Ticaret Kanununun 324. Maddesi anlamında sermayenin karşılıksız kalması

Muhsin Keskin
Öğrenci, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Genel olarak

TTK’nın 324. maddesinin1 ilk fıkrasında yıllık bilançodan sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde, anonim ortaklık yönetim kurulunun (YK) derhal toplanarak, vaziyeti anonim ortaklık genel kuruluna (GK) bildirmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Yine aynı maddenin 2. fıkrasında sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalması halinde GK’nın, sermayenin tamamlanması veya mevcut kalan sermaye ile devama karar vermesi gerektiği; aksi takdirde anonim ortaklığın (Ortaklık) feshedilmiş sayılacağının altı çizilmiştir.

Görüldüğü gibi TTK düzenlemesi yalnız sermayenin karşılıksız kalmasının sonuçlarının ne olduğunu belirtmiş, ancak sermayenin karşılıksız kalmasını tanımlamamıştır. Bu yüzden, TTK’nın 324. maddesi kapsamında YK’nın GK’ya vaziyeti bildirme yükümlülüğünün ne zaman doğacağının ve ortaklığın ne zaman feshedilmiş sayılacağının şüpheye mahal bırakmaksızın saptanabilmesi için sermayenin karşılıksız kalmasının tanımlanması gerekir.

I- Sermayenin karşılıksız kalması

Sermayenin karşılıksız kalmasının fiiliyatta ne anlama geleceği sermayenin türüne göre değişecektir. Bu yüzden, inceleme konusu yapılan hukuki meselenin tam olarak açıklığa kavuşturulabilmesi için, öncelikle sermaye türleri incelenmelidir.

1- Anonim ortaklıklarda sermaye türleri: Anonim ortaklıklarda sermaye türlerini sınırlandırmadan evvel, bir anonim ortaklıkta nelerin sermaye olarak getirilebileceğini ortaya koymak gerekir.

TTK’nın 139. maddesinde2 de ticaret ortaklıklarında nelerin sermaye olarak getirilebileceği sayılmıştır. Buna göre, ticaret ortaklıklarına para, alacak, kıymetli evrak ve menkul şeyler; imtiyaz ve ihtira beratları ve alameti farika ruhsatnameleri gibi fikri haklar; her nevi gayrımenkuller, menkul ve gayrımenkullerin her türlü kullanma ve faydalanma hakları; şahsi emek, ticari itibar; ticari işletmeler, telif hakları, maden ruhsatnameleri gibi iktisadi değeri olan sair haklar konabilir. 139. maddede belirtilen sermaye kalemleri tahdidi değildir. Yani bunlara benzeyen ve iktisadi değer olan her varlık ticaret ortaklıkları için sermaye addedilebilecektir.

139. madde her tür ticaret ortaklığı sermayesi için genel hüküm niteliğindedir ve ticaret ortaklıklarına, bünyelerine aykırı düşmediği müddetçe, uygulanabilecektir. Bu açıdan bakıldığında, ilgili madde metninde sayılan kalemlerin hepsinin anonim ortaklıklarda sermaye olarak getirilemeyeceği anlaşılacaktır.

Zira TTK’nın 2693. maddesinde anonim ortaklıklar için “belirli sermaye” ilkesi getirilmiştir. Buna göre, anonim ortaklığın belirli ve paylara bölünmüş bir sermayesinin bulunması bir zorunluluktur. Böyle bir zorunluluğun amacı, ortaklığın, para ile tam olarak ölçülebilir, bilançoda kesin olarak gösterilebilir bir sermayesinin olması; böylece sermaye miktarının kolayca değiştirilip ortaklık hissedarı küçük yatırımcıların hukuki durumlarının kötüleştirilmesi ve ortaklık alacaklılarının zarara uğratılmasının önlenmesidir.

Bu ilke çerçevesinde, anonim ortaklığa ancak bilançoda gösterilebilecek tam ve kesin bir değeri olan varlıklar sermaye olarak konulabilir. Bu doğrultuda şahsi emek, ticari itibar gibi unsurların sermaye olarak değerlendirilebilmesi mümkün değildir. Ayrıca know-how gibi fikri ve sınai haklar da ancak teknik bilgi paketi değerlerinin bulunması şartıyla sermaye olarak getirilebilirler.

