|
||||||||||||||||||||||
|
|
Şike, doping, siyaset üçgeninde spor Metin
Kurt Modern spor, sanayi dünyasının bir yansıması, adeta kopyasıdır. Başka bir deyişle modern spor yaşanılan toplumsal düzeni ayna sadakatiyle yansıtır.Modern spor bir oyun değildir, modern sporcular da oyuncu değillerdir.
Sol kesim spora yaklaşmakta çaresiz, hatta beceriksiz kalmıştır; mücadele söylemine sporu oturtamadığı için sesini yükseltememiş, sonuçta atılan her top emekçi kalesine gol olmuştur.Sol kesimin sporda mücadele stratejisi ve taktiği yoktur; sporun zaman zaman egemenlerin iktidar aracı olduğunun farkına varmış, ancak sporda doğru bir mücadele teori ve pratiği geliştirememiştir. Sporu ya görmezden gelmiş ya amatörlüğü profesyonelliğe alternatif göstermiş (ki sporcunun amatörü, profesyoneli olabilir ama sporun amatörü, profesyoneli olmaz) ya da sporda ayrı örgütlenmelere gitmeyi denemiştir.Sol kesimin sporda mücadele yöntemi olarak denediği bu üç seçenekte sol anlayışı sporda iktidara taşıyamamış; sermaye ideolojisinin çepeçevre kuşattığı modern sıfatlı spor, sermaye iktidarının güvencesi olarak zafer yürüyüşünü sürdürmüştür. Modern spor şovdan öte bir şeydir.Çağımızın dini olarak sporun kutsanması, spordaki burjuva ideolojisinin bir parçasıdır.Spor arenaları adeta postmodern bir tapınaktırlar.Spor ilahları bu postmodern tapınağın putlarıdır.İzleyiciler şova değil ayine gelmektedirler.Spor arenalarında medya, şov öncesi ve sonrası izleyicileri ideolojik bombardıman altında tutmaktadır.Medya izleyicileri, izleyici olmaktan çıkartmakta, şov yapmaya çağırmaktadır.Medyanın ideolojik bombardımanı o denli etkilidir ki; şovmenlerle birlikte izleyiciler de sanal olarak şova katılmaktadır. Taraftarlık en ucuz kimlik edinmenin yoludur Egemenlerin gerçek kimlik edinme yollarına mayınlar döşediği günümüzde, kitlelerin tehlikesiz, ucuz kimliğe hücum etmeleri doğaldır.Bu ucuz taraftarlık kimliğine yönelişe sol çevrelerin spor konusunda sessiz kalmalarının da katkısı küçümsenmemeli.Seksen öncesi halk dilinde stadyumlar hastane olarak tanımlanıyordu. Spor, özellikle futbol, postmodern kültürün bir parçası olarak gösterilmeye çalışılmıyordu.Portekiz diktatörü Salazar’ın İspanya diktatörü Franco’nun futbolu nasıl bir baş tacı ettiğini sol çevreler çok iyi biliyorlardı.Faşistlerin iktidarlarını sürdürebilmek için (3 F)’ye sarılma öyküleri adeta sol çevrelerin beyinlerine kazınmıştı.Futbolun bir afyon olduğu genel bir görüştü. Seksen sonrası kendini sol olarak tanımlayan postmodern dünyacı (aydıncıklara) birden ilham geldi.Onlar futbolun afyon olduğunu unuttular. Büyülü futbol serüvenine katılmayı özgürlükleri sandılar ve sporun sosyal kültürel yapının içinde kendine ait özgün kapalı bir adacık oluşturduğu için düzenin her türlü pisliğine bağışık olduğu tezini savunmaya başladılar. Bu bağışık olma iddiası ise yine onların bir varsayımından güç almakta idi. Sporun bir oyun olduğundan yola çıkıyorlar ve sporun apayrı bir sosyokültürel ilişkiler zincirini temsil ettiğini öne sürmekte idiler.Oysa spor diye genel bir kavram ve onun temsil ettiği zamanüstü bir olgu yoktu.Modern sporun ve günümüzde futbolun bir oyun olduğu tezine başvurarak karşımızda pisliğe bağışık, dürüstlüğü centilmence mücadeleyi ve becerikli yetenekli olanın başarmasını sağlayan kendi içinde kapalı alan ile karşı karşıya olduğumuz tezi baştan sona safsataydı.