BARO HALA LEKE KALDIRMAZ

İstanbul Barosu Başkanı avukat Kazım Kolcuoğlu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün İstanbul Barosu’ndaki yolsuzluk iddialarına ilişkin olarak “kovuşturma izni verilmesine gerek görmeme” kararı üzerine yaptığı açıklamada, Baro hakkındaki iddiaların gerçek dışı olduğunun ortaya çıktığını söylemektedir. Bu açıklama ne kadar doğrudur? 

İSTANBUL BAROSU YÖNETİMİNİ KİM AKLADI?

“Adalet Bakanlığı kovuşturma izni verilmesine gerek duymadı,    dolayısıyla Baroda yolsuzlukla ilgili iddialar gerçek dışı olduğu       ortaya çıkmıştır” şeklinde savunma yapmak, İstanbul Barosu

avukatlarını en azından ciddiye almamak demektir.

 

İstanbul Barosu Başkanı avukat Kazım Kolcuoğlu, görevi kötüye kullanmak ve usulsüzlükle ilgili uzun zamandan beridir tartışılan iddialara ilişkin olarak 27.07.2006 tarihinde bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının metni hem Baro Bülteninin Temmuz sayısında hem de Baro internet sitesinde yayımlandı. Kolcuoğlu, söz konusu açıklamada, iddialara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 24.05.2006 tarih ve 021/922 sayılı yazı ile “kovuşturma izni verilmesine gerek görülmemiştir” şeklinde karar verdiğini, dolayısıyla İstanbul Barosu hakkındaki iddiaların gerçek dışı olduğunun anlaşıldığını ileri sürmektedir.

Bu açıklama ne kadar doğrudur? Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni vermemesi üzerine İstanbul Barosu’nda görevi kötüye kullanma ve usulsüzlük iddialarının gerçekten de gerçek dışı olduğu ortaya çıkmış mı olmaktadır?

Bu soruların yanıtlarını aramadan önce, sayın Kolcuoğlu’nun basın açıklamasında yaptığı bir ‘yanlışı’ düzeltmekle başlayalım.

Baro tüzel kişiliği ile yönetim kurulu özdeş değildir

Kolcuoğlu, açıklamasında, Baro tüzel kişiliği ile yönetim kurulu arasında özdeşlik kurmaya çalışmaktadır. Açıklamanın kimi yerlerinde; “İstanbul Barosu hakkındaki iddiaların gerçek dışı olduğu ortaya çıktı”, “haksız ve gerçek dışı suçlamalarla Baroya leke sürmeye çalışılmakta”, “Baroyu korumak görüntüsü altında kişisel çıkar ve amaçları için Baro hükmi şahsiyetine saldıran...” denilmektedir.

İstanbul Barosu tüzel kişiliğe sahip bir kurumdur. Kurum kalıcı, yöneticiler geçicidir. İddialar İstanbul Barosu tüzel kişiliği hakkında değil, onun yöneticileri hakkındadır. Baro Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin görev süresi seçimlerde sona erdiğinde baro tüzel kişiliğinin fesih olması düşünülemeyeceğine göre, Kolcuoğlu’nun Baro tüzel kişiliğini kendine siper ederek savunma yapması, bilinçli bir tercih değilse eğer, yanlıştır.

Sizi kim akladı?

Buradan açıklamanın içeriğine dönebiliriz. Öncelikle sayın Kolcuoğlu’nun, iddialara ilişkin olarak gecikmiş de olsa bir açıklama yapmış olmasını yerinde bulduğumuzu belirtmek isteriz. Açıklamanın yeni bir genel kurul sürecinin arifesine ve Mecliste yasama yılı sona ermeden Avukatlık Yasası’nın 96/1. maddesinde son anda yapılan bir değişiklikle Kolcuoğlu’na yeniden Baro başkan adaylığı yolunun açıldığı bir sürece denk düşmesi önemli değildir.

Ancak Kolcuoğlu’nun basın açıklaması ‘açıklayıcı’ olmaktan uzak ve adeta gerçeklerin üzerini örtmeye yönelik gibidir. Kolcuoğlu, Günışığı hukuk dergisinin Aralık 2005 tarihli 30. sayısında yayımlanan “Baroda Yolsuzluğun Azı Bile Çoktur”  başlıklı yazıya da konu olan iddialara ilişkin olarak hiçbir açıklayıcı yanıt vermemekte, yalnızca Adalet Bakanlığı’nın “kovuşturma izni verilmesine gerek olmadığı” kararının ardına sığınmaktadır. Kolcuoğlu’nun dayandığı tek savunma noktası budur. Peki bu durumda ne yapmalıyız? Adalet Bakanlığı kovuşturma izni vermeyince Barodaki yolsuzluk iddiaların gerçek dışı olduğuna inanmamız  ve bunu kabul etmemiz mi gerekiyor?

