar gibi salona getirilen Bornova Atatürkçüler Derneği ve Cumhuriyetçi Kadınlar Grubu gibi sivil inisiyatif temsilcileri şiddetli tezahürat yapmışlardır. Salonda bulunan ve söz almak isteyen İÖG üyesi meslektaşlarımız ise başkan Erdemir'in yönetimindeki alkış korosu tarafından susturulmuştur. İzmir Barosunun beş eski başkanı 13 Aralık 2004 günü Baro Yönetimine bir uyarı mektubu göndermiş ve hukuka ve baronun geleneklerine aykırı olarak alınan kararların geri alınmasını talep etmişlerdir. Olayların arka planında, yaklaşık 6 yıldır baro seçimlerinde estirilen milliyetçi sol rüzgarları arkasına alan ve AB-Kıbrıs-Güneydoğu endeksli politika üzerinden baro yönetimine aday olan Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'nun Avrupa Birliği düşmanlığı ve Baro Yönetimiyle Baro Komisyonlarının arasındaki ilişkiye dair otoriter anlayışı yatmaktadır. Yönetime katılım ilkesi uyarınca YK kararlarının internette yayınlanması, komisyonların çalışmalarında baro yönetiminden bağımsız olmaları, BM, Avrupa Konseyi, AGİT ve AB gibi uluslararası kurumlarla temas ve işbirliği yapılması, TSK'nın sürekli olarak politikaya müdahale etmesi gibi konularda Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'ndan çok farklı düşünmeyen bazı meslektaşlarımız Çağdaş Avukatlar Grubu platformunu ve ön seçim sürecini terk etmişler ve ayrı bir liste ile önceki dönem başkanı ile birlikte seçime katılmışlardır. İşte ön seçim sürecinde meydana gelen bu bölünme, seçimin Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu tarafından kazanılmasında önemli bir faktör olmuştur. Yeni Yönetim Kurulu, Avrupa Birliği düşmanlığını sürekli gündem maddesi olarak tutmakta ve Kıbrıs -Güneydoğu gibi konularda milliyetçi refleksler vermektedir. Ancak doğrudan mesleğimizi ilgilendiren, Yargıtay eski başkanı Eraslan Özkaya'nın Yargıtay Genel Kurulu tarafından aba altından sopa gösteren bir bildirisi ile aklanması karşısında sus pus olmaktadır. Yine, Ceza İnfaz Kanunu tartışmalarında, adli kolluk kurulmasının engellenmesi olayında, ABD Büyükelçisinin Bergama ile ilgili mahkeme kararını basın önünde eleştirisi rezaletinde, İnsan Hakları Kurulu üyeleri İbrahim Kaboğlu ve Baskın Oran'a yapılan çirkin saldırılarda İzmir Barosu yeni yönetimi tribünde kalmayı tercih etmekte, sahaya inmekten çekinmektedir. Bu arada yıllardır seçim propagandalarında Çağdaş Grup üyelerini mesleki sorunlara önem vermemek ve siyasetle uğraşmakla eleştiren yeni yönetim, şu anda tamamen ulusal ve uluslararası siyaset üzerinden politika yürütmekte olup meslek sorunlarını rafa kaldırmış görünmektedir. Elbette böyle bir zihniyet, 2001 yılında Avukatlık Kanununun 76. ve 95/21 maddelerinde yapılan radikal değişikliği önemsemeyecek ve “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevini açıkça ve ağır biçimde ihlal edecektir. İzmir'li avukatların, adalet sisteminin sorunlarına ve insan haklarının korunmasına evrensel ya da ulusal açıdan bakmaları ve bu bakış açısını baro politikalarına yansıtmaları gayet doğal ve sağlıklıdır. Önceki dönem adalet bakanlarından Aysel Çeliker, 2002 yılında baromuzu ziyaret ettiğinde “işkence ve pek fena muamele olaylarını münferit olarak” nitelemiş ve “baroların yalnızca kamu niteliğinde meslek kuruluşu olduğunu ve sivil toplum kurumu olmadıklarını” vurgulamıştır. İşte bu baroyu devlet dairesine benzeten kutsal devletçi zihniyet ile milliyetçi sol zihniyet aynı platformu paylaşmaktadır. Türkiye barolarının bu platformda yer almaya başlaması, hukuk devleti, insan hakları ve adalet sistemi açısından son derece olumsuz gelişmelere yol açacaktır. İzmir Barosu, bu Avrupa Birliği düşmanlığı ile AB Hukukunu nasıl ele alacak ve üyelerine hangi koşullarda tanıtacaktır? AB adaylığı sürecinde, 3 Ekim 2004 günü başlayacak tarama ve müzakerelerde “mesleki sorunlar”, “adalet sistemi” alanlarında baroların duruşu ve rolü ne olacaktır? İzmir Barosu onlarca yılda oluşan geleneksel insan haklarını koruma politikasını 2 ayda ret ve terk edecek midir? Baro Yönetim Kurulu kararlarının internette yayını devam edecek midir? Bu sorulara öncelikle, ulusal sol rüzgarlardan etkilenen ve bir arada bir derede bocalama süreci yaşayan meslektaşlarımız cevap vermelidir. Son olarak, İÖG ve Proje ile ilgili yeni yönetim kurulu kararlarının tartışılması ve iptal edilmesi amacıyla seçimsiz olağanüstü genel kurul için gerekli olan 1000 imzanın toplanmasının başlatıldığını ve böylece demokratik denetim hak ve yetkisinin kullanılacağını, belirtmek isterim. Çilingirli operasyon ve karşı mücadele devam ediyor.
|
|||||||||||||||||||||