Medyada kadının insan hakları ihlallerinin düşündürdükleri

 

Vildan Yirmibeşoğlu
Avukat, İstanbul Barosu

İletişim teknolojisindeki gelişmeler ve kamuoyundaki beklentiler doğrultusunda, ilki 1990 yılında yayına başlayan özel televizyonların sayısı son yıllarda büyük bir artış göstermiş olup, büyük holdinglerin yatırım alanı haline gelmiştir. Aynı anda birçok kimseye sesini duyurabilmesi nedeniyle küçümsenemeyecek reklam gelirleri sağlayan özel radyo sayısında da aynı artış gözlenmiştir.

Bir büyük gazete sahibinin 30’dan fazla derginin de sahibi olduğu günümüz Türkiye’sinde basın, yayın, reklamcılık, dağıtım… vb. gibi farklı medya sektörlerinde birkaç büyük grubun egemenliği söz konusudur. Toplumdaki güç ilişkilerini yansıtan medya aynı zamanda bunları yeniden üreterek değiştirmektedir. Yaptıkları programlarda yeterince objektif olmadıkları ve cinsiyet eşitliğini dikkate almadıkları anlaşılmaktadır.

Kitle iletişim araçlarında son yıllardaki artışlar doğrultusunda basın-yayın yolu ile işlenen suçlarda ve bu yolla kişilik haklarına yapılan saldırılarda her geçen yıl hızlı bir artış görülmektedir. Özellikle radyo ve televizyon yayınları yoluyla kişilik haklarına saldırı konusu, Türk hukukunun yeterince araştırılıp tartışılmamış konularından biridir. Öyle ki, yazılı basının ve devlete ait televizyonların sorumlulukları özel yasalarında düzenlendiği halde, özel radyo ve televizyonlarda yapılan yayınlardan doğan sorumluluğun kimlere ait olacağı hususunda 3984 sayılı Yasaya bir hüküm konmamış, bu durum da TRT görevlileri ile özel televizyon çalışanları arasında farklılıklara yol açmıştır.(1)

Radyo televizyonun kişilik hakkını tehdit eden bir araç haline gelmesinde medya alanında görülen gelişmeler ve bu alanda oluşan rekabetin artması etkin olmuştur. Özellikle Anayasa değişikliği ile özel radyo ve televizyonların kuruluşunun serbest hale gelmesinin ardından, radyo televizyon özgürlüğünün arkasına sığınıp, raiting elde etme uğruna hiçbir değer tanımaksızın ve sorumsuzca yayın yapan medya ordusu karşısında hukuksal düzenlemeler yetersiz kalmaktadır.

Hukukumuz açısından radyo televizyona karşı kişileri koruyucu özel bir düzenleme mevcut değildir. Bu bağlamda kişiler, bu tür saldırılara karşı kendilerini ancak kişilik hakkını koruyucu genel hükümlerden yararlanarak (M.K. 24/a md. B.K. 49 md.) hukuken koruyabileceklerdir. Bunun dışında radyo televizyon hakkında alelacele çıkarılmış olan 3984 sayılı kanun hükümlerinin, bu anlamda kişilik hakkını koruması veya radyo televizyonların sorumsuz yayın politikasını engellemesi mümkün değildir.(2) 

Cinsiyetçi ve sorumsuz yayın örneklerine bakıldığında; evine giren hırsızın tecavüzüne uğrayan ve gazetelerimiz tarafından “açık adresiyle ve açık tarifiyle” okurların bilgisine sunulan İ.B. işinden kovulmuş gündelik hayat çaresizliği içine düşmesine yol açılmıştır. Tecavüze uğramış birinin haberini okurken onun hangi şirkette ve hangi görevde çalıştığını öğrenmemizin bize bir katkısı bulunmamaktadır. Kolejli sevgili klişesi ile duyurulan mezuniyet kepi ile çekilmiş bir fotoğrafla zenginleştirilen ve odadaki hiçbir ayrıntının atlanmadığı sevgiliyle ölüm haberinde ölenlerin mahremiyetine ait eşyaların polis tarafından medyaya ilan edilmesi normal midir, insani midir? Yada medyanın bizi hiç alakadar etmemesi gereken özel hayata dair ayrıntıları ballandıra ballandıra sayıp dökmesi…

