|
||||||||||||||||||||||
|
|
Turgay
Demirci Ülkemizde "spor alanında şiddet" kavramı son birkaç yıldır öylesine tartışılır bir hale gelmiştir ki sonunda 28.04.2004 tarihinde kabul edilen 5149 sayılı yasa ile sporda şiddeti önlemeye ilişkin bir takım yaptırımlar getirilmiştir. Ülkemizde, en başta spor basını olmak üzere, aktif ve pasif sporcularımız da dahil tüm spor kamuoyunun, "spor" sözcüğünün ruhunu ne kadar kavrayabildikleri ve bu ruhu ne ölçüde özümseyebildikleri tartışmaya açıktır. Nedense sporda şiddet kavramı sadece derbi maçlarda, iddiası yüksek spor müsabakalarında akla geliyor da başka zamanlarda konu tüm kurumlarca ve uzmanlarca çok uzun vadede düşünülüp çözümleri aranmıyor. Konunun önemini ve hassasiyetini, sadece birkaç futbol müsabakasında şiddetin geldiği boyutlar dikkate alınarak anlıyor olmak, spora ve topluma yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir.
28.04.2004 tarihinde kabul edilen "Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa" son derece gecikmiştir. Ancak bu yasanın birçok eksikliğine rağmen kabul edilmesinin olumlu bir adım olduğunu düşünmekteyiz. Bu adımı daha da ileriye götürmek için gelişmiş ülkelerin spor mevzuatlarını çok iyi analiz edip, ülkemiz insanının spora bakışını da dikkate alarak yeni bir spor mevzuatı yaratmak zorundayız. Spor hukuku alanında da henüz emekleme döneminde olduğumuz ve mevzuatın da son derece yetersiz olduğu açıktır. Öncelikle bütün hukuk fakültelerinde spor hukukunun zorunlu ders olarak okutulması, spor basınının, emniyet mensuplarının ve bu alandaki bütün idarecilerinin de bu konu kapsamında acilen bilgilendirilmesi gerekmektedir. Şu husus hiçbir zaman unutulmamalıdır ki hiç bir gerekçe, insan hayatını sona erdirmenin haklı mazereti olamaz . Asıl olan insanlığın her ne şart altında olursa olsun barış ve huzur içerisinde yaşamasıdır. Sporun hedefi de hiç şüphesiz ki bu ideal toplumsal ortama zemin hazırlamaktır. Hiçbir sporcu ve sporsever bu kavramları reddedemez ve etmemelidir de. Aksi takdirde onun sporculuğundan ve sporseverliğinden bahsetmek mümkün değildir. Sanırım "olimpiyat ruhu" ve "olimpiyatların felsefesi" bu kavramları en iyi şekilde açıklamaya yeterli olacaktır. "Ölmeye, ölmeye geldik" anlayışıyla uyuşturulmuş beyinlerden uzak bilinçli taraftar, dürüst yönetici ve barışçıl bir toplum ümidiyle...
|
|||||||||||||||||||||