Cezaevi yerine üniformalı “ucuz işçi pazarı”:

Yeni Ceza İnfaz Kanunu Tasarısı iyileştirir mi?

Ozan Gülhan
Avukat, İstanbul Barosu

Sevcan Turkan
Stj. Avukat, İstanbul Barosu

Ceza Hukuku “devrim”ine, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun (Yeni Ceza İnfaz Kanunu) Tasarısı ile devam ediliyor. Görüldüğü kadarıyla “devrim”, yeniden oluşturulan üç yasa üzerinden  temelleniyor: Kanunlaştırılan Yeni TCK, tasarı halindeki CMUK ve CİK... Yeni TCK “dışarısı”nın güvenliğini, Yeni İnfaz Yasası da “içerisi”nin güvenliğini sağlama misyonu üzerinden şekilleniyor. Saç ayağının en hassas bacağını oluşturan Yeni Ceza İnfaz Kanunu Tasarısı da diğerlerini aratmayan gerici-baskıcı hükümler ihtiva ediyor.

AB’ye uyum çerçevesinde 17 Aralık 2004 tarihine kadar kanunlaştırılma sözü verilen Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı, Devletin gelecek dönemde izleyeceği cezaevi politikasını ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. İçeriği gündeme gelmeyen/getirilmeyen, irdelenmeyen Tasarı, Yeni TCK’da da olduğu gibi muğlak ve yoruma açık hükümleriyle cezaevi yetkililerine keyfi davranma imkanı sağlıyor. Mevcut İnfaz Yasası’ndan tamamen ayrı bir içeriğe sahip olan Tasarı, hükümlülere tek tip elbise dayatmasından zorla çalıştırmaya, disiplin cezalarından D ve F tipi cezaevlerinin meşrulaştırılmasına, açlık grevi ve ölüm oruçlarına müdahaleden kısıtlanan “haklar”a kadar birçok baskıcı ve anti-demokratik hüküm ihtiva etmektedir.

Cezaevleriyle ilişkili olarak, 12 Eylül sonrasında başlatılan, ancak sonuca ulaştırılamayan “reform” çalışmaları, 19 Aralık 2000 tarihindeki “Hayata Dönüş Operasyonu”nun “başarısı” ile hızlandırıldı. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer başkanlığındaki 20 kişilik bir komisyona Yeni Ceza İnfaz Kanunu Tasarı hazırlattı. 647 sayılı 1965 tarihli mevcut Cezaların İnfazı Hakkında Kanun 4 ek, 10 geçici ve 21 asıl maddeden oluşmaktayken mevcut yeni Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı ile, 129 maddelik “yepyeni” bir kanun oluşturuldu.

Hükümlüysen hastasın (!)

Devletin hükümlüye bakış açısı, daha Tasarı’nın başında, 5/c maddesinde kendisini gösteriyor: “Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır.”

Aynı durum, 6. maddede tedbirlerin amacında da ortaya çıkıyor: “Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlerle diğer tedbirlerin uygulanmasında öncelikli amaç hükümlünün iyileştirilmesidir.” Üzerine basılarak yapılan “hükümlüyü iyileştirme” söylemi, hükümlüye hasta gözüyle bakıldığını göstermektedir. Tasarıya hastalığın teşhisi ile başlanılmakta tedavi yöntemleri ise ilerideki maddelere bırakılmaktadır.

D ve F tipi cezaevleri meşrulaştırılıyor...

Bilindiği gibi, D ve F tipi olarak adlandırılan cezaevleri, Terörle Mücadele Kanunu’nun 16. maddesindeki “tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumları” düzenlemesinden yola çıkılarak inşa edilmeye başlanmış; ancak tam olarak meşru bir zemine oturturulamamıştı. Tasarının “sıkı güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 10. maddesi ile bu tür cezaevlerinin meşrulaştırılması hedeflenmektedir. 32. maddede belirtildiği üzere, “Hükümlüler, (...) odalarında barındırılmayan diğer hükümlülerle temas edemezler, nöbetçi infaz ve koruma memurları ve kurumun diğer görevlileri ile ivedi hâller dışında bireysel temaslarda bulunamazlar. Toplu hâlde temas yasaktır.”

