|
||||||||||||||||||||||
|
|
İzmir Barosu yönetiminden ‘bir kısım’ mestektaşına karalama kampanyası Nilgün
Tortop Belki sizler de takip ettiniz: İzmir Barosunun, 17 Ekim 2004 tarihindeki genel kurulunda yapılan seçim sonucunda ‘Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’ üyesi meslektaşlarımız yönetime seçildiler. İşbaşına gelen yeni başkan ve yönetim kurulunun ilk iş icraatı 7 Aralık 2004 tarihinde aldığı bir kararla İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubunu kapatmak oldu. Bu karardan önce de, İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezinin Eğitim Alt Grubunda çalışan 10 avukatı neredeyse vatan hainliği ve ülkeyi jurnallemekle suçlayıp, açıkça çalıştırtmadılar. Örneğin, alt gruptaki arkadaşlarımdan birisi, sorumlu yönetim kurulu üyesine 5 kere “Bende vatanımı seviyorum” demek zorunda kaldı. Sözel şiddet neymiş, yüzümüze çarpıla çarpıla öğrendik. Baro Başkanı medya önünde kampanyasına başlıyor… İzmir Barosunun yeni başkanı Av. Nevzat Erdemir, aslında önceki 4 seçim döneminde de aday olmuş ama seçilmesi 2004 yılına kısmet olmuştu. Galiba, ülkemizde ve büyük barolarımızda esen milliyetçi sol rüzgarların bunda etkisi büyüktü. İşkenceyi Önleme Grubunun kapatılmasına karşı tepki duyan pek çok meslektaşımızla yaptığımız toplantılar sırasında, en güçlü ve sonuç alınabilecek tepkinin (İÖG’yi Baro içinde kurumsallaştırma amacını taşıyan) demokratik ve meşru bir zeminde gerçekleşmesine karar verdik. Ve bu amaçla Ocak 2005 ayı içinde bir imza kampanyası başlatarak, İzmir Barosunu “Seçimsiz Olağanüstü Genel Kurula” çağırma kararı aldık. Bir yandan çalışmalarımız, diğer yandan toplantılarımız sürüyordu. Ocak 2005 ayı içinde kendi mali kaynaklarımızla bir broşür hazırladık, dağıttık. Elbette, İzmir Barosunun sayın Başkanı Erdemir’de boş durmuyordu. Özellikle Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan demeçleri, yine bu gazetenin köşe yazarları tarafından değerlendirmeye alınan basın açıklamaları, Yeniçağ Gazetesinden dahi gelen desteklerle sürüp duruyordu. İÖG’nin gönüllü çalışanları, “İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü” adlı Projede çalışan profesyoneller ve belli çalışma gruplarında yer alarak kendisine ücret ödenen meslektaşlarımızın hepsi, İzmir Barosunun yeni başkanına göre “AB’den gelen 230 bin Euroyu paylaşan çirkin hareketin içinde yer almışlardı.” O zaman, böylesi makul ve kanıtlanabilir (!) bir iddiayı CNN Türk televizyonuna canlı yayında bağlanıp, ortalığa saçmanın da bir sakıncası olmamalıydı. Broşürler, afişler, yüzyüze görüşmeler derken topladığımız 1146 imzayı 21 Şubat 2005 tarihi itibariyle İzmir Barosu Başkanlığına sunduk. Lâkin bizler bunu sunmaya çalışırken, İzmir Barosu yönetimi de bayrak kırmızısı renginde bir İzmir Barosu Bülteni- Özel Sayısını bastırtıp, 18 Şubat 2005 günü avukatlara dağıtmaya başlamıştı. İzmir Barosunun ‘krokilerini’ AB’ye tam teslim etmek üzereydik ki… İzmir Barosunun Başkanı Erdemir ve Yönetim Kurulu üyeleri