Rekabet Kurulu ‘avukatlık’ı anlıyor mu?

Yücel Sayman
Dr. Avukat,  İstanbul Barosu

Adalet veya yargıdan söz edenlere, “ne güzel söylediniz, peki savunma konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye  sorun.  Alacağınız yanıt, çok az istisna dışında, savunmanın kutsal bir hak olduğu, hatta demokratik toplumda olmazsa olmaz olduğu, özellikle yargıda savunma hakkının sınırlanmaması gerektiğidir. Bu yanıta bir de etkili savunma için yetenekli ve bilgili avukat gereğini ekleyebilirsiniz.  Yine çok az istisna dışında savunmayı, yargının örgütlenmesinde temel, kurucu kurum  olarak tasarlayarak öyle tanımlamayı düşünen çıkmayacaktır.

Demokrasiyi  çatamamış, otoriter despotik  yapıların egemen olduğu  ülkelerde  savunma, yargıyla birlikte anıldığında hak olmanın  ötesinde bir çağırışım yapmaz, kurum olarak algılanmaz. Ötesi, savunmayı yargının özgürlükleri güvence altına alan en önemli kurumu olarak tanımladığınızda şaşkın bakışlarla karşılaşırsınız;  karşınızdakilerin yüzlerinde beliren, “alışılagelmiş bilineni” duyulmamış tasarımlarla değiştirmeye çalışanı kibarca ve sabırla dinleme ifadesini, umutsuzca bilincinize resmedersiniz.

Aynı şaşkınlık, aynı yüz ifadesi “avukatlık” ve “avukat” ile yargının demokratik örgütlenmesi arasındaki ilişkiyi açıklamaya kalktığınızda da belirir. Ne diyeceğinizi merak ederler, kendi düşüncelerini sıradan bir soruyla aktarıverirler: “Avukat müvekkiline ücreti karşılığı hukuki hizmet veren kişidir,  avukatlık da onun mesleğinin adıdır, öyle değil midir?” Yanıt, eminim meraklarını gidermenin ötesinde içten içe kızdıracaktır onları: “Bir bakıma öyledir de, ancak demokrasiye adımınızı atmak istiyorsanız avukatı, hani yargının şu özgürlükleri güvence altına alan en önemli kurumu savunma var ya, işte o kurumu yargılama faaliyetlerinde işleten, yürüten, temsil eden, eğer yargı adalete ulaşmanın yolu olacaksa, yolun güvenliğini, güvenilirliğini ve inanırlığını sağlayan kişi olarak görmeniz, algılamanız ve kabul etmeniz gerekir. 

Avukatlığa gelince, o da savunma kurumunun işlevselliğini sağlayan bir başka kurumsallaşmış yapıdır. Avukat bir mesleği icra eden kişidir. Evet, ama ondan öte tıpkı bir mesleği icra eden savcı, yargıç gibi yargılama sürecinde çatışan yararlardan birinin, sanığın kurumsal güvencesidir. Avukatlık, avukatın icra ettiği mesleğin adıdır. Evet, ama ondan öte tıpkı savcının icra ettiği mesleğin adı olan savcılık, yargıcın icra ettiği mesleğin adı olan yargıçlık gibi, bizlere adaletin yolunu gösteren yargının kurumlarından birinin işlevselliğini somutlaştırma özelliğiyle belirleyici ve ayırt edici niteliğini kazanır.