Bu tecrit, Tasarının gerekçesinde kaynağı belirsiz bir atıfla hükümlülerin yararınaymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır: “Bir ünlü yazar, İngiliz ceza infaz kurumlarındaki isyanların nedenini kalabalıklaşmaya, kötü yaşam koşullarının sevk ettiği kin ve husumetlere ve adaletsizliklerin bir tür bileşik etkisine bağlamaktadır. Güvenlik ve düzenin birlikte geçerli olması, kurum içerisinde, elbetteki güçlü ve etkin bir denetim düzeninin varlığına bağlıdır. Tasarı bu gerekleri vurgulayan hükümlere yer vermiş bulunmakta ve böylece, çeşitli hükümleri ile güvenlik ve düzen arasındaki dengeyi sağlamaya çalışmaktadır”.

Kısaca, D ve F tipi cezaevleri, mahkumların güvenliğinden başka bir amaca hizmet etmemektedir!

Açlık grevi ve ölüm oruçlarına müdahale

TCK’nın 298. maddesi ile, suç kapsamına alınan ölüm orucu ve açlık grevi, Tasarıda da es geçilmeyen konulardan birini oluşturuyor. 24. maddeye göre, hükümlülerin “...bilerek kendi yaşamlarını ve bedensel bütünlüklerini tehlikeye düşürecek eylemlere girişmeleri cezanın yerine getirilmesine katlanma yükümlülüğünün ihlâli sayılır.” Bu durumda uygulanacak olan disiplin cezalarına ilaveten 82. maddede “...bu hareketlerin kötü sonuçları ile bırakacağı bedensel ve ruhsal hasarlar konusunda ceza infaz kurumu tabibince bilgilendirilirler. Psiko-sosyal hizmet birimince de bu hareketlerinden vazgeçmeleri yolunda çalışmalar yapılır ve sonuç alınmaması halinde beslenmelerine kurum tabibince belirlenen rejime göre uygun ortamda başlanır.” düzenlemesi getirilmektedir. Bu düzenlemeyle, mahkumların tepkilerini dile getirme yöntemi olan direnme hakkı ellerinden alınmaya çalışılmaktadır.

Zorunlu çalıştırma: Modern kürek mahkumluğu

Tasarının en çok konuşulan maddelerinden biri olan “hükümlülerin çalıştırılması” başlıklı 27. maddesinde, “Hükümlü, ceza infaz kurumunda, işyurtları veya atölyelerde çalışmakla yükümlüdür.” denilerek zorla çalıştırılmanın yolu açılmaktadır. Ayrıca “kurum dışında çalıştırma” başlıklı 28. maddede de, “...açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya hak kazanmış hükümlüler ile açık ceza infaz kurumunda bulunanlar, kurum dışındaki tarım, deniz ve su ürünleri avcılığı, inşaat, yol, maden ve orman gibi iş alanlarında ekip hâlinde çalıştırılabilirler.” denilmektedir. Her ne kadar 27. maddenin devamında, bunun amacı, “hükümlülerin salıverilmelerinden sonra yaşamlarını sürdürecek meslek ve sanatları öğrenmelerini sağlamak, çalışma ve üretme güdülenmelerini kişiliklerinde yerleştirmek veya güçlendirmek” olarak belirtilse de, asıl neden bundan çok daha farklıdır. Çok düşük ücretlerle çalıştırılacak hükümlüler, hem ucuz emek kaynağı olacak hem de emir-komuta ilişkisi çerçevesinde (özellikle siyasal hükümlüler düşünüldüğünde) bunlara karşı ideolojik bir kuşatılma sağlanmaya çalışılacaktır. Cezaevlerinin “ucuz işçi pazarı” haline getirilmesini dört gözle bekleyen sermayedarlar, daha şimdiden cezaevi ihaleleri konusunu gündemlerine almışlardır.