Barodaki yolsuzluk iddiaları hakkında bir yazı yazan Star gazetesi yazarı Halit Kakınç (“Baro’da Yolsuzluk”, 18.11.2005), daha o zaman: “Bakan, müfettiş göndermenin, ‘Siz bu işi usulü dairesinde kapatın, başımıza iş açmayın’ diye yorumlanacağını bilmiyor mu?” diye soruyordu. Soru halâ ortada durmaktadır.

İstanbul Barosu yönetimi, kafalardaki bu soru işaretlerini ve şaibeleri ortadan kaldırmak için en azından bir yargı kararı almak yolunu zorlamalıydı. Tüm bu iddiaların ardından, “Adalet Bakanlığı kovuşturma izni verilmesine gerek duymadı, dolayısıyla Baroda yolsuzlukla ilgili iddialar gerçek dışı olduğu ortaya çıkmıştır” şeklinde savunma yapmak, İstanbul Barosu avukatlarını en azından ciddiye almamak demektir. Biz avukatlar, aklanmak denince, vicdanlarda aklanmaktan bahsetmiyorsak eğer, en azından bir yargı kararı ararız. Peki öyleyse İstanbul Barosu yönetimini kim aklamıştır?

Kişisel çıkar peşinde koşan kim?

Kolcuoğlu, basın açıklamasında, yolsuzluk iddialarını dile getirenleri “kişisel çıkar sağlamak için Baroya saldırmakla” itham etmektedir.

İddiaları dile getirenlerden birisi de biz olduğumuza göre bu ithamı üzerimize alıyoruz.

Biz, dergideki yazımızda, iddialara ilişkin olarak somut deliller ve dayanaklar ortaya koymuştuk. O kadar ki, bunların bir kısmı Baronun hazırlamış olduğu raporlara dayanmaktaydı. (Bu raporu da ek olarak yayımlıyoruz.) Soruyoruz: ileri sürdüğümüz tüm bu iddialar gerçek dışıydıysa bugüne kadar açıklama yapmak için Adalet Bakanlığı müfettişlerinin karar vermesini neden beklediniz? İddiaları ileri sürenler hakkında neden dava açmadınız ve soruşturma başlatmadınız? Bu sorular yanıt beklemektedir.

Ancak yetmez: Kolcuoğlu bizi “kişisel çıkar ve amaç için Baro hükmi şahsiyetine” saldırmakla itham ettiğine göre kişisel çıkar ve amacın neler olduğunu da açıklamalıdır? Bu iddialar Baro imkanları kullanılarak dile getirilecek ve sonra unutulacak iddialar değildir; her işin bir ciddiyeti ve sorumluluğu vardır.

Bir hukuk dergisi ne işe yarar?

Kolcuoğlu, dergimizdeki yazı için ayrıca, “burada üzücü olan; önümüzdeki seçimlerde Baro Başkan aday adayı olduğunu açıklayan bir meslektaşımızın çıkardığı ‘Günışığı’ dergisinde ‘Baronun Leke Kaldırmayacağı’ sloganı altında haksız ve gerçek dışı suçlamalarla Baroya leke sürmeye çalışmasıdır” demektedir. Kolcuoğlu açıkça isim vermemekte, “bir meslektaşımızın çıkardığı dergi” demektedir. Bu durumda herhalde dergimizin imtiyaz sahibi avukat Kemal Aytaç’dan bahsediyor olmalıdır.

Günışığı yaklaşık dört yıla yakın bir süredir yayımlanan bir hukuk dergisidir. Kolcuoğlu’nun bahsettiği yazının yazarı Ata Yazıcıoğlu aynı zamanda derginin editörlüğünü de yapan bir avukattır ve baro başkanlığı için de aday adayı değildir. Yazarın Günışığı dergisinde yargı, baro ve hukuk üzerine ellinin üzerinde yazısı çıkmıştır. Tüm bunlar ortadayken, yazının yazarının birikimini, emeğini ve kişiliğini değersizleştirerek “sipariş üzerine yazılmış” bir yazı intibaını vermek bir baro başkanına en hafifinden yakışmamaktadır. Sayın Kolcuoğlu söz konusu yazının yazarına ve dergimizin imtiyaz sahibine en azından bir özür borçludur.

Ancak daha da vahimi Kolcuoğlu’nun açıklamasının devamında, Günışığı dergisini kastederek, “bu dergi meslektaşlarımızın yazıhanesine gönderilmeye devam edilmektedir” diyebilmesidir.

