|
||||||||||||||||||||
|
|
Kadının insan hakları açısından yasal düzenlemeler Hülya
Arabacı Filiz
Devletin bu düzenlemelerin yapılması için yıllardır aldığı uluslararası yükümlülüklere göz atarsak; -Yıl 1975 (Meksika), 1. Dünya Kadın Konferansı toplandı. Sadece kadın sorunlarını görüşmek üzere yapılan toplantıda BM’ye üye tüm devletlere kadın sorunlarının çözümü ile ilgili ulusal ve uluslararası mekanizmalar oluşturulması çağrısı yapıldı ve bu konuda kararlar alındı. BM bu konferansta hazırlanan eylem planının hayata geçirilmesi için 1976-1985 yılları arasını "Kadın On Yılı" ilan etti. Türkiye Devleti 1975 yılında alınan bu kararlara karşılık ancak 1991 yılında Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nü (KSSGM) kurdu. Ancak işleyişi ile ilgili sorunlar hala sürüyor. -Yıl 1979, BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 53 üye devletin imzasıyla yürürlüğe girdi. BM bünyesinde yer alan 6 temel sözleşmeden biri olan CEDAW taraf devletlere kadınların yasal alanda ve toplumsal yaşamda erkeklerle gerçek anlamda eşitliğinin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir. Bu yükümlülüğü yerine getirirken kadına karşı ayrımcılığın olduğu gerçeğinden hareketle kadınların siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamda erkeklerle fiilen eşit duruma gelene kadar "özel ve geçici önlemler" almaya teşvik etmektedir. Kısaca tüm yasalar ve toplumsal yaşamdaki ayrımcılığın tasfiyesini amaçlamaktadır. Türkiye Devleti bu anlaşmayı 1985’te imzalamış, Medeni Yasadaki son değişikliklerden sonra da Temmuz 2002’de sözleşmenin ihtiyari protokolünü onaylamış ve protokol 29 Ocak 2003 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. BM CEDAW Komite Başkanlığı’nı şu anda Prof. Feride Acar yürütmektedir. Onaylanan uluslararası sözleşmeler ulusal hukuk düzenlemeleri açısından bağlayıcıdır. Türkiye Devleti işbu sözleşme ve protokolü imzalayıp onaylayarak kadının toplumsal statüsü, ayrımcılığın önlenmesi ve gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması açısından kadınlara karşı birçok yükümlülükler almıştır. Son dönemde yapılan özellikle Ceza Yasası Taslağı üzerindeki kadın örgütlerinin çabalarıyla gerçekleşen olumlu gelişmeler dikkate alınsa bile uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından yeterli değildir. Medeni Yasadaki eşler arası mal rejimi ile ilgili olarak 2002 tarihinden önce evlenen milyonlarca kadın halen mağdur durumdadır, siyasi partilerde ve kamusal alanlarda kadın adayların desteklenmesi ve bu açıdan bariz olan ayrımcılık ve eşitsizliğin giderilmesi için Türkiye Devleti halen "özel ve geçici önlemleri" almamış ve/veya fiilen yaşama geçirememiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tüm yasal mevzuatın bu sözleşme çerçevesinde taranması ve ayrımcılıkla ilgili düzenlemelerden arındırılması gerekiyor. Yıl 1985 (Nairobi), BM 3. Kadın Konferansı toplandı. Ekonomik krizlerin yaşandığı bir ortamda yapılan toplantıda "yoksullaşma"nın başlıca kadın sorunu olarak öne çıktığını görüyoruz. Konferansta ayrıca kadınların her alandaki karar alma mekanizmalarına katılmalarının gerekliliği tekrar vurgulandı. Yıl 1993 (Viyena), BM 2. Dünya İnsan Hakları Konferansında uluslararası kadın hareketi büyük bir başarıya imza atarak, ‘kadının insan hakları’nın insan hakları alanının vazgeçilmez bir parçası olduğunu BM üye devletlerine kabul ettirdi. Aynı yılın Aralık ayında BM Genel Kurulu "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Bildirge" yi yayınladı. 