Tecavüz edilmiş kadını lekelenmiş, kirletilmiş gösteren eski bir Türk filmi değil de 21. yüzyılın medyasıdır. Bu medya kadınların ruhuna da tecavüz ederek yaşadığı travmayı katlamaktadır. Bir avukatın televizyona çıkıp eğlence hayatı içinde gece dansa giden kadınların tecavüzü hak edebileceği yönünde suça teşvik eden açıklamaları televizyonlar tarafından defalarca spotlar halinde yansıtılıp bu suça katkıda bulunabilmektedir.

Yazılı basından İçişleri Bakanlığının, yabancı uyruklu hayat kadınlarıyla kumar operasyonlarının bundan böyle basından gizli yapılması için tüm emniyet birimlerine talimat göndermiş olduğunu öğreniyoruz. “Otel baskınlarında yaşanan tatsız yatak odası görüntüleri, kameralardan yüzlerini gizlemeye çalışan yabancı uyruklu kadınların çaresizliği, artık gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına yansımayacak.” Bu haberden de anlaşılacağı gibi üçüncü sayfa haberleri büyük ölçüde polis-medya işbirliği içinde hazırlanmaktadır. Polisin baskınlarına eşlik eden medya, özel hayatı tanımayan bir habercilik konsepti ile insanların hayatını altüst etmektedir.

Yaşananlara baktığımızda kitle iletişim araçları cinsiyetçi ideolojiyi güçlendirip yaymak konusunda erkeklerin iktidarının elinde çok önemli bir araç olmasına rağmen, müeyyideleri açısından baktığımızda kadınların insan haklarının ihlaline şimdiye kadar yeterli bir çözüm sağlanamamıştır.

Aslında medya, kadın bakış açısından ve kadınlar için üretim şeklinde somut müdahalelerin gerçekleştirilebileceği bir alan olarak ele alınarak kadınların hayatlarını değiştirme çabasında önemli bir araç olabilir.

Kadın medyada:

1-Anne ve eş olarak,

2-Cinsel nesne olarak, kadın bedeni sömürülerek,

3-Şiddet eyleminin hedefi olarak,

4-Farklı kadın tiplerinin “dişilik” temelinde ortaklanması şeklinde temsil edilmektedir.

Şöyle ki;

Yerli dizilerde de cinsiyet ayrımı bulunmakta, çalışan ve mesleği olan kadınlar bile ev kadını ve anne nitelikleri ile öne çıkarılmaktadır.

Cedaw 4. ve 5. Birleştirilmiş Ülke Raporuna göre, medya ülkemizde kadınlara karşı ayrımcı olan cinsiyet rolü kalıplarını üretmekte ve devam etmektedir. Medyanın, kadın bedenin objeleştirmenin yanında, kadınları ve erkekleri, geleneksel cinsiyet rolleri içinde sunduğu belirtilmektedir.(3)

Medyada kadının insan hakları ihlallerinin önlenmesi için medya kuruluşlarının karar mekanizmalarında yer alanların sorumluluğu özellikle bu anlamda toplumu dönüştürmede çok büyüktür. Demokratik yaşam biçimi; içinde kişisel rıza, onay ve isteğin esas alınmadığı hiç  bir ilişkinin olmaması esastır. Oysa kadınlara “bağımlı kişi” statüsünde ikincil bir konum biçerek yaşanan sistem, bu haliyle, demokrasi değildir. Şiddet eylemlerinde kadınlara atfedilen “kışkırtma” yada erkeklere atfedilen “cinsel dürtülerini gemleyememe” nitelendirmelerinin toplumlarda cinsiyetçi bakış açıcısını meşrulaştırmaya yönelik olduğu açıktır. Medyada sürekli namuslu kadın, hafif kadın ayırımları ve “hafif kadın saldırıyı hak eder” vurgulamaları yapılmaktadır. Medyada karar mekanizmalarında yer alanlar, kendilerine şu soruyu sormalıdırlar;” Cezalandırma korkusu olmaksızın kadınları cinsel açıdan sömürme ve fiziksel şiddet uygulamayı alışkanlık edinmelerine izin veren ve onu besleyen bir kurum olmanın ezici sorumluluğunu daha ne kadar taşıyacağız?