Peki ya ne olacaktı? Çıkardığımız bu hukuk dergisini ne yapacaktık? Avukatların ve hukukçuların yazıhanelerine gitmeyecekse nereye gidecekti? Anlaşılan Kolcuoğlu, gerçeklerin üzerine örtmeye çalışmanın telaşı ve acelesi ile panik havası içinde açıklama yapmaktadır.

Kolcuoğlu, açıklamada, söz konusu yazımızın seçim malzemesi olarak kullanıldığını da ileri sürmektedir. Bu yaklaşımın düşünce özgürlüğü ile bağdaşmadığını yukarıda belirttik. Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta ise şudur: Söz konusu iddialar ilk önce Baro genel kurul gündemine gelmişti. Günışığı dergisi olarak iddiaları yazı konusu yapmadan önce, iddiaların Baro yönetimi tarafından etkin bir şekilde soruşturulması ve bir açıklama yapılması için bekledik. Ancak bu yapılmadı; üstelik, söz konusu iddialar ulusal basında “Baro’da Yolsuzluk” adı altında tartışma konusu yapılmaya başlandı. İstanbul Barosu’nun ulusal basında tartışılmaya başlandığı bir noktada İstanbul Barosu avukatlarının bu tartışmaya sessiz kalması beklenemezdi.

Buradan basın açıklamasına geri dönersek, aslında bu açıklamayı  bizzat Kolcuoğlu seçim malzemesi olarak kullanmaktadır. Kolcuoğlu Baro başkanlığına yeniden adaydır. Elbette seçim çalışması yapacaktır, hakkıdır; ancak  bu çalışmayı Baro internet sitesi ve Baro Bülteni gibi Baro imkanlarını kullanarak yapması, bu imkanları kullanarak genel kurulda seçim yarışına gireceğini düşündüğü birisine karşı kişisel suçlamada ya da ithamda bulunması doğru ve etik değildir.

Gerçekler inatçıdır

Gerçekler inatçıdır, kapıdan kovsanız bacadan girer. Kolcuoğlu, yapmış olduğu basın açıklaması ile gerçekleri ortaya çıkarmış olmamaktadır, aksine, Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni vermeme kararının arkasına sığınarak gerçeklerin üzerini örtmeye çalışmaktadır. Somut isim, adres, miktar ve yöntem göstererek ileri sürdüğümüz iddiaların hiçbirine ilişkin olarak bir yanıt vermemektedir. İstanbul Barosu avukatları için, yıllardır vesayetinden kurtulmak için çaba verdiğimiz Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni vermemesi kararının ardına sığınılarak savunma yapılmasından daha acı ne olabilir?

Günışığı dergisi olarak, Kolcuoğlu’nun yaptığı basın açıklaması ile Aralık 2005 tarihli 30.sayımızda yayımladığımız  “Baroda Yolsuzluğun Azı Bile Çoktur” başlıklı yazımızı birlikte ve yeniden yayımlıyoruz. O yazıda ileri sürdüğümüz somut iddialara halâ tek tek yanıt bekliyoruz.

Bunu iki nedenden dolayı yapıyoruz: Birincisi, böylelikle meslektaşlarımıza gerçeğe ulaşabilmeleri konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. İkincisi ise şudur; söz konusu yazı yazılalı yaklaşık sekiz ay olmuştur. Bu süre içerisinde hakkımızda açılan bir dava yada soruşturma bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma izni verilmesine gerek görülmediği kararı bu yazıdan sonra verilmiştir. Böylelikle, yazıyı yeniden yayımlayarak iddiaların muhataplarına hakkımızda dava açmaları için yeniden bir imkan tanımak istiyoruz.

İstanbul Barosu yönetimine de bir talepte bulunuyoruz. Baronun elinde bu konuya ilişkin ne kadar belge varsa yayımlanmalıdır. Şikayet başvuru dilekçesinden Adalet Bakanlığı raporunun tümüne kadar. Böylelikle, kim haklı kim değil, iddialar ne kadar gerçek ne kadar değil İstanbul Barosu avukatları daha kolay karar verebileceklerdir.

“İSTANBUL BAROSU HAKKINDAKİ İDDİALARIN GERÇEK DIŞI OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI”

İstanbul Barosu Başkanı avukat Kazım Kolcuoğlu imzalı aşağıdaki basın açıklaması Baro Bülteni’nin Temmuz sayısında ve Baro internet sitesinde de yayımlanmıştır.