Tabii ki, iş yalnız burada kalmamakta, cezaevlerinin özelleştirilmesi yolunda da dev bir adım atılmaktadır. “Hükümlülerin çalışarak üç beş kuruş kazanması fena mı yani?” diye sorabilecek olanlar için de açıklayalım. Disiplin cezaları arasında yer alan, “iş karşılığı verilen ücretten kesme”yi düzenleyen Tasarının 39. maddesi, “gerekli özeni göstermeme” gibi muğlak bir kavramla bile, hükümlünün yaptığı iş karşılığında aldığı paraların geri alınabilmesine imkan vermektedir.

“Haklar”ın geri alımı: Disiplin cezaları

Disiplin cezaları ile ilgili hükümler, Tasarının 35-50. maddelerinde düzenlenmektedir. 36. maddede belirtildiği üzere, “Hükümlü hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları şunlardır: a) Kınama, b) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma, c) İş karşılığı verilen ücretten kesme veya işten bütünüyle yoksun bırakma, d) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama, e) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma, f) Hücreye koyma, g) Koşullu salıverilmenin geri bırakılması, h) Bir kurumdan diğer kuruma nakletme veya nakletmeme.”

İlerleyen maddelerde ise, bu disiplin cezalarının içeriği ve hangi hallerde uygulanacağı ayrı ayrı düzenlenmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; yatma planına uymamak, idarece verilen eşya ve şeyleri kötü kullanmak, kişisel temizliğe ve çevre temizliğine dikkat etmemek, idarece alınan sağlık önlemlerine uymamak, kurumda gereksiz gürültü yapmak, olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu amaca yönelik gruba katılmak, açlık grevi yapmak, protesto amacıyla idarece verilen yemeği topluca almama eylemine katılmak, kurum işyurdu yönetim kurulunca uygun görülen işte çalışmamak, herhangi bir şeyi protesto amacıyla veya idareye karşı toplu olarak “sessiz direniş”te bulunmak, “gereksiz” olarak marş söylemek veya slogan atmak, hükümlü ve tutukluların beslenmelerini engellemek, açlık grevine ve ölüm orucuna teşvik veya ikna etmek, bu yolda talimat vermek, suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yapmak veya yaptırmak vs. disiplin cezası için yeterlilik ölçütüdür.

Tasarının “ödüllendirme” başlıklı 51. maddesine göre, “Kurum içindeki ve dışındaki genel durumları, iyileştirme faaliyetlerine ilgileri ve uyumları, kurum düzenine uyumları, kendilerine verilen işlerdeki gayretleri gibi beklenen davranış ve tutumları gösteren hükümlülere teşvik esaslı ayrıcalıklar tanınır.” Kısaca, Tasarıda, yalnızca ceza ile sonuca varılamayacağından hareketle “ödül” de unutulmamıştır!

Yayınlardan yararlan(ama)ma hakkı

Tasarının 62. maddesi “süreli ve süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”nı düzenlemektedir. Maddeye göre, “Odalarda, gereksinimden çok yayın bulundurulmaz. (...) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.” Hükümlüye ancak, “gereksinimden fazla olmamak” ve “kurum güvenliğini tehlikeye düşürmemek” gibi muğlak ve yoruma açık kavramlar kapsamında okuma izni verilmektedir. Şu anki uygulamada bile, hücrede üçten fazla kitap bulundurmaya izin verilmediği ve dışarıda serbestçe satılabilen ve yasal olan her yayının cezaevine sokulamadığı düşünüldüğünde, gelecekteki uygulamanın keyfiyeti kendini daha da açık gösterecektir.