Kişilik hakkını ağır bir şekilde tehdit eden radyo TV yayınları bakımından hukuki sorumluluk açısından olaya baktığımızda karşılaştığımız sorun, hukuka aykırılığın tespitidir. “ RadyoTV yayınları ile kişilik hakkına saldırıda bulunan sorumlu kişi, daima Anayasa ile teminat altına alınmış olunan iletişim özgürlüğü ve basın özgürlüğünün bir uzantısı olan  radyoTV özgürlüğüne dayanmaktadır. Bu yayın yoluyla kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişi ise, yayının kişilik hakkını ihlal ettiğini ve korunması gerektiğini savunmaktadır. Burada Anayasal teminat altında iki yarar bulunmaktadır. Bunlardan ilki basın özgürlüğünün bir uzantısı olarak sayılan radyo TV özgürlüğü ile düşünce özgürlüğü, ikinci ise, kişilik hakkıdır. Bu noktada karşılaşılan sorun bunlardan hangisinin üstün sayılacağıdır.Konusu kişilik hakkına saldırı olan  radyo TV yayını hususunda nadiren gerçekleşmesi mümkün olan meşru müdafaa, zaruret hali, bir görevin ifası ve rızaya dayanan genel hukuka uygunluk sebeplerinden birisi mevcutsa, radyo TV yayını hukuka uygun sayılacaktır.(4)

Mevcut durumda görüntülü medya için Basın Kanununun geçerli olmamasını bir çifte standart olarak görüyoruz. Cinsel suç mağduru olan birisinin resminin basılması ve isminin açıklanması yanlış haber yapılması, haber yapan ve sorumlu müdürü için toplam 40 milyar lira gibi bir para cezası getirmektedir. Ayrıca günlük gazeteler için 2 aylık dava açma süresi, işleyişi düşünürsek çok yetersiz bir süredir. Savcılar ucu ucuna dava açabildiklerini söylemektedirler.

Ayrıca görüntülü medya radyo, tv olayını düzenleyen RTÜK’ün Alo 178 hattı aranarak şikayet yolu kullanılabilir. Genel yayın ilkelerine uygun olup olmadığı incelenerek uyarı, uymadığında kapatma cezası verilebilir.

Yargıyı etkilemesi, özel hayatın gizliliğinin ihlali, tahkir, aşağılama vb. nedenlerle mağdur olduğunu iddia eden kişi dava açabilir.

Meslek örgütleri olan Basın Konseyine, Türk Gazeteciler Cemiyetine şikayet edilebilir.

Ayrıca ben, bir kadın olarak TCK 216/2’yi kullanabileceğimizi; cinsiyet farklılığına dayanarak aşağılandığımızı öne sürerek suç duyurusunda bulunabileceğimizi de düşünüyorum.

Bu konuda (CEDAW) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini kullanabilir, iç hukukumuzda eksiklik veya çatışma yarattığı durumlarda Anayasamızın 90. maddesinin yardımına başvurabiliriz.

Bunların dışında “medya izleme girişim grubu” oluşturularak, yazılı veya  görsel medyaya yönelik bilgi toplanabilir, dosyalar ve aylık raporlar hazırlanabilir. Örneğin medyada çalışan kadınlar, statüleri, yönetimde kadın sayısı, medya sahiplerinin güç ilişkilerinin bilinmesi izlenecek yolda faydalı olacaktır.

CEDAW 2,5,7,10,11,13. maddelerinde çok açık olarak, devlete kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi için görevler yüklemektedir.

Kamu kaynaklarını medya açısından cinsiyet ayrımcılığının tasfiyesi amaçlı kadınlar için kullanılması, karar mekanizmalarında ve RTÜK üyeleri arasında kadın bilincine sahip uzman kadınların yer alması konularında baskı yapılmalıdır.