“Değerli Meslektaşlarım; Kurum yöneticileri için önemli olan; kurumları iyi yönetmek, hak ve çıkarlarını korumak ve kollamak kadar ve hatta ondan da önemlisi, yöneticisi oldukları kurumların onurunu ve saygınlığını korumak, ona toz kondurmamayı ilke edinmektir.

Geçtiğimiz dönemde Yönetim Kurulu üyeliği yapan ve seçimlere ayrı bir listeden katılan bir meslektaşımızın Adalet Bakanlığı'na verdiği dilekçesi ile Baromuz yönetimini suçladığını ve töhmet altında bırakmaya çalıştığını biliyorsunuz.

Adalet Bakanlığı'na verdiği söz konusu dilekçesi ile meslektaşımız, kendisi dışındaki Yönetim Kurulu üyelerinin ve Baro Başkanı olarak benim Adalet Bakanlığı Müfettişlerince sorgulanmamızı ve Baro hesaplarının incelenmesini amaçlamıştır.

 Adalet Bakanlığı müfettişlerinin ve Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın incelemesi sonucu yapılan değerlendirme ile ilgili olarak, Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü'nün 24/05/2006 tarih ve 021/922 sayılı yazısında aynen;

“Avukat İLKNUR ADİLLER'in 05/ 04/2005 tarihli dilekçesi üzerine hakkınızda yapılan soruşturma sonunda 18/05/2006 - tarihli “olur” la kovuşturma izni verilmesi gerekli görülmemiştir.” denilmiş, aynı yazı Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımın adlarına da ayrı ayrı gönderilmiştir.

Burada üzücü olan; önümüzdeki seçimlerde Baro Başkan aday adayı olduğunu açıklayan bir meslektaşımızın çıkardığı “Gün Işığı” dergisinde “Baro'nun Leke Kaldırmayacağı” sloganı altında haksız ve gerçek dışı suçlamalarla, Baro'ya leke sürmeye çalışmasıdır. Bu haksız ve gerçekdışı suçlamaların seçim malzemesi olarak kullanılmasıdır. Bu dergiyi meslektaşlarımızın yazıhanelerine göndermeye devam etmesidir. İstanbul Barosu tüm meslektaşlarımızın üyesi olduğu büyük bir hukuk kurumudur. Sizlerin güvenini alan Başkanlığım dahil Yönetim Kurulu onurla görevlerini yerine getirmenin çabası içindedir.

Bir yılı aşkın bir süredir Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı müfettişlerince yapılan inceleme sonucunda, hiçbir iddianın gerçek olmadığının anlaşılması ve kovuşturma izni verilmesine bile gerek görülmediğinin bildirilmesi üzerine, haksız ve gerçek dışı suçlamalarla şikayette bulunarak Baro'yu töhmet altına sokan meslektaşımız hakkında 04/07/2006 tarihli suç duyurusu dilekçemizle Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurduk ve kamu davası açılması isteminde bulunduk. Ayrıca, Yönetim Kurulu üyelerimizce gerekli davaların açılması ve şikâyet haklarının kullanılması da gündemdedir.

Burada asıl amacımızın Baro'yu korumak görüntüsü altında, kişisel çıkar ve amaçları için Baro hükmi şahsiyetine saldıran ve onu yıpratmaya çalışanlara karşı Baro'yu korumak olduğu bilinmelidir. Biz yanlışıyla - doğrusuyla ne yaptığını bilen ve yaptıklarımızın da, yapamadıklarımızın da hesabını veren ve verecek olan bir yönetimiz. Geçtiğimiz dönemde olduğu gibi, bu dönemde de 14 Ekim 2006 tarihinde yapılacak olan Genel Kurul öncesi Çalışma Raporu'nu adresinize göndereceğiz. Takdir ve değerlendirme elbette ki sizindir.

Yoğun ve yorucu bir çalışma döneminden sonra gelen Adli Tatil'de hepinize mutluluk ve esenlikler diliyorum.

Saygılarımla.”

Av. Kazım KOLCUOĞLU
İstanbul Barosu Başkanı

İstanbul Barosu avukatlarından Zeki Yıldan, Erem Turgut Yücel ve İlknur Adiller tarafından hazırlanılmış olan 09.09.2003 tarihli aşağıdaki rapor, 16.09.2003 tarih ve 30118 sayı ile Baro kayıtlarına geçmiştir.

İSTANBUL BAROSU YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA

KONU            : Yönetim Kurulunun 08.05.2003 tarih ve 19/183 sayılı kararı gereğince yapılan inceleme sonucunu içerir raporun sunulması hk.