“Baro”ya gelince, zaten onu 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76 ıncı maddesi, üstelik 2001 yılında değişen yeni düzenlemesinde “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” olarak tanımlamıyor mu? Yasanın 109 uncu maddesi Türkiye Barolar Birliği’ni (TBB) de “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” diye belirtmiştir. Böylece Baro denen kuruluşlar avukatlık mesleğini icra eden avukatların meslek örgütleri olmuyorlar mı Karşınızdakinin, yüksek sesle sorduğu sorunun altında yatan akıl yürütme isteseniz de, istemeseniz de sizi şöyle bir yutkundurur. Akıl yürütme normatif bir düzenlemeye dayanmaktadır, haklılık payı yüksektir, hatta yasal düzenlemelerle yetinen biri için bütünüyle haklıdır. Yutkunup, vereceğiniz yanıtı düşünürken, yasanın 2001 yılı değişikliğine ilişkin çalışmaları hatırlamadan edemezsiniz. Değişiklik esas olarak TBB tarafından tüm baroların görüşleri alınarak hazırlanan taslak metin üzerinden gerçekleşti. Taslak üzerinde yapılan görüşme ve tartışmalarda, o dönem İstanbul Barosu Yönetimi, avukatı “yargının bağımsız, kurucu kurumu olan savunmayı yargılama faaliyetlerinde işleten ve temsil eden” kişi olarak tanımlamayı önermiş, bu öneri kabul edilerek farklı bir anlatımla yasanın mevcut 1 inci maddesi düzenlenmişti. İstanbul Barosu Yönetimi, kabul edilen önerinin doğal sonucu ve uzantısı olarak, 76 ncı maddede baroların, 109 uncu maddede TBB’nin  “yargının bağımsız, kurucu kurumu olan savunmanın örgütüdür” diye tanımlanmasını, yani bu kuruluşların “yargıda savunmanın kurumları” olarak gösterilmelerini  önermiş, bu öneri kabul edilmemişti. Kabul etmemenin “hukuki gerekçesi” olarak da, böyle bir düzenlemenin anayasal dayanağının bulunmadığı, anayasa açısından baroları ve TBB’yi Anayasa’nın 135 inci maddesinde düzenlenmiş “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları” arasında ele almaktan başka çare bulunmadığı idi. O günlerde şu özet hukuki görüşü kabul ettirmek mümkün olamadı: “Her ne kadar Anayasa yargı bölümünde savunmayı yargının kurumu olarak açık ve somut biçimde düzenlememişse de Anayasa’nın özellikle 4 üncü ve 9 uncu maddeleri karşısında bu anlayışın ve bu anlayışa dayalı yasal düzenlemelerin anayasaya aykırılığı ileri sürülemez. Kaldı ki, avukatlık yasasının 1 inci maddesinde bu anlayış zaten yasal düzenlemeye kavuşturuldu. Anayasa’da Baroları ve TBB’yi savunmanın örgütü olarak tanımlamaya elverişli açık ve somut düzenleme yok, ancak engel bir düzenleme de yok. Anayasanın demokrasiyi ve hukuk devletini hizalıyor olması, bağımsız ve ulus egemenliğine dayalı yargı düzeni öngörmesi, baroların savunmanın örgütü olarak düzenlenmelerine elverişli hukuki dayanak sağlamaktadır.” Bu öneri kabul görmedi, reddedildi ve barolar ile TBB meslek örgütleri olarak tanımlandılar.

Kısa tarihçe aktarırken, sorulduğunda yutkunduran soruyu da yanıtlamış oldum: Barolar ve TBB nitelikleri ve işlevleri bakımından meslek kuruluşları değillerdir. Tıpkı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yargının kurumlarıdırlar. “Yasa meslek kuruluşu diyor, ne olacak şimdi?”  Yasanın öyle tanımlamış olması baroların temel niteliklerini ve işlevlerini değiştirmez. Barolara ilişkin bir uygulama yapılırken, uygulamanın “yargı kurumlarının” temel niteliğine ve işlevine aykırı olmaması gerekir.

Rekabet Kurulunun kararı

Bütün bunları niye anlattım, yazdım?

