|
||||||||||||||||||||||
|
|
İzmir Barosunda o/hal’ler
Ali Koç
Bu güzelliği pencereden görüp, denizi pencereden koklamanın güzelliğe yakışmadığını düşünüyorum. Denizi kıyısında koklamak, sokağı içinden izlemek için pencereden çekiliyorum. Burnuma açık pencereden deniz kokusu gelmeye devam ederken, hep açık olan televizyonla burun buruna geliyorum. Akıp giden çok sayıda görüntü, görüntü içi ses, görüntüye bindirilmiş ses arasında, bazı sesler bazı yüzler çok tanıdık geliyor. Sesler ve yüzler tanıdık, fakat coğrafya yabancı. Algımın kurbanı oluyorum. Sokaktan da deniz kıyısından da kopuyorum. Televizyonda Lozan’a çıkarılmış bir grup memleket ahalisi arasında, İzmir Barosu’nun pek muhterem ve muteber başkanı Nevzat Erdemir ve bir idare heyeti azası da var. Efem, mevzu malum, ülküdaş bir grup yüce çıkarları(mızı) korumak için Lozan’ı teftişe çıkmışlar. Tivilerde mevzunun ayrıntıları, ayrıntılı olarak anlatıldı. Açık oturuldu, açık konuşuldu, açıklandı. Bu karenin bilinen bazı adamlarının bilinmeyen ya da bilinip unutulmuş bazı icraatlarını, icraatın içinden canlı olarak, siz Günışığı severlere, dört başı mamur ve canlı olarak nakletmek isterim. Cumhuriyetle yönetilen İzmir Barosu’nun “işkence” ile imtihanı Efem, kent İzmir, sokak 1456 ve 857. sokaklar. Olayın kahramanları, İzmir Barosu Reisi Nevzat Erdemir Bey ile kendisi ile aynı Cumhuriyetçi Cemiyet’ten idare heyeti azaları. Olay, İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu’nun (İÖG) yayımlanan bir tamim ile kapatılması ve memleket içindeki harici bedbaht İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü Projesinin (İÖHRP) iptali ve def’edilmesi. Her şeyden önce belirtmek isterim ki, bizim Baro’nun Reisi basın mevzuunu çok sever. Baro’da ve odalarında kendilerinin bilumum basında hep aynı pozla çıkmış resim ve özlü beyanatları boy boy asılı durur. Madem canlı bağlandık, canlandırasınız diye gözünüzde biraz tasvir edeceğim pozu: Gözlük burun ucunda, göz bebekleri ufukta, eller göbeğin hafif üstünde masada hoşbeş halde, boyuna çizgili gömlek içinde bir mağrur reis fotoğrafı. Fakat, biz burada bu pozu konuk edemeyeceğimiz için, reis beyden ve cümle okurdan özür dileriz. Olaya dönersek, Cumhuriyetçi Cemiyet’in İzmir Barosu tarihinde iki büyük zaferi mevcut. Biri 18 -19 Ekim 2004 tarihlerinde yapılan genel kurulda Baro Başkanlığını ve yönetimini kazanmaları, bir diğeri de 10 Aralık İnsan Hakları Gününe üç kala, 7 Aralık 2004 tarihinde İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu’nu kapatmaları ve AB Komisyonu işbirliği ile yürütülen İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü Projesini iptal etmeleri. Çeyrek yüzyıldan uzun zamandır Çağdaş Grup tarafından yönetilen İzmir Barosu üyesi bir grup fani, elbet Çağdaşlığımızın ve Demokratlığımızın gereği olarak, yönetim kaybını, mağlubiyetimizi mağrurca kabul ettik. Ama, 7 Aralık kararının kabulü o kadar kolay değildi. Bu kararın, açıklamasının olamayacağı, bunun işkencecilere destek anlamına geldiği vb. gerekçelerle, kararın geri alınması için Baro Yönetimi’ne yüzlerce dilekçe verdik, görüşme olanakları aradık ama başarılı olamadık. Bu yönetim, bizim çeyrek yüzyıllık yönetim deneyimlerimizin hiç birine uymuyordu. Burada, ne demokratik teamüller ne de başka bir ilke işe yaramıyordu. Burada, sükut altındı, söz sadece 11 makbul insana aitti ve 11 makbul insanın sözü de gayri kabili rücu emirdi. İzmir Barosunun