çıkageldiler. Neden? Çünkü bizler, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindeydik! Herhangi bir Teali Cemiyeti üyesinden farkımız yoktu. İzmir Barosuna ait tüm binaların gizli planlarını, krokilerini AB Devletine (tanım bana ait değildir) teslim etmiştik. ‘Tüm gerçekleri bütün çıplaklığıyla gören’ Erdemir’in 16 Aralık 2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan demecine göre: “Baro Brüksel’den yönetilemezdi.” Karşılıklı basın açıklamaları sürüyordu. İzmir Barosunun başkanı Erdemir ve Yönetim Kurulu üyeleri 13 Aralık 2004 günü İzmir Barosu toplantı salonunda basın açıklaması düzenlediler. Toplantıya katılan “bir kısım avukat”, soru sormak istedi. Bunun üzerine salonda bulunan bir grup kadın (avukat olmayan), bir grup siyasi parti üyesi (avukat olmayan) bu “bir kısım avukatı” alkışlamaya başladı. Sayın Baro Başkanı ve Sayın Yönetim Kurulu üyeleri de alkışlamaya katıldılar. Sonuç: “Bir kısım avukat” başarıyla salondan dışarı çıkarıldı. İzmir Barosu Yönetimi, kampanyasını Bülten-Özel Sayısıyla taçlandırıyor… İzmir Barosu Bülteni-Özel Sayısının baskı tarihi 18 Şubat 2005, aynı günün akşamı dağıtıma sokuldu. Kapağa çıkarılan başlıkları veriyorum: • İzmir Barosunun bağımsızlığına nasıl kastedildi? • İşkence Önleme Grubunun ayrımcılık yaparak, Baro içindeki Baro faaliyeti. • İbret belgeleriyle Baronun içine sürüklendiği kaos. • AB’ye teslimiyet belgesindeki acı gerçekler • Projede tüm yetki Euroyu veren AB Komisyonunda • İşkence önleme kılıfı altında paylaşılan Eurolar Bunun üzerine... 25 Şubat 2005 tarihi itibariyle İzmir Barosunun Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına basın yoluyla hakaret iddiasıyla suç duyurusunda bulunduk. Şimdi seçimsiz olağanüstü genel kurulun toplanmasını bekliyoruz. Bir vatan nasıl sevilir? Ölçüsü var mıdır? Bunu kanıtlamak zorunda mıyız? Yoksa, avukat olarak, Yargıtay’ın, 13 yaşındaki bir kız çocuğunun tecavüze karşı koymadığı için rızasını varsaydığı kararı mı düşünmeliyiz? Güneş balçıkla sıvanmaz mı gerçekten? İzmir Barosu önceki başkanlarından Av. Noyan Özkan’ın mektubunu özetleyerek yayınlıyoruz: İzmir Barosu Sayın Başkanlığına “Belgelerle İşkence Önleme Grubu Gerçeği” başlıklı İzmir Barosu Bülteni özel sayısını dikkatle ve objektif bir gözle okudum. Naçizane görüşlerimi sunuyorum. Sayın Yönetim Kurulu, aradan 4 ay geçmesine karşın, baro seçiminin getirdiği rekabet ortamından çıkamamıştır. Baro üyesi meslektaşların tümünü temsil eden bir yönetim anlayışı yerine yalnızca kendi dar gruplarının (Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu) temsilcisi gibi davranmaya devam etmektedirler. Özel Bültenin 83.sahifesinde “Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu ve Avukatlar Derneği” adı altında yayınlanan basın açıklaması, sayın yönetimin baroda meslektaşlar arasında ayrımcılık yapan, seçim grubuna endeksli, anti-demokratik politika ve uygulamasının somut bir örneğidir. Yönetiminiz, demokratik bir seçimden sonra gelmiş yasal ve