Anlattım, yazdım, çünkü Rekabet Kurulu 13.11.2003 tarihinde, TBB’nin Avukatlık Kanunu’nun 168 inci maddesinde verilmiş yetkiye dayanarak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren tarife hazırlamakla 4054 sayılı Rekabeti Koruma Hakkındaki Kanun’u ihlal ettiği sonucuna vardı ve yasal düzenleme değişikliği talebi ile TBMM, Başbakanlık ve ilgili Bakanlık (Adalet Bakanlığı) nezdinde girişimlerde bulunulmasına karar verdi (Dosya sayısı : 2003-4-145, Karar sayısı: 03-73/876 (a)-374).

Rekabet Kurulu, aynı kararında, Avukatlık Kanunu’nun 35 inci maddesi gereğince sözleşmeli avukat bulundurması zorunlu kuruluşlar bakımından da TBB’nin aylık asgari ücret belirlemesini 4054 sayılı yasaya aykırı buldu ve  yasal düzenleme değişikliğine gidilmesi için girişimlerde bulunmayı kararlaştırdı.

Rekabet Kurulu’nun böyle bir karar alması bekleniyordu. Kurul, TMMOB’nin ve Şehir Plancıları Odası’nın asgari ücret tarifesi belirlemesine ilişkin kararında, TBB ile ilgili olarak girişimlerde bulunacağının işaretini vermişti (22.01.2002 tarih ve 02-04/40-21 sayılı karar).

Rekabet Kurulu’nun o kararını Günışığı Dergisi’nin 2003 Haziran tarihli 4 üncü sayısında yayınlanan “Avukatın Ücret Talep Hakkı Tehlikede” başlıklı yazımda incelemiştim. Yazı yayınlandı, dört ay geçti, tehlike çanları çalmadı, kimse kaygılanmadı ve Kurul  TBB’ye ilişkin beklenilen kararı aldı. Yine de her şey bitmiş sayılmaz, Kurul’un kararını değiştirmesi için yapılması gereken yapılır, yasal değişikliğin gerçekleşmemesi için çaba gösterilir. Ne yapılması gerekiyorsa, “avukatlık”, “avukat”, “baro”, kısacası  bizzat yargı savunularak yapılır. Yapılması gerekeni yapmak da her şeyden önce TBB ve Baro yönetimlerine düşer. 

Kararın gerekçeleri

Rekabet Kurulu’nun gerekçeleri özetle şunlardır:

1. 4054 sayılı Yasa’nın 3 üncü maddesi anlamında, serbest meslek odaları “teşebbüs birlikleri”, serbest meslek odalarına üye olan ve hizmet üretip satan serbest meslek mensuplarının her biri “teşebbüs” sayılırlar (bkz. Kurul 22.01.2002 tarihli kararı, Günışığı 2003, sayı 4, sf.31 anılan yazı). Özetle, Kurul bakımından Barolar ve TBB ”teşebbüs birlikleri”dirler, avukatlar da “teşebbüs”türler. Yani Barolar, TBB ve avukatlar 4054 sayılı yasanın 3 üncü maddesi kapsamındadırlar. Meslek örgütünün “kamu kurumu niteliğinde” olması, meslek sahibinin “kamu hizmeti” görmesi bu durumu değiştirmemektedir (2002 tarihli karar).

2. Yasa’nın 3 üncü maddesi kapsamındaki teşebbüs birlikleri ve teşebbüsler (olayımızda barolar, TBB, avukatlar) 4 üncü maddede belirtilen rekabet kurallarına uygun davranmakla yükümlüdürler. Günümüzde küresel düzeyde serbestleşmeye gidilmektedir, serbestleşmenin isterleri de rekabet politikalarıyla oluşturulan rekabet kuralları aracılığıyla sağlanmaktadır. Serbest mesleklere ilişkin rekabet politikaları oluşturulurken meslek sahiplerinin ve tüketicinin yararı gözetilir, ekonomik ve teknik gelişme esas alınır. Amaç, serbest mesleklerin geleneksel değerleri korumaya yönelik kısıtlamalardan kurtarılarak rekabet içinde yapılmalarını sağlamaktır(2002 tarihli karar).