Medya izleme girişim grubu olumsuzlukları da saptamak durumundadır. Bu şekilde kadınlarla ilgili verilen önyargılı cinsiyetçi mesajlar açıkladığım mercilere şikayet edilmelidir.

Aynı zamanda yasal boşluklar konusunda ve düzeltilmesi gerekli olduğu uygulamada anlaşılmış yasal düzenlemeler üzerinde hukuksal bir çalışma yapılmalıdır. Yani medya izleme inisiyatifi bilgi toplama denetleme, uygulamadaki sorunları gündeme getirme, çözüm üretme ve baskı grubu oluşturma çabalarını farklı uzmanlık alanlarından (medyadan, hukuk vb) olmak üzere birçok koldan yürütmelidir.

Medya önemli bir güç ve iktidar yoludur. Toplumsal cinsiyet ideolojisini güçlendirip yaymak için erkeklerin elindeki çok önemli bir araçtır. Erkeğin üstünlüğü ve kadının ikincilliğini sürekli tekrarlayan, tüketici olarak kadın potansiyelini yönlendiren kadın sömürüsü yapan, kadını aşağılayan, geleneksel rolüne zorlayan kadın programları, reklamları kınanmalıdır. Ürünleri boykot etmek bir başka çözüm yolu olabilir. Bu şekilde kamuoyu oluşturarak üretim ve pazarlama süreçlerinde kadınla ilgili yanlış mesaj verilmemesi için bir meslek etiği ve müeyyideleri belirlenebilir.

Televizyonlarda kadın programları incelendiğinde, bu programların tek tük kadına fayda sağlasa da genelde kadını, yaşadıklarını sansasyonel biçimde ele aldığı görülmektedir. Toplumsal bir yarayı işlerken somut olay, kişi üzerinden ilan edilerek aile sırları ortaya konulmaktadır. Bu raiting amacıyla, amatörce ve toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışından uzak bir biçimde yapılarak kadına daha da büyük zarar verilmektedir.

CEDAW Tavsiye Raporu madde 30 da olduğu gibi kadın örgütleri ve medya izleme inisiyatifi; kadınların ve erkeklerin eşit hakları ve sorumlulukları olduklarını vurgulayan, kadının kamuda ve özel sektörde pozitif imajını arttıran programların yapılmasında kamuoyu yaratarak baskı oluşturabilir.

Aynı zamanda CEDAW Sözleşmesinin 2. maddesi olan “taraf devletler, kadınlara karşı her türlü ayırımı kınar, tüm uygun yollardan yararlanarak ve gecikmeksizin kadınlara karşı ayırımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları taahhüt ederler.” hükmünü dikkate alarak tavsiyelerde bulunmalıyız. Buna göre; a) kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgili yasalara, henüz girmemişse dahil etmeyi, yasalar ile ve diğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını sağlamayı, b) kadınlara karşı her türlü ayırımı yasaklayan ve gerekli yerlerde müeyyideler de ihtiva eden yasal ve diğer uygun önlemleri kabul etmeyi, e) herhangi bir kişi, kuruluş veya teşebbüsün kadınlara karşı ayırım yapmasını önlemek için bütün uygun önlemleri almayı, f) kadınlara karşı ayrımcılık teşkil eden mevcut yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları, tadil veya feshetmek için yasal düzenlemeler de dahil gerekli bütün uygun önlemleri almayı, 5-a) her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıların, geleneksel ve diğer bütün uygulamalarının ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek gibi devletimizi bağlayan konularda kadınlar olarak duraksamaksızın fikir üretmek eyleme dökmek ve örgütlü olmak önereceğimiz değişimi hızlandıracaktır.

 

Dipnot 

1 Çetin Erol, Açıklamalı İçtihatlı Basın Hukuku
2 Serdar İlknur, Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması
3 Cedaw-Medyada Kadın, Hz. Sema BARAN, Kader
4 Serdar İlknur, Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması