Birlikte karşı koyabilmek...

Metin Boran
Tiyatro Yönetmeni 

İstanbul Şehir Tiyatroları Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Matei Visniec’in yazdığı, yönetmenliğini Orhan Alkaya’nın yaptığı “Savaş ve Kadın” adlı oyunla seyirciye merhaba dedi. Zeynep Avcı çevirisiyle sahnelenen “Savaş ve Kadın”ın, sahne ve giyim tasarımı ise Hüseyin Tuncel’e ait.

Oyun, Bosna savaşı yıllarında askerlerin tecavüzüne uğrayan bir kadının savaş sonunda yaşadığı düşünsel, duygusal ve zihinsel travmalardan bir kesit sunuyor. Savaş mağduru kadın rehabilitasyon merkezine alınır ve bir Amerikalı psikolog tarafından normalleştirilmeye çalışılır. Kadın, savaş ve tecavüzün etkisiyle iletişim kurmakta zorlandığı psikologla yüzleşir. Psikologu kendisine tecavüz eden askerlerin temsilcisi olduğu suçlamasıyla başından geçenleri anlatmayı reddeder. Psikologun kendisini kabul ettirmesiyle, kadın hamile olduğunu ve çocuğu doğurmak istemediğini bildirir. Gerekçe olarak da çocuğun babasının belirsiz olduğunu söyler. Psikolog, ona çocuğun babasının “savaş” olduğunu söyler ve doğurmasına ikna etmeye çalışır. Bu minval üzerine başlayan iletişim, kadın, savaş, suçlu, psikolojik travma, çocukluk, geçmiş, gelecek, umut, keder ve yaşama sevinci üzerinden oyunun sonuna kadar sürdürülür. Finalde kadının normalleştiğini ve çocuğunu doğurduğunu ve psikologun da bu durumdan etkilenmiş olarak ülkesine döndüğünü öğreniyoruz.

“Savaş ve Kadın”ın, sahne tasarımı, oyunun konusu ve duygusal derinliğine koşut bir anlayışla yorumlanarak bir rehabilitasyon merkezi olarak düşünülmüş ve mekan olarak tasarlanmış. Oyunda müzik anlatımın bir parçası olarak önemli bir işlevselliğe sahip. Başlarken, yönetmen ve yazarın şarkı sözlerinden bestelenen bir şarkının prologda bir oyuncunun seslendirmesi oyuna farklı bir duygusal ve dramatik bir atmosfer katmakta. Ayrıca sahnede bir oyuncu olarak kullanılan bir müzisyenin düzenli aralıklarla akordeon çalması oyunun dramatik etkisini artırdığı gibi, aynı zamanda duygusal bir etki de yaratıyor. Yönetmen, reji yorumunu, savaşın tüm boyutları ile insanın (kadın, erkek ve çocuk) üzerindeki tahribatına vurgu yaparak kotarmış. Gerekçesi ne olursa olsun her türden savaşın (etnik milliyetçi, dinsel yayılmacı) insan ve halklar üzerindeki baskı, zulüm ve yoksulluk getirdiği gerçeğinden hareketle, savaşın özellikle kadınlar üzerindeki yarattığı cinsel, duygusal, düşünsel baskı ve travmaları görsel bir dille aktarıyor.

Kadın kimliğinin bir anne olarak savaş karşısında ne kadar çaresiz kaldığı, ezilen, horlanan, tüm duyguları hiçlenen bir figüre dönüştürüldüğü gerçeği “Savaş ve Kadın” oyununda bir kez daha gün yüzüne çıkarılıyor.

Günümüz dünya siyasetine yön veren finans kapitalin güçlü tekelci tröstleri, savaşı rant oluşturma, halkları birbirine dönüştürme gibi kimi amaçlarla gerçekleştirirken, bir ulusu ve o ulusu oluşturan tüm bireysel, toplumsal, kültürel kazanımları ters yüz ederek kendi yayılmacı kültür ve siyasetini ikame ediyorlar.

“Savaş ve Kadın” oyununda uğradığı tecavüz ve şiddetten her türlü kadınsı ve insani dürtüleri anormalleşen kadının rehabilite edilmesi görevi, bu çıldırmaya neden olan ülkenin bir kadın vatandaşı tarafından yapılması, kadın dayanışmasına iyi bir örnek oluşturuyor.

Oyunun yönetmeni Orhan Alkaya, farklı dilleri konuşan iki farklı kültürden gelmiş iki farklı insanın (kadının) hayatlarında maruz bırakıldıkları değişik türden şiddet, taciz ve insan hakları ihlaline birlikte karşı koyabileceklerini vurgulayarak bitiriyor oyunu.

Ve “Savaş ve Kadın”ın broşürüne şu notu düşüyor: “Kendi ayrılıkçısına karşı dururken, başkasının ayrılıkçısını öven, ondan yana taraf olanların riya yüklü ikliminde Savaş ve Kadın bir çok söz söyleyecek. İnsandan, kadından, barıştan, uzlaşma kültüründen yana bir söz. ...Çok etnikli bir toprakta ‘yurttaş’ üst kimliğini buluşma noktası olarak seçen Türkiye, tarihin bu aralığında, alkışlarla ve/veya kızgınlık nidalarıyla karşılayabilirler Savaş ve Kadın’ı. Bizim beklediğimiz, daha çok dikkatli bir kulak kesiliş...”