3. Ücret tarifeleri, bu arada asgari ücret tarifeleri 4054 sayılı Yasa’nın 4 üncü maddesi kapsamında rekabet kurallarının ağır ihlalidir, çünkü pazara girişi ve mesleki gelişmeyi engellemektedir (2002 tarihli karar). TBB’nin de çeşitli hizmetlere uygulanacak ücretler ile ilgili alt sınır belirlemesi de 4054 sayılı Yasa’ya aykırıdır (2003 tarihli karar).

4. 4054 sayılı Yasa’nın öngördüğü rekabete ilişkin sınırlamaların ve kısıtlamaların kapsamına sadece serbest meslek sahiplerinin (teşebbüs) ya da onların meslek kuruluşlarının (teşebbüs birliği) kendi iradeleriyle öngördükleri sınırlamalar ve kısıtlamalar girer. Kurul ancak böyle bir uygulama varsa Yasa’nın 16 ıncı maddesindeki ve 9 uncu madde gereği 17 inci maddesindeki müeyyidelerin tatbikine karar verebilir (2002 tarihli karar). Buna karşılık, kanun koyucunun açıkça verdiği bir yetkiye dayanılarak getirilmiş sınırlama ve kısıtlamalar konusunda, bunların rekabet kurallarına aykırılığı saptansa bile, Kurul müeyyide uygulanmasına karar veremez. Yasa’nın  27(g) maddesi bu gibi durumlarda Kurul’a “Rekabet hukuku ile ilgili mevzuatta yapılması gerekli değişiklikler konusunda doğrudan veya Bakanlığın talebi üzerine görüş bildirmek” görev ve yetkisini vermekte, 30(f) maddesi de Kurul Başkanlığı’nı “Rekabet politikası ile ilgili olarak alınacak kararlar ve ilgili mevzuat hakkında görüş bildirmek”le   görevli ve yetkili kılmaktadır. Bu nedenle, Kurul TBB’nin asgari ücret tarifeleri hazırlamasını rekabet kurallarına aykırı bulduğu halde, asgari ücret tarifesi Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü ve 168 inci maddelerine dayanılarak düzenlendiği için müeyyide uygulamamış, yasal düzenlemede değişiklik talebi ile TBMM, Başbakanlık ve ilgili Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunulmasını kararlaştırmıştır (2003 tarihli karar).

Meslek şovenizmi mi?

Rekabet Kurulu meslek örgütlerinin ücret tarifeleri düzenlemelerini haklı gerekçelerle 4054 sayılı yasanın 4. maddesine aykırı bulmaktadır. Kurul, haklı gerekçelere dayalı bu uygulamasını Avrupa Birliği’nin rekabete ilişkin kuralları ve uygulamaları doğrultusunda yürütmektedir.

“Öyle ise”, diyenler çıkacaktır, “Rekabet Kurulu’nun TBB ile ilgili aldığı karar da haklıdır, niye tehlike çanları çalıyorsun ki? Senin yaptığın meslek şovenizmi olmuyor mu?”

Baroları ve TBB’yi “meslek örgütleri”, avukatı “müvekkiline ücreti karşılığı hukuki hizmet veren meslek sahibi”, avukatlığı “avukatın icra ettiği mesleğin adı” olarak tanımlarsanız, doğrudur, Rekabet Kurulu’nun TBB ile ilgili aldığı kararın haksızlığını ileri süremezsiniz.

