|
||||||||||||||||||||||
|
|
Mahkemece takdir olunan vekalet ücretinin avukata aidiyeti konusunda Yargıtay uygulamasına bir bakış Halûk
Burcuoğlu Bilindiği üzere 2 Mayıs 2001 tarihli ve 4667 sayılı Yasa ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden avukatı doğrudan ilgilendiren biri de 164.maddede yapılandır. Bu çalışmada, avukatlık ücretini tümüyle yeniden düzenleyen yeni 164.maddenin 5. ve son fıkrası hükmü üzerinde durulacaktır.
164. maddedeki değişiklikte sonraki Yargıtay uygulamasına göz atıldığında, değişikliğin hemen akabinde, bazı Dairelerin 164. maddenin 5. fıkrası söylemini esas alarak, mahkeme kararında, vekalet ücretinin vekil edene ödenmesinin yanlış olduğu yönünde görüş belirttiklerini anımsatalım. Bu yöndeki uygulamaya örnek olarak şu kararlar gösterilebilir: Y. 9. HD.’nin 24.09.2004 t. ve E. 2002/ 20791, K. 2002/ 17559 sayılı kararı (Yargı Dünyası Şubat 2003, Sayı 86, s. 75 – 76) : “... hüküm altına alınacak vekalet ücretinin 4667 sayılı Yasa ile değişik Avukatlık Kanunu’nun 164/ son maddesi uyarınca avukata ait olacağı kabul edilmelidir. Mahkemece bu hukuksal olgular gözden kaçırılarak davanın açıldığı tarihe göre vekalet ücretine ve davalı asile ödenmesine karar verilmesi hatalıdır”. Y. 14. HD.’nin 26.05.2003 t. ve E. 2003/ 3410, K. 2003/ 4287 sayılı kararı (Yargı Dünyası Kasım 2003, Sayı 95, s. 76- 77) : “...karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı vekili yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken ...”. Buna karşılık, Yargıtay’ın diğer dairelerinde ve giderek yoğunlaşan bir biçimde, yeni 164.maddenin son fıkrasının açık söylemine rağmen, mahkemece takdir edilecek vekalet ücretinin avukata değil, vekil edene ait olduğu görüşü benimsenmiş ve mahkemelerce verilen kararlarda, kararın avukat lehine vekalet ücretine ilişkin kısmı, düzeltilerek onanma yoluna gidilmiştir. Bu yöndeki çok sayıda karara örnek olarak şunlar gösterilebilir : Y. 1. HD.’nin 19.06.2003 t. ve E. 2003/ 7052, K. 2003/ 7435 (Yargı Dünyası Eylül 2003/ Sayı 93, s. 86 – 87), Y. 10. HD.’nin 01.07.2003 t. ve E. 2003/ 4552, K. 2003/ 5446 (Yargı Dünyası Ekim 2003, Sayı 94, s. 79 – 80), Y. 18. HD.’nin 09.09.2003 t. ve E. 2003/ 5158, K. 2003/ 6056 (YKD 2003, Sayı 11, s. 1736 – 1737), Y. 18. HD.’nin 23.06.2003 t. ve E. 2003/ 3755, K. 2003/ 5372 (YKD 2003, Sayı 10, s. 1410 – 1412), Y. 5. HD.’nin 27.01.2003 t. ve E. 2002/ 19840, K. 2003/ 159 (Yargı Dünyası Temmuz 2003, Sayı 91, s. 39), Y. 4. HD.’nin 08.04.2004 t. ve E. 2003/ 14471, K. 2004/ 4578 ve 08.07.2004 t. ve E. 2004/ 2220, K. 2004/ 9142 (son iki karar arşivimde mevcuttur) sayılı kararları. Bu çalışmada Y. 4. HD.nin son iki kararındaki, Avukatlık Kanunu’nun yeni 164. maddesinin son fıkrası hükmünün açık söyleminin aksi yönündeki, vekalet ücreti vekil edene aittir içerikteki görüşünün gerekçelerine yer vereceğim. Belirteyim ki, Yüksek Daire’nin her iki kararındaki gerekçeleri özdeştir. Bu gerekçeler aynen şöyle ifade edilmiştir: “Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK.). Bu bağlamda, yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir. (HUMK. m. 417/1, m. 432/b.6). Diğer yandan, 4667 sayılı Yasanın 77.maddesi ile değiştirilen Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğu belirtildiği gibi; bu hükme koşut bir düzenleme de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde ‘Yargı yerlerinde avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti’ biçiminde yer almıştır. Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümleri kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin –ve bu bağlamda vekalet ücretinin- davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası’ndaki, ‘vekalet ücreti avukata aittir’ biçimindeki düzenleme, hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki ‘bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez’ biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır. Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK.’nun 438. maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür”. Yargıtay uygulamasında giderek yoğunlaşan biçimde geliştirilen mahkemece takdir olunacak vekalet ücreti avukata değil, avukatın vekili olduğu kişi lehine hükmedilir görüşüne katılmadığımı belirtmek isterim. Yargıtay’ın bu görüşünün, ne denirse densin, yeni 164. maddenin son fıkrasının söylemine de, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 4. maddesinin “Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti” ibaresiyle de bağdaşmamaktadır. Belirteyim ki, Yüksek Yargıtay da bu bağdaşmazlığın ayırdındadır ve bu nedenle, görüşünü doğrulamak üzere ciddi bir takım gerekçeler bulmak gereksinimini duymuştur. Yüksek Yargıtayca öne sürülen HUMK.’nun 423.maddesinin 6 no.lu bendindeki “Dâvanın ehemmiyetine göre kanunu mucibince takdir olunacak vekil ücretleri” nin yargılama giderlerinden sayılması ve 29.05.1957 t. ve 4/ 16 sayılı İBK.’na göre, hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan yargılama giderlerinin hüküm ile birlikte karara bağlanması gereğinin, takdir olunacak vekalet ücretinin aidiyeti ile ilgilendirilmesi son derece güçtür kanısındayım. Bu hükümden ve Y. İBK.’ndan yargılama giderlerinin aidiyetinden çok, kime yükletileceğine ilişkin çıkarımlar yapılabilir. Yine, bu görüşün doğrulanması için ileri sürülen “yargılama ve hüküm ancak davanın tarafları hakkında verilebilir” gerekçesinin de, vekalet ücretleri bakımından çok yerinde olmadığı söylenebilir. Yüksek Yargıtay, Avukatlık Yasası’ndaki düzenlemenin bu temel ilkeye yönelik olmadığını ifade etmektedir. Şayet böyle ise, yasa koyucunun, niçin Avukatlık Yasası’nın 164. maddesine bu son fıkrayı getirdiği sorusuna yanıt vermek gerekecektir. Burada unutulmamalıdır ki, 164. maddenin değişiklikten önceki halinde de “... tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir” hükmü yer almaktaydı. Buna rağmen, yeni 164. maddenin son fıkrası önemli bir değişiklik içermektedir. Önceki hükümde, vekalet ücretinin avukata ait olmayabileceğinin yazılı sözleşme ile kararlaştırılabileceği kabul edilmiş iken, yeni hükümde, bu olanak ortadan kaldırılmıştır. Bir diğer söyleyişle, yeni hükümde, mahkemece takdir olunacak vekalet ücretinin avukata aidiyeti daha da vurgulanmış bulunmaktadır. Öte yandan, Yüksek Yargıtay’ın görüşüne, kanımca asıl destek olabilecek hüküm, HUMK.’nun 424.maddesi idi. Bu maddenin 1. cümlesinde aynen “421 inci maddenin ikinci fıkrasına ve maddei sabıkanın altıncı numarasına tevfikan takdir olunacak ücretler ancak iki taraf arasında muteberdir” denilmektedir. Bu cümledeki “maddei sabıkanın altıncı numarası”ndan anlaşılması gereken, bir önceki 423. maddenin, yukarıda aktarılan 6 no.lu bendi olsa gerektir. Cümlede sözü geçen “iki taraf arasında muteberdir” ibaresindeki iki taraf da, ancak davanın iki tarafı olabilir. HUMK.’nda böylesine düzenlemeler varken, Avukatlık Kanunu’nda, mahkemece takdir olunacak vekalet ücretinin avukata ait olduğunu söyleyen yeni bir kural getirilmişse, bunun amacı, ancak ve ancak, HUMK.’nun sözü geçen düzenlemelerini değiştirmek olabilir. Öyle ya, Avukatlık Kanunu’nda böyle bir düzenleme olmasaydı, HUMK. düzenlemelerine göre, mahkemece takdir olunacak avukatlık ücretinin, davasını avukat aracılığıyla yürüten kişinin, bu ücret ile, avukatına ödeyecek olduğu veya ödediği ücreti hiç olmazsa kısmen karşılaması düşünüldüğü söylenebilirdi. Yine belirtmek gerekir ki, avukatın, ücretini doğrudan karşı taraftan talep ve tahsil edebilmesi HUMK.na yabancı değildir. Gerçekten, Adil Müzaheret halinde HUMK.’nun 472.maddesi aynen “Müzahereti adliyeye nail olan kimse için tâyin edilen vekil kendi ücret ve masrafını aleyhine hüküm verilmiş olan diğer taraftan doğrudan doğruya talep ve istihsale mezundur” hükmünü içermektedir. Yüksek Yargıtay’ın görüşünü doğrulamak üzere gündeme getirdiği 164. maddenin son fıkrasının son cümlesi hükmünün bu şekilde yorumlanamayacağı kanısındayım. Gerçekten “Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez” içerikli bir cümle, mahkemece takdir olunan vekalet ücretinin vekil eden iş sahibine ait olamayacağını bir kez daha çok güçlü biçimde yinelemektedir. Öyle ya, vekalet ücreti vekil eden iş sahibine ait olsaydı, iş sahibinin bu alacağı hiç kuşkusuz borcu nedeniyle takasa konu olabilecekti. Yüksek Yargıtay’ca benimsenmiş görüşün, önemli bazı sakıncaları da olabilir. Mahkeme’ce bir taraf lehine karar verilmiş, ancak, kendisini vekil ile temsil ettirmiş bu taraf bakımından, vekalet ücreti takdiri atlanmış ya da bu ücret düşük takdir edilmiş olabilir. Dava lehine karara bağlanmış olan kişi, kararı temyiz etmediği takdirde veya diğer tarafın temyizine cevap vermediği takdirde ne olacaktır? Avukat, Yüksek Yargıtay’ın görüşü çerçevesinde, davanın tarafı olmadığından, kararı temyiz edemeyeceğine göre, mahkemece takdir olunması gerekip de, takdir edilmemiş ya da düşük takdir edilmiş vekalet ücretini, avukat kimden, neye dayanarak, nasıl isteyebilecektir? Bu soruya yanıt vermek, kişinin temyize zorlanamayacağı temel ilkesi ile birlikte düşünüldüğünde, büsbütün güçleşecektir. Yüksek Yargıtay’ın benimsediği görüşün yol açabileceği bir başka hukuki sorun da şudur: Avukatlık Kanunu’nun 164.maddesinin son fıkrasındaki hüküm, yalnızca vekil eden ile vekil avukat arasındaki ilişkiye yönelik ise, bu ilişki çerçevesinde, iç ilişkide, her hal ve kârda vekil avukata verilmesi gerekecek olan vekalet ücretinin, vekil eden lehine hükmolunması hukuken nasıl yorumlanacaktır? Acaba, vekil eden iş sahibi, sözü edilen ücreti vekil avukat adına mı elde etmiş olacaktır? Şayet, durum bu ise, vekil eden iş sahibi, vekil avukatın vekili ya da temsilcisi mi sayılacaktır? Şayet bu bir temsil ilişkisi olarak yorumlanacaksa, bu temsil doğrudan temsil mi, yoksa dolaylı temsil mi sayılacaktır? Doğrusu ya, dolaylı temsil daha cazip gelmektedir. Dolaylı temsil bağlamında vekil eden iş sahibi lehine hükmolunan vekalet ücretini kendi adına, fakat vekil avukat hesabına elde etmiş olacaktır. Bu yöntemlerin tümünün son derece yapay kaldığı ve zorlama ürünü olduğu açıktır. Bunların yerine, yeni Avukatlık Kanunu’nun 164.maddesinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 4. maddesinin açık söyleminde belirtildiği gibi, mahkemece takdir olunacak vekalet ücretinin avukata ait olduğunun ve mahkemelerin bu vekalet ücretini avukat lehine hüküm altına almalarının çok daha kolay ve doğru olacağı inancındayım.
|
|||||||||||||||||||||