Yönetim Kurulunun yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararı ile Sayman Sayın Muammer AYDIN’ın 08.05.2003 tarihli dilekçesinde belirttiği VİRA, UFUK, SİSTEM REPO, NAJANS, CEKA firmaları ile yapılan işler ve ödemeler açısından raportör tayin edilmemiz üzerine yapılan incelemede aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:

• NAJANS’a 2002 yılı sonu itibariyle toplam 2.411.000.000.-TL’lik antetli kağıt, davetiye, zarf, muhtelif formlar, kartvizit gibi işler teklif alınmaksızın yaptırılmıştır. Bu tip işlerin elde örneği bulunmadıkça piyasa fiyatlarının tespit edilmesi mümkün olmadığından ve yapılan malzemelerin tüketilmesi nedeni ile örneği bulunmadığından fiyat araştırılması yapılamamıştır.

• Baskı ve tasarım işleri ile ilgili olarak VİRA, NAJANS, UFUK, REPA, DOĞA VE ÖZGÜR AJANS firmalarından teklifler alınarak yaptırılan işler bulunduğu,

• Firma bazında 01.01.2003 tarihinden bu yana yaptırılan işler tutarının:

*Najans’a toplam                      7.149.180.000.-TL

*Ajans Repa’ya toplam            13.935.000.000.-TL

*Sistem Ofset’e toplam                 991.200.000.-TL

*Vira Ajans’a toplam                  1.708.935.000.-TL olduğu,

• Yaptırılan işlerin bedellerinin piyasa rayiçleri açısından yapılan incelemede, Repa Ajans’a 630.000.000.-TL’na yaptırılan afiş işinde rayicin 470.000.000.-TL olabileceği, teklifteki fiyatın rayicin %34 oranında yüksek olması dışında diğer işlerin piyasa rayiçlerinde bulunduğu,

• CEKA firmasından 01.01.2003-12.05.2003 dönemi itibariyle toplam alım tutarının 6.030.000.000.-TL olduğu, temizlik malzemeleri ile ikram için alınan çay, kahve, şeker vb. malzeme bedelleri açısından piyasa rayiçleri ile farklar bulunduğu tespit edilmiştir. Şöyle ki;

*Dispanser Havlu  80.000.000.-TL,    emsali 32.000.000.-TL

*Plastik bardak  adeti  13.000.-TL      emsal 7.500.-TL

*Plastik karıştırıcı adeti 6.500.000.-TL  emsali 2.000.000.-TL

*Tuvalet kağıdı 1 koli  19.500.000.-TL    emsali 11/14.000.000.-TL

*Nescafe Classic 50 gr 5.500.000.-TL   emsali 2.200.000.-TL

*Karton bardak adeti 70.000.-TL    emsali 33.000.-TL

Yukarıda adı geçen firmaların İstanbul Ticaret sicilindeki ortaklı yapıları incelendiğinde;

• Najans Matbaa Reklamcılık Promosyon ve Kast Prodüksiyon Dış.tic.Ltd.Şti.nin Nuran POLATÇI ve Abdullah POLATÇI olduğu, şirketin adresinin Binbirdirek mahallesi, Klodfarer Caddesi, Coşkun apt. No:27/4 Çemberlitaş olarak göründüğü, bu adresin Sayman Sayın Muammer AYDIN’ın Baro levhasındaki adresi ile aynı adres olduğu, şirket ortaklarından Nurdan POLATÇI’nın Sayman’ın kardeşi olduğu,

• CEKA firmasının sahibi Ergün AYDIN’ın Sayman ile aynı soyadı taşıdığı, kendisi ile hısım olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak, yukarıda özetlenen alımların genel olarak teklif alınarak yapılmasına rağmen toplamda yekun oluşturan temizlik ve sarf malzemeleri alımlarında alternatif teklifler alınmaması, söz konusu kalemlerin marka, kalite ve alım adetine göre fiyatlarında farklılıklar bulunması doğal olsa dahi, piyasada benzer veya yakın kalitede emsalin bulunduğu hallerde yüksek fiyattan alım yapılmasının isabetli olmadığı, bu tip malzemelerin toptan satış yapan gros marketlerden alımı yoluna gidilmiş olması halinde fiyat konusunda tereddüt yaşanmasının önlenmiş olacağının gözetilmediği, birinci ve ikinci derecede hısımların sahibi/ortağı olduğu firmalar ile iş yapılması nedeni ile Baro yönetimine ve tüzel kişiliğine eleştiri gelebileceğinin öngörülmemesi hususlarını taktirlerinize sunarız.

