Marş söyleyen baro

Yücel Sayman
Dr. Avukat, İstanbul Barosu

İstanbul Barosu Genel Kurulunun, siz yönetime verdiği , “Avukatlık Hukuku Bilimsel Araştırma ve Uygulama Enstitüsünü” uygulamaya koyma görevini “bölücülük” olarak görür ve idari yargıda açılmış Enstitü yönetmeliğinin iptali davasında, hiçbir hukuki savunma yapmaz ve bu tutumunuzu cevap dilekçesinde “işin yargıya intikal etmiş” olmasıyla açıklarsanız, bilimsel araştırmalardan hoşlanmamanız bir yana, baro genel kurul kararının idare mahkemesince denetimine boyun eğer, avukatların bağımsızlık ruhunu da körleştirirsiniz.

İstanbul Üniversitesi Merkez binasındaki Hukuk Fakültesi Dekanlığını, öğretim üyesi ve elemanlarının çalışma odalarını kitapları pencerelerden dışarı attırarak boşalttıran Üniversite yönetiminin tutumunu, artık öğretim elemanlarının ve öğrencilerin dolaşamadıkları ıssız koridorlarda “Avukatlar Günü”  kutlayarak meşrulaştırırsınız, bilime karşı olumsuz tavrınızı bu anlayışınızla da sergilersiniz.

Yargı reformuna ilişkin çalışma yaptığınızı açıklarsınız, çalışmaya bir göz atan, avukata ve avukatlığa ilişkin ciddi önerilerin bulunmadığını görür, avukatı ve avukatlığı yargının dışında tuttuğunuzu anlar.

Avukata karşı tutumunuz, cezaevlerine girerken ayakkabılarını çıkartmamak, üstünü aratmamak, adliye binalarına savcı ve yargıçların girdikleri kapılardan kimlik göstermek zorunda kalmaksızın girebilmek  için mücadele veren meslektaşları bir zamanlar gençlerin, kıdemlilerin çalışma, bir şeyler üretme heyecanı ile neşelendirdiği baro binasının girişini ve koridorlarını gözetleme kameraları, üniformalı özel güvenlik elemanlarıyla tasarrut altında tutmanızda,  kimliklerine yabancılaştırmanızda da belirginleşir.

Avukatların baro faaliyetleri kapsamındaki çalışmalarında, üretimlerinde özerklik sağlayan ne varsa  yok ederek  yeşermiş demokratik değerleri silip süpürmeniz, şimdilik üzüntüyle izlenir.

Bilim, bilimsel araştırma tutkusu, avukatın yargılama sürecindeki işlevine ilişkin bilinci, baro faaliyetlerinde etkin ve belirleyici olabilme imkanının coşkusu, özerkliğin keyfi, demokrasi anlayışının baroda uygulanmasının yarattığı güven, tüm bunlar avukatın adil ve demokratik yargı mücadelesinin heyecanını ateşleyen unsurlar değil midir?

Bu unsurları, bu değerleri bir bir yok ederseniz;

Avukatlığı ve avukatı yargılama sürecinin, yargılama faaliyetlerinin dışında tutan anlayışı benimser, uygularsanız;

Avukatlığın, yargının örgütlenmesinde bağımsız savunma kurumunu işlevselleştiren niteliğiyle yer alması ve bu perspektifle avukata olmazsa olmaz hakların verilmesi mücadelesinde avukatın kararlı coşkusunu nasıl yaratırsınız?    

Bilim tutkusu yok edilmiş, avukatlık ve avukatlık bilinci unutturulmuş, etkin ve belirleyici olabilme coşkusu söndürülmüş, özerkliği ve demokrasiyi yaşama keyfi iğdiş edilmiş avukatı heyecanlandırabilecek tek yol kalır: 

Marş söylemek!

Marş, bir birliği düzenli yürütebilmek amacıyla bestelenen müzik türü diye tanımlanır.

Kendi üyenize kendi kimlik kartınız yerine üyesi bulunmayan bir kurumun kimliğini vermekte beis görmez, avukata verilen ruhsata kendisini sizin üzerinizde gören o kurumun başkanının imza atmasını doğal karşılarsanız, öldürdüğünüz ruhları canlandırmak için marş besteletirsiniz, marş söyletirsiniz, iki kere söyletirsiniz, üç kere söyletirsiniz, bir kere daha, bir kere daha söyler, söyletirsiniz.

Rekabet Kurulu karar aldı, baroyu “teşebbüs birliği”, avukatı “teşebbüs” saydı, avukatlık asgari ücret tarifesi hazırlanmasını rekabet kurallarının ihlali olarak gördü.

Ruhlar, canlanın! Üfleyin borazanlara, vurun davullara, marş marş, söyleyelim marşımızı, düzenli birlik anlayışıyla yürüyelim Rekabet Kurumuna.

Gün, marş söyleyen baro döneminin günüdür.

Türbanla baro marşı söylemek yasaktır.