Ben baroları, TBB’yi, avukatı, avukatlığı demokratik ve adil yargının örgütlenmesinin, kurumlaşmasının, işlemesinin işlevsel yapıları olarak tanımlanması gerektiğine inandığım için  Rekabet Kurulu kararını haklı bulmuyorum. Hatta, biraz ileri giderek, kararın demokratik ve adil yargı anlayışı ile bağdaşmadığını, bilmeden avukatlığı çökertmeye yönelik olduğunu, bu yol bir kere açılırsa sıranın reklam yasağına, başka meslekten kişilerle yapısal işbirliği yasağına, birden fazla kentte büro açma yasağına, vb. geleceğini ve bu kısıtlamaların da rekabet kurallarına aykırılığına karar verileceğini düşünüyorum. Kısaca, avukatlık bizden olmayanlarca tartışılıyor, bizler tartışmayı alanımıza çekmeliyiz. 

Yazımın birinci bölümünü Rekabet Kurulu’nun tanım tuzağına düşmemek için kaleme aldım.

Bundan sonraki bölümde, yazıma başlık yaptığım “Rekabet Kurulu Avukatlık’ı Anlıyor mu?”  sorusunu yanıtlamaya çalışacağım.

Rekabet Kurulu Avukatlık’ı anlıyor mu?

Rekabet Kurulu TBB ile ilgili kararını alırken bir kuralı dikkatinden kaçırmış görünüyor: “Bazı kurallar ve düzenlemeler mesleğin kendi bünyesinde mündemiçtir. Bu özgün deontoloji kuralları olmazsa meslek temel niteliğini ve işlevini yitirir. Bu nedenle, söz konusu kural ve düzenlemeler rekabet kurallarının ihlali olarak değerlendirilemez (Avrupa Adalet Divanı, Şubat 2002 “Wouters” kararı ).

Baroların ve TBB’nin neden 4054 sayılı Yasa’nın kapsamında “teşebbüs birliği” sayılamayacağını, avukatların neden aynı yasa kapsamında “teşebbüs” olarak nitelenmemesi gerektiğini yazımın birinci bölümünde ana çizgileriyle söylemeye çalıştım. Burada yeniden, bir kez daha yargı, savunma, avukatlık, baro çözümlemeleri üzerinde durmak istemiyorum. Rekabet Kurulu üyeleri bu konuyu bizzat araştırıp, yanlış yaptıkları sonucuna varırlarsa TBB ile ilgili kararlarını gözden geçirmek durumundadırlar. Bu, onların iyi birer teknisyen olmaları gereğinden öteye, onlardan verdikleri kararlarla toplumun demokratik örgütlenmesine ve işleyişine katkıda bulunmaları beklendiği için böyle olmalıdır.

Burada açıklanması gereken bir sorun şudur: Avukatların verdikleri hizmetler bakımından asgari ücret tarifelerine ilişkin düzenlemeler mesleğin kendi bünyesinden kopartılamayacak, kopartılırsa bünyeyi tahrip ederek işlevini yok edecek nitelikte düzenlemeler midir?

Ben bu soruya hiç kuşkuya düşmeden “evet!” diyorum.

Evet diyorum, çünkü asgari ücret tarifesinin esas işlevi, söyleyeceğim işin yabancısını yadırgatabilir,  “avukatın ücret talep hakkını” güvence altına almaktır. “Avukatın ücret talep hakkının avukatlığın bünyesi ile ne ilişkisi var ki?” diye sorulursa, düşündüğümü açıklayayım.

Avukatlık bir günde, bir anda ortaya çıkmadı. Gerçi, insanlık tarihinin en eski dönemlerine dayanan bir geçmişi vardır avukatlığın. Ancak, ateşin, insana evrimdeki belirleyici katkısı gibi, ücret talep hakkı da ata-avukatın günümüz anlamında avukata evriminde belirleyici temel unsurlardan biri oldu (bkz. Yücel Sayman, “Avukat, Nereden? Avukat Bağımsız, Neden?” Günışığı Mart 2003, sayı 1, sf.26-27). Hukuki hizmet vereceği, savunmasını yazacağı ya da yapacağı sanıkla özdeşlemek zorunda ve konumunda olan ve bu nedenle yasal olarak ücret talep hakkı bulunmayan ata-avukat, yargı tarihinin belli bir aşamasında, verdiği mücadelelerle kendi yazgısını çizdi, kendini savunduğu kişiyle özdeşleştiren konumdan çıkardı, özgün kimliği olan bağımsız kişiliğini kabul ettirdi ve bunu, avukatlığın bünyesinde mündemiç “özdeşleşme ve özdeşleştirme yasağını” öngören, sanırım tüm ülkelerde kabul edilmiş kuralla güvence altına aldı. Ata-avukat, savunduğu kişiyle özdeşleşme konumundan çıkarak  özgün, bağımsız kişiliğiyle avukat olduğunda, özdeşleşme konumunun doğal sonucu ücret isteyememe hali de aşıldı, ücret talep etme hak olarak tescil ettirildi. Böylece ata-avukat evrim geçirdi, avukat oldu.