Çünkü futbol bir oyun değildi.Sadece kurallarla oynandığı için hala oyun olduğu ileri sürülmektedir. Futbol, modern sanayi burjuva topluluğunun gelişmesi ile birlikte metalaştırıldı ve futbola içinde gelişegeldiği sanayi burjuva toplumunun bütün bireysel ve kültürel özelliklerini yeniden üretme misyonu yüklendi. Başarı kazanma hırsı, daha zayıf ve daha eksik olanı alt etmek, kurumsal otoriteye saygı, itaat, disiplin en önemlisi de profesyonel verimlilik, sistem içinde işlevsellik, gerektiğinde acımasızlık yani günümüzün neoliberal kapitalizmin bütün bu ilkelerinin futbolda küçük ölçekte modernleştirilip yeniden üretilmediğini kim söyleyebilir. Sporun baba evi mafyadır Son zamanlarda spor- mafya ilişkisi başlığı altında yerleştirilebilecek yazı ve tartışmalarda bir patlama yaşandı Türkiye’de.İlginç olan, umulmadık, beklenmedik ve olmaması gereken bir durumla karşı karşıya bulunduğumuz anlayışının alttan alta bütün bu tartışma ve köşe yazılarına temel oluşturması daha açıkçası sporun ‘masumiyetinin’ gölgelenmemesi çabasıdır. Bu tartışmacıların ve köşe yazarlarının havaları veya anlayışları şuydu: Spor ve mafya kavramları yan yana gelemezdi, ya da gelmemeliydi.Oysa ara başlıkta vurguladığımız gibi mafya sporun baba eviydi ve Türkiye’de sporda iktidar, amigo dergahındaydı.Amigoları klüp yöneticileri finanse ediyor, medya körüklüyor, mafya da tetikliyordu. Spor Yazarları Derneğinin genel başkanı Onur Belge’ye göre "futbol müsabaka sonuçlarını amigo dergahı %40 oranında etkileyebiliyordu". Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan’ın futbolda başlama vuruşlarını mafyanın yaptığı tespiti hafife alınacak bir tespit değildi.Spor ve sporun en popüler dalı futbolda dönen dolapları gizlemek, hasır altı etmek, futboldan beslenenlerin temel görevleri idi. Mafyanın futbolda vazgeçmediği, uğrunda can aldığı futbolla özdeşleşmiş üç şey vardır: Şike, doping, siyaset...Futbolun üzerine kabus gibi çökülmüş ve futbolda sonuçların spontane olmasının önüne geçilmiştir. Futbol müsabaka sonuçları at yarışları gibi kurgulanır olmuş ve futbol müsabaka sonuçları üzerine oynanan bahisler at yarışlarınınkinden fersah fersah yükseklere tırmanmıştır.Bugün spor ortamında olup da, ben şikeye bulaşmadım, ben dopinge alet olmadım, siyasi amaçlara alet olmadım iddiasında olanlar olabilir. Ama ben şikeye tanık olmadım, dopinge tanık olmadım, siyasi baskıları duymadım diyenler sadece üç maymunu oynamaktadırlar. Spor ve onun en popüler dalı olan futbol, baştan aşağı şike, doping ve siyasetle donatılmıştır.Bu donanımın esas mimarları egemen güçlerdir.Sol düşünenlere düşen görev egemenlerin sporda şike doping ve siyaset aracılığıyla, mafyavari yöntemlerle ellerinde tutukları vericileri bir bir tespit edip halka göstermektedir. Asıl olan sporun ve onun popüler dalı olan futbolun masumiyeti iddiasının çürütülmesidir.Öncelikle yapılması gereken sporun gözdesi futbolun burjuva laboratuarında halka karşı halkın maddi manevi dünyasına karşı üretilmiş bir virüs olduğunu saptamak olmalıdır. Sporun gözdesi futbolun masumiyet maskesi yırtılmadan sporda ve gözdesi futbolda halkı maddi manevi esaretten kurtaracak panzehiri bulmak olası değildir.
|
|||||||||||||||||||||