1994 yılında ise BM İnsan Hakları Komisyonu kadına yönelik şiddet konusunda özel bir raportör atanmasını kararlaştırdı. Şu anda bu görevi Prof. Dr. Yakın Ertürk yürütmektedir. Yıl 1995 (Pekin), 4. Kadın Konferansı’nda devletlerin oturumuna paralel olarak kadın örgütlerinin oluşturduğu Kadın Forumu düzenlendi. Konferansın sonunda kabul edilen Eylem Platformu devletlere kadına karşı şiddeti önleme çağrısında bulundu. Bir dizi öncelikli alan belirlendi. Türkiye Devleti bu alanların çoğunda taahhütlerde bulunmuştur. Bunların hepsini burada saymamız olanaklı değil. Birkaçına göz atarsak; - kadınların tüm eğitim olanaklarından erkeklerle eşit şekilde yararlanmasının sağlanması, - şiddete uğrayan kadınlar için başvuru ve sığınma evlerinin sayısının artırılması, ücretsiz danışmanlık, psikolojik destek ve yasal yardım sağlanması, - kota sistemi ile siyasi partilerin karar ve yürütme organlarına kadınların katılımının artırılması gibi. Yıl 2000 (Newyork), Pekin+5 Sonuç Bildirgesi Pekin’de yapılan kadına karşı şiddet tanımının genişletilerek hükümetlerin evlilik içi tecavüz dahil olmak üzere aile içi şiddetin her türüne karşı önlemler almaya, namus cinayetlerinin sona erdirilmesi için çalışmaya çağırdı. Özellikle namus cinayetleri ile ilgili öneri Türkiye heyetinden geldi ve heyet bu konferansta oldukça etkin bir rol oynadı. Yıl 2002 (Strasbourg), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye ülkelere "kadınların şiddete karşı korunması"na ilişkin Tavsiye Kararını (Rec[2002]5) yayımladı. Kararın referansı yukarıda sayılan konferans sonuç bildirgeleri, eylem platformları, CEDAW gibi metinlerdir. Kısaca gerek ülke çapındaki gerekse uluslararası kadın hareketinin 1975’lerden günümüze kadar getirdiği kazanımlar sonucu devletin uluslararası sözleşmelerle üzerine aldığı yükümlülükler yasal düzenlemeler olarak yerine getirilmeye başlandı ancak bu yasal düzenlemelerin eksiklerinin tamamlanması, yanlış uygulamaların düzeltilmesinin yanında bunların fiilen toplumsal yaşama yansımaları, kadınların hayatını olumlu yönde etkilemeye başlamaları, kısaca kağıt üzerinde kalmamaları gerekiyor. Bu noktada gerek hukukçulara gerek sivil toplum örgütlerine bazı sorumluluklar düşüyor; devlete yükümlülük ve sorumluluklarını hatırlatmak gibi… Uluslararası Af Örgütü Mart 2004’te yaklaşık iki yıl sürecek uluslararası bir kampanyaya başlıyor: Kadına Karşı Şiddete Son! Aile içi şiddet, kadına yönelik ayrımcılığın önlenmesi, çatışma sırası ve sonrasında yaşanan kadına karşı şiddet, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın önlenmesinde devletin sorumluluğunun hatırlatılması ve tüm bu çalışmalar sırasında uluslararası ve diğer ülke içindeki örgütlerle işbirliğinin sağlanması kampanyanın konu ve hedefleri arasında. Kadına karşı şiddetin ve ayrımcılığın sadece içinde bulunduğumuz toplumla bağlantılı olmayıp uluslararası alanda da benzerlikler taşıdığı, bu nedenle uluslararası dayanışmanın öneminden hareketle 8 Mart’ta tüm dünya kadınlarını selamlıyorum… Kaynakça; -Uluslararı Af Örgütü "Kırılmış bedenler, parçalanmış ruhlar…" Raporu (06.03.2001 ACT 40/001/2001), - KHİP-NEW WAYS, Pekin+5:BM’de Kadının İnsan Hakları ve Türkiye’nin Taahhütleri, Aralık, 2001, - Counsil Of Eorope, "Kadına Şiddete Karşı Korunması" bilgi kitapçığı, - UAÖ Cedaw Eğitim Seminerleri kitapçığı, - KSSGM (1998).
|
|||||||||||||||||||