Kısaca, özdeşleme-özdeşleştirme yasağı ve bu yasağın tarihsel süreçte doğal uzantısı ücret talep hakkı,  avukatın tarih sahnesine özgün ve bağımsız kimliğiyle çıkışını belirleyen temel kurumlardır. Bu iki kurum tarihsel olarak avukatlığın bünyesinde mevcutturlar ve bu iki kurumdan birinin yok edilmesi bünyeyi işlevsiz kılar. Avukat işlevini yitirirse yargı çöker.

Bu nedenle, avukatlık tarihinde, avukatı avukat yapan mücadelelerin bir ekseni “avukatın özgürlüğü”dür ve avukatın özgürlüğünü temelde “müvekkille özdeşleşme-özdeşleştirme yasağı” ile “ücret talep hakkı” yükseltir.

Tüm bu söylenenlerle “asgari ücret tarifesi” arasında, nasıl olur da kopartılamaz bağ kurulabilir?

Avukat, yargının bağımsız kurumu savunmayı temsil etmekle, müvekkilinin haklarını ve özgürlüklerini korur. Ancak, verdiği hizmet ne olursa olsun, mutlaka ücret talep edebilecektir, hatta etmelidir. Bu, öylesine önemli bir kuraldır ki, avukat ücretsiz dava alırsa bunu levhasına kayıtlı olduğu baronun yönetim kuruluna bildirmekle yükümlüdür ( Avukatlık Kanunu md.164). Avukatlık Yasası’nın 164 üncü maddesi, birinci fıkrasındaki düzenlemeyle bu hakkı güvence altına almıştır. Avukat da, hukuki hizmet alan kişi de bilirler ki, verilen hukuki hizmetin ya da yardımın karşılığı olan meblağ ya da değer mutlaka ödenecektir. Bunun için bir ücret anlaşması yapılması, ücretin kararlaştırılması gerekmez. Asıl olan verilen hukuki hizmet ve hizmetin değeridir. Hizmetin değerini ifade eden ücret, hizmeti veren avukata ödenecektir.

Verilen hizmetin değerini ifade eden ücret nasıl belirlenir?

Bir olasılık, tarafların ücreti kararlaştırmış, ücret üzerinde anlaşmış olmalarıdır. Avukata bu ücret ödenir.

İkinci olasılık, tarafların ücret konusunda hiç konuşmamaları, ücreti kararlaştırmamış, ücret üzerinde anlaşmamış olmalarıdır. Avukata bu durumda da bir ücret ödenecektir. Bunu avukat da bilir, hukuki hizmetten yararlanacak kişi de bilir. Önemli olan, avukatın ve hukuki hizmetten yararlanacak kişinin ücretle ilgili konuşmamış, anlaşmamış olsalar bile işin daha başında, (a) miktarı belli (b) bir ücretin ödeneceğini biliyor olmalarıdır. Bir başka türlü söylersek, hukuki hizmet talep edilir ve avukat işi kabul ederse, hukuki hizmet talep edenle avukat arasında değeri o anda belli  bir ücret üzerinde anlaşma sağlanmış olmaktadır. Değeri o anda belli olan ve taraflarca bilinen ücret, asgari ücret tarifesinde belirtilmiş olandır. Taraflar, bu ücret tarifesinde saptanmış olan miktarın altında olmaması koşuluyla, ücreti ücret tarifesindeki miktarlardan farklı biçimde, serbestçe kararlaştırabilirler.