Saygılarımızla

 

BARO’DA YOLSUZLUĞUN AZI BİLE ÇOKTUR

Aşağıdaki yazı Günışığı Hukuk Dergisi’nin Aralık 2005 tarihli 30. sayısında yayınlanmıştır.

İstanbul Barosu adına “Adli Yargıda Yolsuzluk” araştırması yapan Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, bu çalışmada “Yargıda yolsuzluğun azı bile çoktur. Söylentisi bile ürperticidir.” tespitini yapıyor; çünkü yargı leke kaldırmaz.

İstanbul Barosu’nun “Yargıda Yolsuzluk” araştırmasını yeniden hatırlamamızın nedeni Adalet Bakanlığı müfettişlerinin İstanbul Barosu’nda görevi kötüye kullanmak ve usulsüzlük iddiaları ile yürüttüğü inceleme.

İddiaların arasında, Baro saymanı avukat Muammer Aydın’ın Baro kaynaklarını akrabalarına ve yakın çevresine kullandırtması; Baro yönetim kurulu üyesi avukat Sefa Bilgiç’in eşinin banka müdiresi olduğu Halkbank Çiftehavuzlar Şubesine, yönetim kurulunun kararı olmadan Baro’nun trilyonlarca parasının aktarılması ve bu mevduat üzerinden şube müdürüne  prim ödenmesi de bulunuyor.

İddiaları yeniden gündeme getiren, geçen dönem avukat Kazım Kolcuoğlu başkanlığı sırasında İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyeliği yapmış olan avukat İlknur Adiller. Adiller, Adalet Bakanlığı’na yaptığı başvuruda, yönetim kurulu üyeliğinde bulunduğu dönemde karşılaştığı ve bir kısmına muhalefet şerhi düştüğü usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma iddialarını açıklayarak bunların incelenmesini talep ediyor.

Bu iddialar 2004 yılı İstanbul Barosu genel kurulunda da gündeme getirilmişti. Ancak iddiaların muhatabı olan yönetim kurulu üyeleri herhangi bir açıklamada bulunmamış, Baro Başkanı Kazım Kolcuoğlu ise, Baro’dan birkaç tuvalet kağıdının hesabı mı  soruluyor mealinden talihsiz bir açıklama yapmıştı.

İstanbul Barosu, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin incelemesi nedeniyle basının da gündemine gelmiş bulunuyor. Star gazetesi yazarı Halit Kakınç, “Baro’da yolsuzluk” başlıklı yazısında, “İstanbul Barosu’nda olanları duydunuz mu? Başkan Av. Kazım Kolcuoğlu yakın çevresine çıkar sağlamakla suçlanıyor... Adliyelerde, hakim ve savcıların rüşvet ve adam kayırarak karar verdiğine dair bilimsel raporlar hazırlatan İstanbul Barosunun içine düştüğü duruma bakar mısınız” diye soruyor.

İstanbul Barosu avukatları, her ne kadar genel kurul’da ‘geçiştirilmiş’ de olsa, bu iddiaların Baro tarafından etkin ve adil bir şekilde soruşturularak gereğinin yerine getirileceğini beklemiş ve ummuşlardı. Ancak öyle olmadı. Üstelik daha vahimi, görevini kötüye kullandığı ve usulsüz işlem yaptığı iddia edilen Baro saymanı avukat Muammer Aydın, bu iddiaların hiçbir dayanağı yokmuş ya da iddialar önemsizmiş gibi aynı göreve yeniden seçildi. Baro ne bir açıklama yaptı ne de bir işlem; iddialar unutturulmaya bırakıldı. Ne de olsa ‘hafıza-i beşer nisyan ile malül’dü. Ancak mızrak çuvala sığmadı; iş Adalet Bakanlığı’nın iddialarla ilgili olarak inceleme yapması için müfettiş görevlendirmesine kadar ulaştı. Bu iddiaların gereği gibi soruşturulmayarak Adalet Bakanlığı’nın olaya müdahil edilmesi bile İstanbul Barosu açısından başlı başına vahim bir duruma işarettir.

Ancak daha vahimi, Adalet Bakanlığı’nın başlattığı incelemenin “al gülüm ver gülüm” yürütüleceği konusunda kimi kuşkuların basında dile getiriliyor olmasıdır. Örneğin Halit Kakınç: “Bakan, müfettiş göndermenin, ‘Siz bu işi usulü dairesinde kapatın, başımıza iş açmayın’ diye yorumlanacağını bilmiyor mu?” diye soruyor. İddiaları şikayet konusu yapan avukat İlknur Adiller ise, basına yaptığı açıklamada, denetleme için baroya gelen müfettişlerle görüştürülmediğini, müfettişlerin yanıltıldığını belirtiyor. Adiller’in bu beyanı, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin olayı örtbas etmeye yönelik çaba içerisinde olacaklarına dair kanıyı güçlendiriyor.