Reisi, imtihandan ikmale kaldı İÖG’nin kapatılması, İÖHRP’nin iptal edilmesi, kararın gerekçesinin öğrenilmesi ve geri alınması istemlerinin akim kalması, bütün seslerin bir duvarda yankısız kaybolması üzerine, neler yapılmalı diye tartışmaya başladık. Olağanüstü genel kurul çağrısı yapılması konusunda mutabakat sağlandı. Ancak, bir grup, genel kurulun seçimli olarak toplanmasını istedi. Ancak, bu istek genel kabul görmedi. Demokratik yoldan seçim kazanmış olan kişilerin, görev süresini tamamlamalarının gerektiği, genel kurulun sadece İÖG ile ilgili yönetim kurulu kararını görüşmek üzere toplanması istendi. İzmir Barosu’na üye 1146 avukat -mevcut baro yönetimimiz 1280 civarında oy almıştı- 7 Aralık 2004 tarihli Yönetim Kurulu kararının görüşülerek kaldırılması ve İşkenceyi Önleme Grubunun daimi komisyon olarak faaliyetlerine devam etmesinin görüşüleceği olağanüstü genel kurul çağrısında bulundular. Rivayet odur ki, avukatlar hukukçudurlar, öncelikle hukuka uygun davranırlar, davranmalıdırlar. En az hukukçu olanları en azından kanun insanlarıdır. Hukuka olmasa da, kanuna uygun davranmak zorundadırlar. Bu zaruretin zaruri sonucu da, 1146 avukatın talebinin kabulü ile genel kurulun olağanüstü toplanmasıdır. Zira, imzacı sayısından 10 eksik numaralı (1136 sk.) kanunun 83. maddesi buyurur ki: Baro üyelerinin 5’te 1’inin görüşme konularını belirten talepleri üzerine, baro başkanı 15 gün içinde genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak ZORUNDADIR. Kendilerine, 1136 sayılı yasa ile hukuku ve insan haklarını korumak ve geliştirmek görevi verilen 11 makbul beşerin, 1146 çağrıcının çağrısını kabul etmeleri, genel kurulu toplantıya çağırmaları, hem kanunen hem hukuken hem demokratik teamüller gereği aksi düşünülemeyecek bir haldir. Lâkin, burada, hallerin değil OHAL’lerin makbul olduğu zihniyet katlarında, çağrı reddedildi. İzmir Barosu Başkanı 1146 avukata, bin dereden su getirdi. Bu sözü yabana atmayın, gerçekten bin dereden su getirdi, onlara idare mahkemesi yolunu gösterdi. Efem, basın filan izliyorsanız ya da bir şekilde İzmir Barosu’nun web sitesinden, baronun açıklamalarını okuyorsanız, bin dereden su getirmeyi anlamışsınızdır. Bizim Baro 18-19 Ekim 2004 tarihinden beri, her mevzuya bin dereden su getiriyor. Ne zaman bir mevzuyu açıklamaları gerekse, Fırat ve Dicle’nin sularından da bahsetmeyi unutmazlar. Fırat ve Dicle malum, önemli nehirler, binlerce dereden, kaynaktan beslenirler. Genel Kurul çağrısı da, Fırat ve Dicle suları ile sulandırılıp reddedildi. İzmir Barosu’nun tarihinde bir “ilk”, ama övünen yok… Bu raddeden sonra tek yol devrim değil, tek yol mahkemeydi elbet. Bize düşen başkanın “büyük” sözüne uyup idare mahkemesinden bir karar getirmekti. İzmir Barosu tarihinde bildiğim kadarıyla, özlük hakları, disiplin işlemleri dışında ilk kez avukatlar baroya karşı dava açmak zorunda kaldılar. 1146 avukat adına bir grup avukat, genel kurulun reddi kararının iptali için idare mahkemesine başvurdu. Sonuç malum, duymuşsunuzdur. İzmir 4. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vererek, başkan(ımızın) kararının açıkça hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Karar, baroya tebliğ edildi. Beklenen, yönetimin bu karara uyması. Ama, söz konusu ihtiraslı insanlar olunca, olası olanı değil, olmayanı beklemek gerekiyor. Uymayabilirler, uymamaları olası. O zaman tek yol seçim mi? Bilmiyorum…
|
|||||||||||||||||||||