Görülüyor ki, Avukatlık Kanunu’nun l64 üncü maddesi ücret talep hakkını düzenlerken, asgari ücret tarifesini bu hakkın güvencesi olarak öngörmüştür.

Avukatlık Kanunu’nun 168 inci maddesi de asgari ücret tarifesini hazırlama yetkisini, madde düzenlemesinde belirtilen usul çerçevesinde, TBB’ye vermiştir.

Sonuç olarak,

1. Baroları ve TBB’yi meslek kuruluşları sıfatlarıyla, avukatı serbest meslek sahibi sıfatıyla “teşebbüs birlikleri” ve “teşebbüs” saymak, anılanların varlık nedenlerini, yargının işlevselliğinde kurumsal niteliklerini  anlamamak demektir ve farkına varmadan demokratik, adil yargının inkarına yol açarak toplumun demokratik örgütlenmesini baltalayan anlayışa zemin hazırlamaktadır. Baroları, TBB’yi, avukatları 4054 sayılı Yasa’nın 3 üncü maddesi kapsamında ele almak ve bunların Avukatlık Kanunu tarafından açıkça verilmiş yetkiye dayanarak gerçekleştirdikleri uygulamaları rekabet kurallarına uygunluk/aykırılık ölçütüyle değerlendirmek demokrasi hukukunda doğru ve haklı değildir.

2. TBB tarafından hazırlanan avukatlık asgari ücret tarifesi, avukatın günümüz işleviyle tarih sahnesine çıkmasını sağlayan, yargı tarihini belirleyen mücadelelerle elde edilmiş, avukatlığın bünyesinde mevcut, yok edilirlerse bünyeyi işlevsizleştirecek olan, biri diğerinin doğal sonucu,uzantısı ve tamamlayıcısı iki kurumdan birinin, “ücret talep hakkının” vazgeçilmez güvencesidir. Bu nedenle “avukatlık asgari ücret tarifesi”, diğer mesleklere ilişkin ücret tarifelerinden farklı olarak, 4054 sayılı Yasa’nın 4. maddesi kapsamında rekabet kurallarına aykırı sınırlayıcı ve kısıtlayıcı düzenleme olarak kabul edilemez.

3. Rekabet Kurulu, konuya ilişkin özgün bir araştırma ve çalışma yapmadan, meslek odalarına ilişkin uygulamalar paralelinde aldığı 13.11.2003 tarihli kararını değiştirmelidir.

4. Başta gerçekleştirdiği uygulama Kurul’un kararına konu olan TBB ve barolar olmak üzere avukatlar,  Kurul’un kararını değiştirmesi için gerekli ve etkili çalışmaları yapmakla yükümlüdürler. Tartışılan herhangi bir asgari ücret tarifesi, sıradan bir kısıtlayıcı düzenleme değil, avukatın ücreat talep hakkını güvence altına alan “avukatlık” asgari ücret tarifesidir. Değiştirilmesi istenen, avukatın varlık nedeni kimliğinin dokunulmaması gereken güvencesidir.

Son söz;

Gün gösteriyor ki, Avukatlık Kanunu’nun değiştirilen 1 inci maddesindeki “Avukat yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” düzenlemesine sevinmekle yetinmek fayda sağlamıyor. Düzenlemenin işlerliğini sağlamak, düzenlemeyi korumak ve savunmak, düzenlemeyi ihlal eden karar ve uygulamalarla mücadele etmek gerekiyor. Avukatlık tarihi bu mücadelelerin ürünüdür. Bunu aklımdan hiç çıkartmıyorum.