İstanbul Barosu Türkiye’nin en önemli ve saygın kurumlarından birisidir; saygınlığını korumak yalnızca Baro Başkanı ve yönetim kurulunun değil, tüm avukatların boynunun borcudur. Baro, bu iddiaların örtbas edileceği izlenimi vermekten kaçınmaya özellikle özen göstermeli ve ileri sürülen iddialara ilişkin aşağıdaki soruları bir an önce yanıtlamalıdır:

• Baro’nun alım yaptığı Najans Matbaa Reklamcılık Promosyon ve Kast Prodüksiyon Dış Tic.Ltd.Şti.’ nin sahipleri Baro saymanı avukat Muammer Aydın’ın kız kardeşi Nurdan Polatçı ve eşi Abdullah Polatçı mıdır? Söz konusu alımların yapıldığı tarihte şirketin merkezi, Baro saymanı Muammer Aydın’ın büro adresi midir? Baro’nun, başka herhangi bir şirketten teklif almadan bu şirketten alım yaptığı doğru mudur?

• Baro’nun alım yaptığı CEKA firmasının sahibi Ergün Aydın, Baro saymanı Muammer Aydın’ın amcasının oğlu mudur? Bu şirketten alınan malzemelerin değerlerinin, emsallerinin 2-3 kat üzerinde olduğu iddiaları doğru mudur? Örnek vermek gerekirse  alım yapıldığı tarihte piyasa değeri 2.000.000.-TL olan plastik karıştırıcı için 6.500.000-TL; piyasa değeri 32.000.000.-TL olan dispanser havlu için 80.000.000.-TL; piyasa değeri 11.000.000- TL olan tuvalet kağıdı için 19.500.000.-TL ödenmiş midir?

• Baro’nun alım yaptığı İlyasoğlu Bronz Ltd. Şti. şirketinin sahipleri, Muammer Aydın’ın akrabaları mıdır? Bu şirketin merkezinin Güngören’de bulunmasına rağmen Baro’nun özellikle buradan alım yapmış olmasının sebebi nedir? Aynı malzeme Baro’ya yakın bir yerden temin edilememiş midir?

• Baro’ya çiçek alımı yapılan Nis Çiçekçilik Mağazaları San.ve Tic.Ltd. Şti. nin iş merkezi ile Muammer Aydın’ın bürosunun adresleri komşu mudur? Bu şirketin ortakları ile Muammer Aydın’ın yakın arkadaşlığı bulunmakta mıdır?

• SEM konferans salonunun onarım işinin başka herhangi bir firmadan teklif alınmadan İz İnşaat A.Ş.’ye verildiği ve işin başlangıcında iş bedelinin %55’i kadar ödeme yapıldığı iddiası doğru mudur?

•Baro saymanı Muammer Aydın, Baro’nun çatı katının onarımı için Yapı Rehabilitasyon Merkez İnş.Müşavirlik San.ve Tic.Ltd.Şti.’nin Baro’ya vermesi gereken teminat mektubunu görmek isteyen dönemin yönetim kurulu üyesi avukat Nerve Korkmaz Soydan’a, bu evrakı dışarıdan kimsenin görmemesi için muhasebeye talimat verdiğini söylemiş ve evrakı görmesini engellemiş midir? Bir yönetim kurulu üyesinin, Baro’ya verilen bir teminat mektubunu görmesinin, Baro saymanı tarafından engellemesi nasıl bir anlayışın ürünüdür? Baro saymanı bu yetkisini nereden almaktadır? Bir yönetim kurulu üyesinin en doğal denetim hak ve yetkisini kısıtlayan anlayış, baro üyesi avukatların bu konudaki talepleri karşısında karşı nasıl davranmaktadır? Ya da aslında alınması gerektiği halde alınmayan bir teminat mektubu söz konusu olduğu için mi böyle bir yasaklama yoluna başvurulmuştur?

• Baro’nun banka hesabındaki trilyonlarca paranın, yönetim kurulu üyesi avukat Sefa Bilgiç’in eşinin müdiresi olduğu Halkbank Çiftehavuzlar şubesine, üstelik yönetim kurulu kararı olmadan, nakledildiği doğru mudur? Söz konusu bankanın Avrupa yakasında Baro’ya yakın şubesi bulunmadığı için mi Çiftehavuzlar şubesi tercih edilmiştir? Sefa Bilgiç’in eşi bu mevduat için müdiresi olduğu bankadan komisyon almış mıdır?