Ortaklarca anonim ortaklığa getirilecek sermaye çeşitli kıstaslar dahilinde sınıflandırılabilir:

a) Para ve paradan başka bir değer olup olmamaya göre: Anonim ortaklıkta en çok karşılaşılan sermaye türü paradır. Ancak para dışında varlıkların sermaye olarak konduğu da görülmektedir. Bu açıdan sermaye ikiye ayrılır:

i. Nakdi sermaye: Nakdi sermaye, ortağın şirkete belirli bir miktar para ile katılmasını ifade eder.4 Bu nedenle nakdi sermaye, para, alacak ve kıymetli evraktan oluşur.

Nakdi sermayenin, Borçlar Kanununun 83. maddesi5 uyarınca, memleket parası ile ödenmesi gerekir.

ii. Ayni sermaye: Ayni sermaye tüm taşınır ve taşınmaz malları ve maddi varlığı olmayan hakları kapsar. Bir başka deyişle, nakdi sermaye dışında kalan her türlü sermaye kalemi ayni sermayeyi oluşturur.

b) Taşınır/taşınmaz olmalarına göre: Ayni sermaye içinde de sermaye kalemleri taşınır/taşınmaz olmalarına göre ikiye ayrılırlar.

i. Taşınır sermaye: Taşınır sermaye, ayni sermayenin Medeni Kanunun (MK) hükümleri çerçevesinde, taşınır sayılan kalemlerinden oluşan sermaye dilimidir. Çeşitli araçlar, menkul kıymetler gibi sermaye kalemleri bu dilimde yer alır.

ii. Taşınmaz sermaye: Ayni sermaye kalemleri arasında, MK hükümleri uyarınca taşınmaz sayılanlar, taşınmaz sermayeyi oluşturur. Örneğin, ortaklığa özgülenen arazi parçaları ve bunlar üzerindeki binalar bu sermaye dilimi içinde değerlendirilir.

2- Sermaye türlerine göre sermayenin karşılıksız kalması: Sermayenin karşılıksız kalmasının neyi ifade ettiği Türk doktrininde fazlaca irdelenmemiş bir konudur. Tekinalp, bu kavramı sermayenin belli bir bölümünün yitirilmesi olarak tanımlamış; ancak konuyla ilgili geniş bir bilgi vermemiştir.6

Aynı şekilde, Pulaşlı da karşılıksız kalmayı, sermayenin bir kısmının ziyaı olarak betimlemiş, bununla tam olarak neyin kastedildiğine yer vermemiştir.7

Son olarak benzer bir tutum takınan yazar da Çevik’tir. Bu yazar da aynı, Tekinalp gibi sermayenin yitirilmesi tanımını getirmekte, ancak bunun içeriğini ortaya koymamaktadır.8

Bu konuda yargı kararları bakımından durum farklı değildir. Yargıtay içtihatları arasından sermayenin karşılıksız kalmasının detaylı şekilde tanımlandığı bir karara rastlanmamaktadır.

Ancak kimi kararlarda, yeknesak bir biçimde sermayenin kaybedilmesi ifadesine yer verildiği görülmektedir.9

Görüldüğü gibi inceleme konusu yapılan hukuki mesele bakımından Türk doktrini ve yargısı geniş ve kapsamlı bir şekilde görüş belirtmemiştir. Ancak yine de konunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu çerçevede, nakdi ve ayni sermayenin karşılıksız kalması ayrı ayrı incelenecektir.

a) Nakdi sermayenin karşılıksız kalması: Nakdi sermayenin karşılıksız kalması, ortaklığa para olarak konulan değerlerin yitirilmesidir. Bu çok çeşitli şekillerde gerçekleşebilir.

Bunlar içinde en sık karşılaşılanı ortaklığın efektif olmayan bir yatırıma girişmesi ve bu yatırıma bağladığı paranın geri dönüşünün olmamasıdır. Bu ihtimalde yatırılan paranın ortaklığın sermayesinden karşılandığını ayrıca belirtmeye gerek yoktur. 

Aynı şekilde ortaklığın sermayesinden, kendi iştirakleri veya 3. kişilere kredi kullandırması ve bu kredinin geri dönüşünün olmaması ihtimalinde de sermayenin bir kısmının yitirilmesi gündeme gelebilir.