meşru bir yönetimdi. Ancak, 4 aylık uygulamanız ve son olarak yayınladığınız bu ayrımcı bültenle artık yasal olmakla birlikte meşruiyetinizi büyük ölçüde yitirmiş durumdasınız. Türkiye’de ve belki de dünyada ilk kez bir baro yönetimi, meslektaşlardan toplanan aidatla çıkarılan baro bültenini, meslektaşlarına saldırmak, küçük düşürmek ve hakaret etmek için kullanmıştır. Ayıptır ve yazıktır. Bültenin, avukatlık etik ilkeleri ile bağdaşmayan, tek taraflı, sübjektif, onur kırıcı, gerçekleri çarpıtan, barış ve huzuru bozan, ayrımcı mesajları; yalnızca İşkenceyi Önleme Grubu veya İşkencenin Önlenmesinde Hukukçuların Rolü Projesinde (hazırlığında ve uygulamasında) ücretli veya gönüllü görev alan, katkıda bulunan meslektaşlarımızı değil, aynı zamanda tüm baro üyelerini hedef almakta ve olumsuz biçimde etkilemektedir. Çünkü, baro bülteni, İzmir Barosu tüzel kişiliğine aittir. İzmir Barosu tüzel kişiliği, yönetimin bu yanlış, hatalı ve ayrımcı bülteni ile ciddi bir darbe almıştır. Baro tüzel kişiliğinin saygınlığına gölge düşürülmüştür. Özel bültenin ilk kapak sayfasında kullanılan; işkenceyi önleme kılıfı altında paylaşılan Eurolar ve bültenin 79.sayfasında aynı başlıkla yayınlanan İzmir Barosu Yönetim Kurulu açıklaması, gerçekten çok üzücü, kırıcı ve hukukçulara yakışmayan bir eleştiridir. Artık, burada demokratik sistemin meşru saydığı eleştiri hak ve özgürlüğü sınırı fazlasıyla aşılmış ve meslektaşlarımızın mesleki ve kişisel şeref ve haysiyetlerine doğrudan saldırıda bulunulmuştur. Sizlerin de çok iyi bildiğiniz gibi, Baro-İÖHRP bünyesinde yürütülen tüm çalışmalar ve görevlendirmeler, baro web sitesinde, bültende, adliye/baro panolarında ilan edilmiştir. Örneğin, CMUK dosyalarının taranmasına yönelik çalışmalarda, CMUK Servisi kapsamında müdafiilik görevi yapmış olan avukatlara yalnızca duyuru yapılmakla yetinilmemiş, 1077 avukatın adresine ilgili duyuru ayrıca postalanmıştır. Örneğin, hukuksal yardım listesinin oluşturulması için yapılan duyurulardan sonra İzmir Barosu Adli Yardım Listesine kayıtlı 236 avukata çağrıda bulunulmuştur (Bkz; Özel Bülten, sh:29/30 ve sh.32). Bu iki örnek, projenin tüm baro üyelerinin gözü önünde, “Yönetime Katılım ve Şeffaflık İlkesi” çerçevesinde, yürütüldüğünü, gerekli hassasiyet gösterilmek suretiyle ilan, çağrı, duyuru, mektuplarla meslektaşların gündemine getirildiğini açıkça göstermektedir. Nerede paylaşma? Yönetim görevini devir aldığınız 19.10.2004 gününde sizlere sunduğum dilekçede belirttiğim gibi; İÖG ve İÖHRP çerçevesinde görev alan, katkıda bulunan tüm meslektaşlarımla iftihar ediyorum. Meslektaşlarımızın şeref ve haysiyetine saldıran, onları kamu önünde küçük düşürmeyi hedefleyen, kılıf ve paylaşma yakıştırmalarıyla hakaret üreten, meslektaşlar arasında ayırımcılık yapan yönetim politikası ve uygulamanıza son vermenizi, tüm meslektaşlardan kamuoyu önünde ve baro bülteninde özür dilemenizi, İzmir Barosu tüzel kişiliğini daha fazla yıpratmamanızı, dilerim.
|
|||||||||||||||||||||