• Yukarıdaki iddialar yönetim kurulu gündemine getirilmiş  ve işlemlerin usulsüz olduğu altında üç avukatın imzası bulunan bir rapor ile tespit edilmiş olmasına rağmen Baro Başkanı ve yönetim kurulu tarafından gereği neden yapılmamıştır?

Görüldüğü gibi iddiaların her biri ayrı bir vahamettedir ve söylentisi bile ürperticidir. Üstelik bu iddiaların illa ceza hukuku açısından suç oluşturuyor olması da gerekli değildir. İstanbul Barosu, gerekiyorsa birkaç tuvalet kağıdının dahi hesabını vermelidir. Baro saymanının, akrabaları ve yakın çevresi ile ileri sürülen iddialardaki gibi bir ilişki içine girmiş olması etik açıdan yanlış ve sakıncalı değil midir? Bu iddialar ortadayken en doğru davranış istifa etmek olmalıyken, yeniden Baro saymanlığı görevine aday olması ve seçilmesi ne kadar doğru ve ahlakidir? Bu iddialar karşısında sessiz kalmak, önemsizmiş gibi göstermek ve üzerini örtmeye çalışmak suça iştirak etmiş olmak değil midir? Halit Kakınç “Baro’nun içine düştüğü duruma bakar mısınız” derken haksız mıdır?

İstanbul Barosu bu iddialara ilişkin olarak, Adalet Bakanlığı’ndan önce biz avukatlara ve kamuoyuna açıklama yapmalı ve Baro’nun üzerindeki gölgeyi  ortadan kaldırmalıdır.

Çünkü Baro leke kaldırmaz. Çünkü baroda bile yolsuzluğun azı çoktur. Çünkü söylentisi bile ürperticidir.

İstanbul Barosu’nda yolsuzluk iddiaları uzun zamandan beridir tartışma gündemindeydi. İddialar, 2004 yılı genel kurul gündemine de gelmiş, İstanbul Barosu Başkanı avukat Kazım Kolcuoğlu, “birkaç tuvalet kağıdının hesabını mı Barodan soruyorsunuz” mealinden talihsiz bir açıklama ile iddiaları yanıtlamaya çalışmıştı. İddialara rağmen tartışmanın odağındaki isimlerden Baro Saymanı avukat Muammer Aydın 2004 yılı genel kurulunun ardından oluşturulan yönetim kurulunda yeniden          saymanlık görevine seçilmişti.

2002-2004 yılı döneminde yönetim kurulu üyeliği yapan avukat İlknur Adiller, görev yaptığı döneme ilişkin yolsuzluk iddialarının incelenmesi için Adalet Bakanlığı’na bir dilekçe vermiş, konu aynı zamanda “Baro’da Yolsuzluk” adı altında ulusal basında da tartışılmaya başlanmıştı. Tam bu süreçte, Dergimizin Aralık 2005 tarihli 30. sayısında konuya ilişkin bir yazı yazarak, İstanbul Barosu Başkanına bir an önce açıklama yapması ve  iddialara açıklık getirmesi çağrısı yapmıştık.

İddiaların ilişkin olarak uzun süre açıklama yapılmadı. Ta ki Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 24.05.2006 tarih ve 021/922 sayılı kararı ile iddialarla ilgili olarak “kovuşturma izni verilmesine gerek görülmediği”ne dair kararına kadar. Adalet Bakanlığı’nın bu kararı üzerine bir basın açıklaması yapan Kolcuoğlu, bu karar ile İstanbul Barosu hakkındaki iddiaların gerçek olmadığının ortaya çıktığını ileri sürmekte, iddiayı gündeme getirenleri ise kişisel çıkar peşinde olmakla itham etmektedir.

İddiaları gündeme taşıyanlardan birisi de Günışığı dergisi olduğundan bu ithama ilişkin yanıt verme hakkımız doğmuştur.

Bu özel sayıda Kolcuoğlu’nun basın açıklamasına ilişkin yanıtımızı     bulacaksınız. Bunun yanı sıra Kolcuoğlu’nun basın açıklamasını, Aralık 2005 tarihinde dergimizde çıkan yazıyı ve İstanbul Barosu avukatlarından Zeki Yıldan, Erem Turgut Yücel ve İlknur Adiller’in hazırlayıp Baro’ya sunduğu 09.09.2003 tarihli raporu da birlikte yayımlıyoruz.

Kolcuoğlu’nu, Adalet Bakanlığı’nın kararının ardına sığınmadan iddialara ilişkin olarak açıklama yapmaya davet ediyoruz.