Keza, hükümlünün radyo ve televizyon yayınlarından yararlanma hakkını düzenleyen 67. maddedeki “‘yararlı olmayan’ yayınların izlenmesini(n) ve dinlenmesini(n)” engellenmesi de, aynı sonuca varmaktadır.

Tek tip elbise dayatması...

Tasarının “hükümlünün giydirilmesi” başlıklı 64. maddesine göre, “Kişisel elbisesini giymesine izin verilmeyen hükümlüye, yazlık ve kışlık olmak üzere iklime uygun, sağlığa ve çalışmaya elverişli giysi verilir; hükümlünün bu giysiyi giymesi zorunludur.” Bu madde ile, 1984 yılında uygulamaya konulmaya çalışılan ve ölüm orucu eylemlerinde dört mahkumun ölmesi üzerine geri çekilen tek tip elbise dayatması tekrar gündeme getirilmektedir. Tek tip elbise dayatması ile amaçlanan, hükümlülerin yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da tek tipleştirilmesidir.

Tasarının bir diğer özelliği de tutuklu-hükümlü ayrımı yapmasıdır. 119. maddede belirtildiği üzere, tutuklular kişisel giysilerini giymeye devam edebilmektedir. Ayrıca, istemedikleri sürece de, zorunlu çalıştırmaya tabi tutulamamaktadırlar.

“AB demokrasisi”ne uygunluk…

Tüm bu gerici-baskıcı hükümleri ihtiva eden Tasarının kanunlaşma sürecinin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in vetosuna ya da “AB demokrasisi”ne takılacağı kolaycılığına kaçacak olanlar mevcut olabilir. Cumhurbaşkanı vetosu konusunu, Tasarının laiklik karşıtı hükümler içermediğini söyleyerek  geçebiliriz! “AB demokrasisi” konusunda ise, 21 Ocak 2001 tarihli iki haberden aynen alıntı yapmakla yetinebiliriz. İlki dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yaptığı bir açıklama ile ilgili: “Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun Komisyonu'nun toplantısında konuşan Türk, yeni düzenlemede, BM standartları ve Avrupa Konseyi’nin cezaevleri kurallarının da dikkate alınacağını belirtti. Türk, Terörle Mücadele Kanunu’nun 16. maddesi, infaz hakemliği ve izleme kurullarına ilişkin kanun tasarılarının da bir an önce tamamlanması gerektiğini kaydetti. Türk, şunları söyledi: ‘F tipi cezaevlerinin bu tasarılar yürürlüğe girmeden açılmayacağını ilan ettik. Biz dünya önünde bu konuda söz vermiş bulunuyoruz. Avrupa Parlamentosu cezaevleri konusunu ikinci kez ele aldı. Cezaevlerimizin dünyanın ilgi odağında olduğunu unutmayalım.’”1 İkincisi ise, Lord Russel Johnson’ın düzenlediği bir basın açıklaması ile ilgili: “Türkiye'de tartışma yaratan F tipi cezaevlerine Avrupa'dan destek geldi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı İngiliz parlamenter Lord Russel Johnson, dün düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'deki cezaevi reformuna destek verdi. Johnson, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin küçük hücrelere geçilmesi tavsiyesi sonucu, Türkiye'nin F tipi cezaevlerine yönelik reforma gittiğini belirtti.”2 Bizce yeterli!...

Sonuç olarak, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı ile, 80 sonrasında hedeflenen, ancak “ölü doğan” cezaevlerini “ıslah” amaçlı kanunlaştırma hamlesi, “hayata döndürülmeye” çalışılmaktadır. Tasarının kanunlaşmasını önlemek ise, cumhurbaşkanı vetosu ve “AB demokrasisi”nden medet ummaktan fazlasını gerektiriyor!...

Dipnotlar      

1http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2001/01/23/guncel/guncel2.html

2http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2001/01/23/guncel/guncel3.html