Bu ihtimaller artırılabilir. Ancak hepsinde önemli olan ortaklığın nakdi sermayesinden bir kısmın ortaklık dışına çıkması ve ortaklığa dönmemesidir.

b) Ayni sermayenin karşılıksız kalması: Ayni sermayenin karşılıksız kalması, ortaklığın ayni sermaye kalemlerine dahil olan taşınır veya taşınmaz bir varlığın yitirilmesidir. Bu haller fiiliyatta çok farklı şekillerde tezahür edebilir.

Ülkemiz açısından en çabuk akla gelebilecek ihtimal, ortaklık binalarının deprem gibi doğal afetler; yangın gibi insan faktöründen kaynaklanan sebepler sonucunda yitirilmesidir.

Yine ortaklık taşınır sermayesine dahil olan motorlu araçların, trafik kazası, yangın gibi olgular ile fiziken yok olmaları da ayni sermayenin kısmen karşılıksız kalması sonucunu doğurur.

Bunlar ayni sermayenin fiziken yok olması örnekleri yanı sıra ayni sermayenin kayden yok olması da, sermayenin karşılıksız kalması hallerinden biridir.

Örneğin, ortaklığa kuruluş aşamasında koyulan gayrımenkullerin değeri bilirkişilerce tespit edilir ve bu değer esas sözleşmede yer alacak sermaye miktarı için esas alınır. Ancak söz konusu gayrımenkullerin, ilerleyen tarihlerde, piyasa değerlerinin yarısını kaybetmeleri halinde, sözleşmede yer alan reel sermaye değeri, sermayenin piyasa değerinin çok üzerinde görünecektir. Bu durumda da sermayenin bir kısmı karşılıksız kalmış olacaktır.

Sonuç olarak sermayenin karşılıksız kalması halleri, özellikle sermayenin türüne göre çok çeşitlilik arz eder niteliktedir. Bu sebeple, Kanunun bu halleri sınırlı sayıda belirtmeyip, hangi halde sermayenin karşılıksız kaldığının tespitini hakime ve somut olayın şartlarına bırakmış oluşu yerindedir.

Dipnotlar                                                                                                                            

 

1 Madde 324- Son yıllık bilânçodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, idare meclisi derhal toplanarak durumu umumi heyete bildirir.  Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilânçosu tanzim eder.  Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır.  Şirketin aktifleri şirket alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur.  Mahkeme bu takdirde şirketin iflâsına hükmeder.  Şu kadar ki; şirket durumunun ıslâhı mümkün görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflâs kararını tehir edebilir.  Bu halde mahkeme, envanter tanzimi veya bir yediemin tâyini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu tedbirleri alır.

2 Madde 139- Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak:

1. Para, alacak, kıymetli evrak ve menkul şeyler;

2. İmtiyaz ve ihtira beratları ve alâmeti farika ruhsatnameleri gibi sınai haklar;

3. Her nevi gayrimenkuller;

4. Menkul ve gayrimenkullerin faydalanma ve kullanma hakları;

5. Şahsi emek;

6. Ticari itibar;

7. Ticari işletmeler;

8. Telif hakları, maden ruhsatnameleri gibi iktisadi değeri olan sair haklar konabilir.

3 Madde 269- Anonim şirket, bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle mesul bulunan şirkettir.

4 PULAŞLI Hasan, Şirketler Hukuku, Adana, 2003, 4. Bası, sayfa 59.

5 Madde 83- Mevzuu para olan borç memleket parasıyla ödenir.

6 POROY/TEKİNALP/ÇAMOĞLU, Tekinalp Ünal, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul, 2000, 8. Bası, sayfa 771.

7 Pulaşlı, sayfa 937.

8 ÇEVİK Orhan Nuri, Anonim Şirketler, Ankara, 1988, 3. Bası, sayfa 1092.

9 Yargıtay 11 HD, T. 28.10.1982, E. 4054, K. 4223; Yargıtay 11 HD, T. 07.06.1982, E. 2820, K. 2734; Yargıtay 11 HD, T. 21.12.1998, E. 7776, K. 9122; Yargıtay 19 HD, T. 01.11.2001, E. 4679, 6959.